Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Türkiye: 3 - Gürcistan: 1 | Molotof kokteyline müebbet hapis... | AK Parti'de "Uludere" çatlağı !... | “Amnesty International”ın 2012-ci il hesabatında – Azərbaycan | Nicat Əliyev Kürdəxanı istintaq təcridxanasına göndərilib | İtkin jurnalistin sorağı həbsdən gəldi | CHP'nin 4+4+4 iptal başvurusuna ret.. | İran ve 5+1 ülkeleri arasında nükleer kriz çözülüyor .. | Ay. Misbah Yezdi: Ayetullah Behcet, mücadelenin kültürel boyutunu vurgulardı! | Irak'ta iki İranlı ziyaretçi şehid edildi |
Spor-Aktüel | Bilim Teknoloji | Velayet-i Fakih | Güncel | Dünya | Siyaset | Eğitim Kültür | İnsan Hakları | Yaşam Sağlık |
Site içi Arama 
GENÇ KALEMLER
Hüseyin Tugay

Suçluyu Irak’ta mı Arıyorsun?
FATİH KAHRAMANİ

OLMAYAN SEVGİLİYE
Mustafa K.Taşpınar

DUA
Habib YAZAR

Kur'an Geldi, Fakirlik Kalktı
Serdar GÜNDOĞDU

KÖRLER ve SAĞIRLAR
Ali Mert

BİR ANAYASA TEKLİFİ DE BİZDEN-IV-
Ebuzer GÖKTAŞ

Dünya Müslüman Kadınlar Günü
Leyla GÖK

ERKEK VE KADIN
Feride Aliyeva

ANNEM
Öztürk ADIYEKE

YOBAZLIK MI, CEHALET Mİ, UŞAKLIK MI BİLİNMEZ
Aliekber Kocaaslan

TEPKİSİZLİĞE TEPKİ
Zehra Kıran

BAZEN
Arzu ÇETİNKAYA

FATIMA'NIN (S.A) ŞEHADETİ
Mehmet DEMİRER

BİR OLUP ÇÖZELİM KÖRDÜĞÜMÜ
HASİBE YEŞİL

HAZAN YAPRAĞININ SON BAKIŞI
ALINTI YAZILAR
Hüsnü Mahalli

İsrail Kıbrıs'ta
Orhan Dede

NATO zırvaları
Bülent ESİNOĞLU

"Amerika'ya Karşı Sorumluluklarımız Var"
Levent GÜLTEKİN

Hayrettin Karaman'a kızanlar neyi savunuyorlar?
Ahmet TAKAN

Gül’e gaz mı veriliyor?.. Yoksa Gül birilerine mi gaz veriyor?..
Sabahattin Önkibar

Haham Tuncay’dan, Ergenekon rejim değişikliğine araçtır itirafı
Murat ÇABAŞ

Füze kalkanı ve NATO, ABD’nin güdümünde
Hüseyin Vodinalı

İsrail’in “Düşman” Olmasında Nasıl Bir Yarar Var
Doç. Dr. Mehmet Seyfettin EROL

Bayram değil, seyran değil, NATO bizi niçin öptü?
Haydar Cemal

İslam ülkelerinde bahara doğru
Hasan DEMİR

Belgelerle iktidarın Suriye harakirisi!
Prof. Dr. Ata ATUN

İsrail Üssü ve Oyunun Kuralı
İbrahim Karagül

O kurşun atıldı!
Semih İdiz

Dışarıda bizi sıcak bir yaz bekliyor
Abdulkadir Özkan

Isıtan ortada, ısıttıran nerede?
Arslan Bulut

Karaman Hoca’ya öğrencisinden uyarı...
Serdar Akinan

Suriye olmadı Lübnan verelim mi?
Prof.Hüseyin Hatemi

Dünya ve Türkiye
Mehmet UYSAL

Kilis'e Rahmet Olarak Gelen Muhacirler
Fikret Ertan

İsrail-Çin: Çok önemli ilişkiler
Taha Kılınç

“Allah’ın demokrasisi” ?!
Ali Haydar Aksal

Uludere gerçeği bize neyi anlatıyor?
Deniz Ülke Arıboğan

Suriye'de El Kaide devrede !
Mehmet Ali GÜLLER

Kosova’da Gerilla Eğitimi!
İsmail MÜFTÜOĞLU

Yalnız Kalan Şövalye
Yılmaz ÖZDİL

Minare burada peki kubbe nerede?
Ali Bulaç

'Türkiye İslamı'nın üç versiyonu
Muharrem Bayraktar

Suriye’de işler karıştı
Akın Aydın

Suriye halkı bakın ne diyormuş
Savaş SÜZAL

NATO zirvesi sonunu bekleyin
Ertuğrul ÖZKÖK

Suriye'de Durum Bize Anlatıldığı Gibi Değilmiş!
Akif Emre

Türkiye Irak'ın bütünlüğünü istiyor mu?
M. Hilmi Yıldırım

Uluslararası toplum, uluslararası yalandır
Türker ERTÜRK

Yetki ABD'den
Zeki Ceyhan

Karışık işler!
Mehdi aksu

Hz. Ali'den yöneticilere-3
ANKET

Yönetici :..

İslami İran Avrupa ülkelerine karşı yaptırımlarını kaldırmalı mı?

Seçenekler
A)evet. kaldırmalı
B)hayır. kaldırmamalı

Sonuçları Göster

ÇOK OKUNANLAR
n TIME yazdı: Gülen cemaati, para bağışı ve eğitim sistemi
n Toprak satışıyla ortaya çıkan yeni tehlike
n Suriye'de yaşanan son gelişmeler....
n Kırıkkale'de Hz Fatıma'nın (sa) doğum günü etkinliği yapıldı / FOTO
n 'Sözde Mücahitler!' İstanbul'da El Kaide ile görüşmüş
n Türkiye'yi ne bekliyor?
n Türkiye Bağdat yerine Kürtlere odaklandı
n Bahreynli kadınların direniş sembolu Zeynep Al Khawaja'dan mektup
n Ay. Misbah Yezdi: Ayetullah Behcet, mücadelenin kültürel boyutunu vurgulardı!
YORUMLANANLAR

 Kırıkkale'de Hz Fatıma'nın (sa) doğum günü etkinliği yapıldı / FOTO

 Iskarta tanka 500 milyon avro

 TIME yazdı: Gülen cemaati, para bağışı ve eğitim sistemi

 Gül: İleri görüşe sahip olmayan Avrupalı liderler, milyonların hayatını etkiledi

 'Nikotin, esrar ve eroinden daha fazla bağımlılık yapan bir madde'

ÜYE GİRİŞİ

Kullanıcı Adı

 
Şifre  
   

Üye Olun | Şifremi Unuttum

 

 
ALİ' NİN SİYERİNDE İLAHİ NURUN TECELİSİ
20/04/2009 - 23:12

Hüseyin Beheşti

 

“Yıkıldı hidayet direği vallah”

Kaybetti oğlunu Kâbe o sabah

                   (Şehrullah – Musa Aydın)

 

Giriş

 

İmam Ali a.s hakkı haykırma ve İslam’ın selametini düşünme konusunda gerçekten eşi-benzeri görülmemiş bir yöntem izlemiştir. Ne ondan önce ne de ondan sonra böylesi bir direnişi kimse sergileyememiş ve onun İslam için çektiği çileleri çekmeye kimse yanaşmamıştır. İmam Ali a.s hakikati haykırmada herkesi geride bırakmış ve nefsini öylesine bu yola davet etmiştir ki o İmam’a itiraz etmeden istediğini yapmıştır. İmam Ali a.s şeytana çığlıklar attıran ikinci kişidir. İlk Hz. Resul s.a.a bu çığlıkları risaletini açıkladığında şeytana attırmış ve daha sonra da İmam Ali a.s musibetler karşısında sürekli Allah’a bağlanarak hiçbir şekilde tek bir şüpheye bile yer vermeyen bir imanının olduğunu göstermiştir. Öyle ki bu konuda Nehc’ül Belaga’da kendi durumunu açıklamak için şöyle buyurmuştur:

 

“Perde kaldırılırsa bile yakıynim artmaz benim”(Nehc’ül Belaga – Özlü Sözler)

 

İşte İmam kendini bu şekilde tanımlıyordu. Ondaki Allah’a bağlılık öyle bir seviyedeydi ki âlemler arasındaki perdeler kaldırılsa bile yakininin artmayacağını söylüyordu İmam.

İmam hakikate bağlıydı, onunla arasında hiçbir şey kalmamıştı. Her şeyi ilk kaynağından öğreniyordu. O kendi dünyasını insanların dünyasından ayırmıştı. Bedeni kulluktaydı ama kalbi cennette. O tam da kendini böyle tanımlıyordu:

 

“Gerçekten de ben o toplumdanım ki Allah yolunda onlar, kınayanın kınayışına aldırış etmezler; yüzleri gerçeklerin yüzleridir; sözleri hayırlı kişilerin sözleri. Geceyi kullukla geçirip mamur ederler; gündüzü hidayetle geçirip uyanlara alem kesilirler. Onlar, Kur'an ipine yapışmışlardır; Allah'ın buyruklarını Resul’ünün sünnetlerini diriltirler. Ne ululanırlar, ne yüce görürler kendilerini; hıyanette bulunmazlar, bozgunculuk etmezler. Kalpleri cennetlerdedir, bedenleri kullukta”.(Nehc’ül Belaga Kasıa Hutbesi)

 

İmam Ali a.s her şeyiyle bağlı olduğu dinine, Yaradan’ına elinde ne varsa vermek için sürekli uğraştı. O üstün bir yaratılışa sahipti. Onun kadar ahdine vefalı ve onun kadar emanete bağlı bir insan daha görmemiştir insanlar. İmam Ali a.s gerçekten tarihte eşini bir kez daha göremeyeceğimiz bir insandır. Dilerseniz bu kısa girişten sonra H.z Ali a.s’ın siyerinde İlahi nur nasıl tecelli etmiş onu görelim. Onun üstün yaratılışına tanık olalım.

 

İmam Ali’nin Doğumu Üzerine Kısa Notlar

İmam Ali a.s Kâbe’nin içerisinde doğan tek insandır. İnsanların o şekilde girmelerinin yasaklandığı bir yere Hz. Ali’nin annesi Fatıma hatun adeta bir el tarafından çekilmiştir. İmam Ali a.s âlemlerin kıblesi olan bir yerde daha Müslümanlığın sesleri bile işitilmemişken tek tanrılı semavi dine inanan bir ailenin ferdi olarak doğmuştur. Doğduğu ilk gün Hz. Resul s.a.a tarafından özel bir ilgi ile karşılanmış ve ismi ilahi kaynaklarla konulmuştur. İmam Ali a.s tarihin de tanıklık ettiği üzere Kâbe’nin evladıdır. Onun doğumu tüm bir âlemin bayramı olacak nitelikte güzel bir şekilde gerçekleşmiştir. Ve o mübarek Recep ayının 15. Gününde dünyaya gelmiştir. Hz. Resul’ün s.a.a ellerinde büyütülmesi şartıyla…

 

Hz. Ali a.s ve Hz. Resul s.a.a

Hz. Ali a.s ve Hz. Resul s.a.a kardeşlikten öte ayrı bedenlerde aynı nurlardırlar. Onlar Allah’ın Hz. Resul’e buyurduğu üzere böyle yaratılmışlardır. Allah Hz. Resul’e s.a.a şöyle buyurmuştur:

 

“Ya Muhammed, ben seni ve Ali’yi bedensiz bir nur olarak yeryüzünü, gökleri, denizi ve arşımı yaratmadan önce yarattım. Sen o zaman içerisinde sürekli “la ilahe illallah” derdin, beni ulular ve tanzim ederdin. Sonra ikinizin nurunu bir araya getirerek tek nur kıldım ki bundan sonra tek nur “la ilahe illallah” söyler, beni tenzih ve takdis ederdi. Daha sonra o nuru ikiye ve ikiyi de dörde böldüm. Onların biri Muhammed, biri Ali diğer ikisi ise Hasan ve Huseyn’dir.”(Rabbani Öğütler)

 

İşte Allah’ın Hz. Ali’ye Hz. Resul’ün yanında bahşettiği makam buydu. Öyle ki Hz. Ali a.s adeta babası Hz. Ebu-Talip tarafından değil de Hz. Resul s.a.a tarafından büyütülmüştür. Hz. Ali a.s ondan sürekli bir şeyler öğrenmiş ve ilahi eğitimi Hz. Resul’ün öğrenciliğini yaparak almıştır. Onun bildiği her şey, onun ilmi, ilahi lütfün tecellisi olarak Hz. Resul s.a.a eliyle gelmiştir. Öyle ki Hz. Ali a.s bu durumu şöyle anlatır:

 

“Allah'ın salât'ı O'na ve soyuna olsun, Resulullah'a ne kadar yakın olduğumu onun katında nasıl bir mertebeye ulaştığımı bilirsiniz. Çocuktum henüz o beni bağrına basardı; yatağına alırdı; vücudunu bana sürer, beni koklardı. Lokmayı çiğner, ağzıma verir, yedirirdi. Ne bir yalan söylediğimi duymuştur, ne bir kötülük ettiğimi görmüştür. O, sütten kesildiği andan itibaren Allah, meleklerinden pek büyük bir meleği ona eş etmişti; o melek gece-gündüz, ona yücelikler yolunu gösterirdi; âlem ehlinin en güzel huylarını belletirdi. Ben de her an, devenin yavrusu, nasıl anasının ardından giderse, onun ardından giderdim; o, her gün bana huylarından birini belletir, ona uymamı buyururdu”.(Nehc’ül Belaga Kasıa Hutbesi)

Hz Ali a.s böylesi bir ortamda büyüdü ve ilimde de cesarette de tüm toplumun işaret ettiği yegâne şahıs oldu. Düşmanları bile onun doğruluğunu ve adaletini över ve ondan yanlış bir şey duyulmayacağını tasdik ederlerdi. O Hz. Resul s.a.a indinde öylesine sevilirdi ki insanlar artık onları ayırmak için Peygamber’i s.a.a olmadık sohbetlere tutuyorlar ve onunla gereksiz konuşmalara giriyorlardı. Ve Allah Hz. Ali a.s ile Hz. Resul’ü s.a.a buluşturmak için şöyle buyurdu insanlara:

 

“Ey inananlar, Peygamberle gizlice konuşacağınız vakit, konuşmaya başlamadan bir sadaka verin; bu, sizin için hem daha hayırlıdır, hem de daha temiz; bulamazsanız artık Allah, suçları örter, rahîmdir”.(Mücadele 12)

 

Böylece Ali a.s Hz. Resul s.a.a ile konuşmak için sadaka verdi ve onunla baş başa görüşmeye koyuldu. Ancak bu birlikteliği çekemeyenler çoktu. Onlar Ali a.s hakkında sürekli ileri geri konuşuyorlar ve ona sürekli iftiralar atıyorlar, Hz. Resul’ü s.a.a incitecek sözler söylüyorlardı. Üstat Kuleynî’nin el-Kâfi’de bildirdiğine göre Hz. Resul s.a.a “Şura 23” ayetini bildirdiğinde bir gurup Hz. Resul’ü s.a.a “sen amcaoğlunun pazısını kuvvetlendirmek için bu ayeti uydurdun” diyerek sıkıştırmışlardır.

İşte bu iki sevgilinin arasına böylesi acılar sokuyorlardı insanlar. Ancak Hz. Resul s.a.a hayatı boyunca asla Hz. Ali a.s ile görüşmeyi, özel sohbetler etmeyi bırakmamıştır. Her gün onunla oturup özel sohbetler etmiş ve insanlar içerisinde en fazla onunla sohbet etmeyi sevdiğini açıkça belli etmiştir. Ümm’ül Muminin Aişe bu konudan bahsederken şunları söyler:

 

“Allah Resul’ünün s.a.a en fazla sevdiği insan Ali’ydi. Her gün onunla oturur, onunla sohbet eder. O konuşur Ali dinlerdi.(…)”

 

Zaman ilerken Hz. Ali a.s Allah tarafından da sürekli insanlar için hayırlı imam olarak tanılıyordu. Ali’nin a.s tavırları ve Ali’nin a.s özellikleri sürekli övülüyordu. Allah Ali’yi a.s ayetlerinde müminlere emir olarak tanıtıyor ve Hz. Ali’nin kendi katındaki değerini insanlara bildiriyordu. İmam Ali a.s bu şekilde Hz. Resul’ün indinde Musa’nın Harun’u olduğunu öğreniyordu.

O Resul’üne sevdaların en büyüğüyle bağlıydı. O Allah Resulüne bir akraba olarak değil gerçek bir Şia olarak bağlıydı. O Allah Resul’üne bir taraftar olarak, bir imam olarak bağlıydı. Onun imanı öylesine bir yakinle perdelenmişti ki onu delebilecek tek bir güç bile yoktu.

Hz. Resul’ün s.a.a ölümü gerçekten büyük bir yıkım yarattı İmam Ali a.s için. Adeta tüm dünyanın yıkıldığını hissetmişti İmam. Hayatı boyunca belki de ilk defa birisi için ağlıyordu. Öylesine bir musibetle ağlıyordu ki, Hz. Resul’ün sevdasına gömülerek. Ve Onun ardından şöyle diyordu:

 

“Sabır güzeldir, fakat sana karşı değil. Ağlayıp sızlanmak kötüdür, fakat sana değil. Senin musibetine uğramak pek büyük bir şey. Bundan önce uğradığımız musibetler de bir şey değil, bundan sonra uğrayacaklarımız da”.(Nehc’ül Belaga – Özlü Sözler)

      

Hz. Ali’nin a.s siyerinde ilahi aşkın tecellisi böylece daha da ortaya çıkıyordu. O artık Resul’ün yokluğunda kendini Resul’ün bıraktığı ipi dimdik ayakta tutmaya adıyordu. Kuran’a adıyordu kendini. İmam Ali a.s artık aşkını Kuran’ın hikmetiyle dindirmeye çabalıyordu. Ancak ilimle dolup taşan sine böylesi acıları kaldırmıyordu. O durmadan Kuran diyor başka bir şey demiyordu. Ve Resul’le olan bağını inkâr ettiklerinde de insanlara şöyle sesleniyordu:

 

And olsun ki, Allah'ın salâtı O'na ve soyuna olsun, Resulullah'ın ashabından olup, ondan duyduklarını unutmayanlar, bilirler, ben bir an bile ne noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah'ın emrini reddettim, ne Resulü'nün emrini. Allah'ın bana lütfettiği erlikle yiğitlerin durakladıkları, ayakların geriye çekildiği yerlerde canımla, başımla onu korudum. Allah'ın salâtı O'na ve soyuna olsun, elimden geldiği kadar canımı ona feda ettim; bütün gücümle düşmanlarıyla savaştım, nefsimle onu korudum; o da benden başka kimseye nasip olmayan ilmini bana lütfetti.

Allah'ın salâtı O'na ve soyuna olsun, Resulullah vefat ettiği zaman başı göğsündeydi, ağzının yâri avcıma aktı, onu yüzüme sürdüm. Allah'ın salâtı O'na ve soyuna olsun, onu yıkamaya koyuldum; melekler yardımcılarımdı. Ev halkı ve civarı feryatla dolmuştu. Meleklerin bir kısmı inmedeydi, bir kısmı çıkmadaydı.

Sesleri hâlâ kulaklarımdadır; ona salâvat getiriyorlardı, bu, onu kabrine yerleştirinceye dek sürdü gitti. Hayatında da, memadında da ona benden yakın kimdir ki?

 

İmam Ali a.s ve Kur’an-ı Kerim

Hz. Ali’nin a.s Nehc’ül Belaga’da Kuran üzerine söylediklerini okuduğumuzda onun Kuran’a olan bağlığını derhal görürüz. O Kur’an-ı Kerim’e öylesine bağlıdır ki daha Hz. Resul s.a.a ölür ölmez Ondan yadigâr kalan sahifeleri toplamaya başlar. Bir kitap haline getirir ve hepsine şerhler düşer. Ancak dönemin halifesi ve yarenleri tarafından kınanır, hakaretler duyar ve susar İmam. Ona bir şey sorulmayıncaya değin konuşmaz artık. Kendini yalnız ilme verir. İbn-i Abbas, Selman-ı Farisi, İbn-i Mesut, Ammar bin Yasir onun ilim kadehinden içen şahıslardan yalnızca birkaçıdır.

İmam Ali a.s tam anlamıyla konuşan Kuran’dır. O ilim şehrinin kapısı unvanını da tam da bu yüzden almıştır. Ali’nin sözlerindeki her şey Kuran’dandır. Ve O Kuran’ı gerçekten en ince ayrıntılarına kadar bilir. Öyle ki o Nehc’ül Belaga’da elimize geçen en fasih hutbeleri Kuran hakkında okumuştur. Onun Kuran hakkındaki ilmi öylesine derindir ki kendisi şöyle buyurmuştur bu ilim hakkında:

 

“And olsun ki, eğer iznim olsaydı Fatiha’nın tefsirini kırk deve yükü olacak şekilde yapardım”.

 

Ve İmam Ali a.s kendini Kuran-ı Kerim’in Hz. Resul’den sonra gerçek şeriki olduğunu bildiği için her zaman bu bilinçle Kuran-ı Kerim’i insanların hayatına sürmeye çalışmış ve Kuran’a çağırmıştır insanları. O’nun Cemel ve Sıffin Savaşına da başlamadan evvel ve Nehrivan’da Haricileri tövbeye davet ederken yaptığı da buydu.

İmam Ali a.s Kuran’ın emrettiği ölçüde adalet uygular ve ondan bir adım geriye ve bir adım ileri atmazdı. Velid Kûfe mescidinde içkili namaz kıldırdığında hiç kimse ona kırbaç cezasını uygulamak istememişti ve İmam Ali a.s kırbacı eline almış “ben yapacağım, varsın Ali’yi zalim bilsinler” demiştir. O Kuran’ın söz konusu hükmünün ertelemesini kendi adının kirlenmesi pahasına reddetmiş. Hakkında denilecekleri hiç düşünmeden ilahi hükmü uygulamaya koymuştur.

Cemel savaşı için ordu toplarken sırf kavmiyetçilik yapılmaması için Medineli olan Muhammed bin Ebu-Bekir’i Kûfe’ye, Kûfeli Malik-ul Eşter’i de Medine’ye yollamıştır. O Kuran’ın kesin sınırlarla yasakladığı kavmiyetçiliğin dirilmesindense savaşa tek başına girmeyi yeğlemiştir.

Sıffin savaşında düşmanlar suyun önünü kesmiş ve su vermemişlerken Ali karşı baskın yaptıktan sonra insanlara su vermiş ve düşmanına eziyet etmemesi gerektiğini insanlara göstermiştir. Ali a.s Kuran’ın konuşan şeriki olduğunu cümle âleme göstermiştir.

Kur’an hakkında ise insanlara davet hükmünde şöyle buyurmuştur İmam a.s:

 

“Bilin ki şu Kur'ân, öğüdünde aldatmayan, yol göstermede insanı azdırmayan, söyleyişte yalan söylemeyen bir öğütçüdür. Kur'ân'la oturup kalkan, doğrulukta, fazla bir şeye ulaşmayan, körlükte noksana erişmeden oturup kalkar. Bilin ki hiç kimseye Kur'ân'dan sonra bir ihtiyaç, bir yoksulluk gelip çatmaz; hiç kimseye ona uyduktan sonra bir zenginlik ulaşmaz. Dertlerinize O'ndan şifa dileyin; güçlüklerinize O'ndan yardım isteyin; çünkü O en büyük derde bile devadır ki o da küfürdür, nifaktır, azgınlıktır, sapıklıktır. Allah'tan Kur'ân'la dileğinizi dileyin; O'nunla Allah'a yönelin; O'nu vesile ederek halktan bir şey istemeyin; çünkü kullar, Allah'a, O'na benzer, O'nun değerine denk değerli başka bir şeyle yönelemezler.

Bilin ki O şefaatçidir, şefaati kabul edilir; öylesine bir söz söyleyendir ki sözü tasdik olunur; Kur'ân kıyamet gününde kime şefaat ederse şefaati kabul olur ve Kur'ân, kıyamet gününde kimin aleyhinde söz söylerse sözü makbul sayılır”.(Nehc’ül Belaga 176. Hutbe)

 

Ali işte böylesi bir Kuran sevdalısı ve ona böylesine şerikti ki Hz. Resul s.a.a onun hakkında şöyle buyurmuştu:

“Ali hak(Kuran) iledir, hak(Kuran) Ali ile”

 

İmam Ali a.s ve İlim

İlim, İmam Ali a.s için hiçbir zaman yanından ayrılmayan bir arkadaştı. Cahil Arap toplumunda okuma yazma bilen kişiler parmakla sayılırdı o zamanlar. Ali a.s da bu insanlardan biriydi. O ilmi daha beşikteyken Hz. Resul’den alıyordu. O ilahi bir nur olarak Hz. Ali’ye a.s Allah tarafından indirilmişti. Ama Ali ilminde hiç de bencil birisi değildi. O her zaman ilimde cömert olmak gerektiğini söylerdi:

 

“Her şey vermekle azalır ama ilimdir vermekle artar”

Ali a.s her an insanlara hikmetle, felsefeyle, aşkla, irfanla dolu sözler söylerdi. O insanlarla şakalaşmazdı, o insanlara yalan sözler söyleyerek onlarla dalga geçmezdi. Onun yüzü hep gülerdi ancak hak söze. Onu yüzü hep gülerdi ama din sevdalılarına. Onun zalim karşısında gülümsediğine, zalime iyi davrandığına şahit olmamıştır tarih. O zulmün karşısına hak ile dikilen gerçek bir âlimdi. Allah’ın hücceti olmak görevini üstlenirken de böylesi bir yükümlülüğün gereğini yapıyordu. Hakkımız vardır diyordu ama verilmezse de bunun için yeri göğü inletecek değiliz ya:

 

“Bizim hakkımız haktır; verirlerse alırız; vermezlerse yol uzasa bile develere biner, yürür gideriz”.(Nehc’ül Belaga – Özlü Sözler)

Ancak İmam Ali bazı tarihçilerin yazdığı gibi asla hakkı yenildiğinde evine çekilip oturmamıştır. O hakkı söylemeyi asla terk etmemiştir. Ali sadece Zülfükar’ını kınına sokmuş ve İslam ümmetinin bölünmesini reddetmiştir. Ali a.s Halife Osman’ın öldürülmesinde de muhaliflere her zaman tam da bu yüzden “yapmayın bu işi” demiştir. Onun ümmete bağlılığı ümmetin ona bağlılığını getirmiştir. O kendi zamanında Kamer-i Haşim diye bilinen Abdullah bin Abdulmuttalib’in örneği gibidir.

İmam Ali a.s ümmetin selametinin yanında hadisler ve Kuran’ın tefsiri için Osman dönemine kadar olan süreçte çalışan tek kişidir. Zaten ondan başkası da bu konuya cesaret edemezdi çünkü hadis nakletmek kesinlikle yasaktı bu dönemlerde. Ancak Ali a.s kendi öğrencilerine ve Ehl-i Beyt’ine sürekli hadisler naklediyor, onları yorumluyor, Kuran’dan ayetlerin iniş sebeplerine işaret ediyordu. İbn-i Abbas İmam Ali’yi a.s anarken şöyle diyordu:

 

“Kuran’ın dört ilmi vardı, bunlardan üçü Ali’deydi, biri ise umumî idi. Ali o umumîde de insanlara ortaktı”.

 

Ali a.s kendi çağında yanan bir meşaleydi. Onun söylediği sözlerin hakikati gerçekten çağları aşan şeylerdi. O Kuran-ı Kerim gibi her çağa hitap eden sözler söylüyordu. Çünkü Ali a.s Kuran’ın ta kendisiydi. Sinesinde öylesine bir ilim vardı ki o ilimle çarpışan batıl yok olmaya mahkûmdu.

İmam istiyordu ki ümmet akletsin. Onun derdi İslam ümmetiydi. Bu yüzden çok üzülüyordu olanları görünce. Sürekli insanlar hakkında söyleniyordu. Ve diyordu ki:

 

“Önceki dönemlerde insanlar halifelerinden şikâyetçiydi, bugün ben sizden şikâyetçiyim. Sanki ben biat edilen değilim de, sizler biat edilensiniz ben de biat eden”(Nehc’ül Belaga).

Ve insanlara artık yeter diyordu İmam. Arap cehaleti İslam’ın cehaleti olacak bilesiniz diyordu adeta. Sizler gelecek zamanlara örnek olacaksınız diyordu. Ve insanlara öğrenin benden öğreneceğinizi diye haykırıyordu:

 

“Ey insanlar, sorun benden beni yitirmeden. Çünkü ben gökyollarını, yeryüzünün yollarından daha iyi tanırım. Sahibinden kaçan, yularını alıp giden bir deveye benzeyen, uyanların akıllarını yitiren fitneyi, adımını atmadan bilirim; nereye konacak, görürüm”.(Nehc’ül Belaga 189. Hutbe)

“Sorun beni yitirmeden; çünkü and olsun Allah'a, Kur'an'da hiç bir ayet yoktur ki niçin ve kimin hakkında indi, nerede indi, düzlükte mi, dağlıkta mı, hepsini de en iyi bilenim ben. Gerçekten de rabbim bana, anlayan bir akıl, söyleyen bir dil ihsan etmiştir”.(Nehc’ül Belaga – Özlü Sözler)

 

 Yine de bir ses seda çıkmıyordu insanlardan. İnsanlar ölü toprağı serpilmişçesine susuyorlardı. İmam sinesinde olanı boşaltacak birisini bulamıyordu. Dayanamıyor gidiyor kuyulara akıtıyordu ilmini. Düşmanlar “Ali mecnun olmuş” diyorlardı. Ama ne Ali mecnundu ne de onlar akıllı. Ali yalnız dertliydi. O aşkıyla yanıp tutuşuyordu. O insanların yalancılığından, insanların ikiyüzlülüğünden yakınıyordu. O ilmini teslim edemeden gitmenin derdiyle yanıyordu. Kumeyl’e de bu durumu şöyle anlatıyordu:

ey Kumeyl! Malları hazinelerde biriktirenler, diriyken ölmüşlerdir; bilginlerse dünya durdukça yaşarlar. Kendileri yok olup gitmişlerdir fakat eserleri yüreklerde mevcuttur. (Göğüslerine işaretle) Burada öylesine derin, öylesine geniş bir bilgi var ki ne olurdu, bunu anlayabilecek biri bulunsaydı. Evet, tez anlar birini buluyorum fakat emin değilim ondan, din hükümlerini dünyaya alet edebilir; Allah’ın nimetleriyle Allah kullarına, Allah’ın delilleriyle Allah’ın dostlarına karşı üstünlük davasına girişebilir. Yahut gerçeğe sahip olanlara boyun eğen fakat önüne ardına dikkat etmeyen can gözü açık olmayan, daha başlangıçta şüpheye düşüp gönlünden işkillenen birini bulabiliyorum. Oysa ne buna inanılabilir ne ona. Yahut da dünya lezzetine sarılan, hemencecik şehvetlere atılan yahut da mal mülk toplamaya hırsı olan birini bulabiliyorum; oysa bu ikisi de hiçbir hususta dine riayet edenlerden değildir. Bu iki bölük ancak otlayan hayvanlara benzer. İşte ilim, ilim ehlinin ölümüyle böylece ölür gider”.(Nehc’ül Belaga Özlü Sözler).

 

O tam da anlaşıldığı gibi ilmin ölümünden dolayı üzülüyordu. O, Hz. Resul’den şu hadisi de işitmişti üstelik: “âlimin ölümü âlemin ölümüdür”.

 

İmam Ali a.s ve İlahi Aşk

İlahi aşkın İmam Ali a.s kadar belirgin şekilde yaşandığı, hayatlarda örneklendiği bir kişi daha göremeyiz tarihte. O öylesine bir âşık, öylesine bir sevdalıdır ki, gözlerin önündeki perdeler dahi kalksa onun Allah’a olan bağlılığında bir nebze artma olmayacağını kendi sözlerinden anlıyoruz. Ancak ilahi aşkın İmam’daki tecellisi gerçekten öğrenilmeye ve elimizden geldiğinde hayatlarımıza geçirilmeye şayandır.

İmam Ali’nin a.s namaza bağlılığına dair rivayetleri hepimiz çok iyi bilmekteyiz. Öyle ki ayağına sağlanan okun namaz sırasında çıkarıldığın ama bir şey fark etmediğini, ezan okunurken titremeye başladığını, yüzünün renginin değiştiğini biliyoruz. İmam Ali a.s bir aşka tutulmuştur ki o hayatı boyunca bedeniyle dünyada görünse de kalbiyle hep cennetlerde olmuş, bu dünyayı unutmuştur. Ve insanlar onu hilafete davet ederken tam da bu yüzden şöyle demiştir onlara:

 

Sizin bu dünyanız benim indimde bir devenin aksırığından daha değersizdir”.

 

İmam Ali a.s dünyanın nimetlerinden öylesine vazgeçmiş ve kendini öylesine Allah’a bağlamıştı ki, insanlar onun hilafetinde herkese eşit muamele yapıldığını görünce şaşsalar da Ali’nin a.s ayağındaki yırtık pabucu görünce “Beyt-ul Maldan yiyecek olsa kendine bir çift pabuç alır” demekten kendilerini alamamışlardı.

Peygamber sünneti olarak gece namazlarını ve sadaka işlerini asla bırakmamış olan İmam, aynı zamanda geceleri de karanlıklarda fakirlerin kapılarına çuvallar taşımış ve asla kim olduğunu söylememiştir. Tüm savaşları Allah aşkı için yapmış ve tek amacının tevhit olduğunu bildirmiştir. Sıffin savaşı sırasında askerler arasında dolaşırken bir genç “ey Ali a.s bana tevhidi anlat” demiş. Orada bulunanlar da “ey genç, şimdi zamanı mıdır savaştayız, git savaştan sonra gel” deyince, İmam sinirlenmiş ve “biz buraya tevhidi anlatmak için geldik, Şam’ı fethetmek için değil” diye buyurmuşlardır.

Ondaki ilahi aşk öylesi bir dereceye ulaşmıştı ki artık hayatı boyunca tek bir kere hata işlediği görülmemiş olmasına rağmen Allah’ın Nasr suresinde buyurduğunu yapıyor bulduğu her boş anda münacatlarla Allah’tan mağfiret diliyordu.

Kûfe’nin Perşembelerinde bulduğu her boş anda geceleri münacat okumuş ve bugün elimizde bulunan Münacat-ı Kûfe’yi tam da bu sıralarda insanlara hediye olarak sunmuştur. Onun yalan konuştuğunu, onun kötü bir hareketi olduğunu görmeyen topluluk Ali’nin bu gözyaşları karşısında şaşkına dönüyor ve ona giderek âşık oluyorlardı. Ancak Ali a.s onlara yar olamazdı. Onun sevdiği başkaydı. Ve bu çılgına dönen âşıklar Ali onların yalancılığına yüz vermiyor diye sürekli ona eziyet ediyorlardı. Ancak ona gerçekten âşık olanlarsa Ali a.s nasıl davransa yine hak biliyorlar ona sonsuz bir sevgiyle bağlanıyorlardı. O da bu durumu anlatmak için yanındakilere şöyle sesleniyordu:

 

“Şu kılıcımla, bana buğzetmesi için müminin beynine vursam bile gene bana buğzedemez. Beni sevmesi için bütün dünyayı münafığın önüne döküp sersem gene beni sevemez. Bu, Ümmi Peygamber'in, Allah'ın salâvatı O'na ve soyuna olsun, dilinden çıkan ve takdire uyan bir sözün özüdür ki buyurmuştur: Ya Ali, mümin sana buğzetmez, münafık seni sevmez.”(Nehc’ül Belaga – Özlü Sözler)

 

İmam Ali a.s hakikatin acı yüzünü insanlara durmadan seriyor ve aşk ile haykırıyordu zamana. Muaviye İmam Ali’yi a.s anlatırken şunları söylüyordu:

 

Bazı geceler görürdüm onu Kâbe’nin dibine girmiş yılan sokmuşçasına kıvranıp, ‘ey dünya bırak beni’ diyordu”.

 

İmam Ali a.s ilahi aşka böylesi bağlanmış ve insanlara ise hep bunun örneklerini sunmak için uğraşıyordu. O Kumeyl bin Ziyad’a tarihe irfanın anahtarı olarak yazılan Kumeyl duasını öğretiyordu. Bu dua derinlikleri açısından yüzyıllar sonra insanların birkaç noktasını çözebilecekleri genişlikteydi. Molla Sadra gibi son dönem İslam filozofları bu duanın ışığında felsefelerine yön veriyor ve İmam Ali’nin ilahi kaynaktan gelen sözlerini şaşkınlıkla okuyorlardı.

 

İmam Ali a.s ve Nehc’ül Belaga

Kuran’ın, hadislerin, hikmetin, felsefenin, irfanın, ilahi aşkın tek bir potada eritilişi adeta Nehc’ül Belaga. Bu eser konuşan Kuran’ın yazıya dökülmüş hali. İnsanların söyleyebileceği sözlerin çok üstünde bir fesahat ve belagat var Nehc’ül Belaga’da.

Orada İmam Ali a.s var. Bir sığınak bu yüzden Nehc’ül Belaga. İnsanlara anlatılan hiddetli Ali yok orada. Bizlere gösterilen savaşçı Ali de yok. Her an koca bir şefkat ile düşmanını bile kucaklayacak bir sevdalının sözleri Nehc’ül Belaga. Dertli bir adamın haykırışları var orada. İlimden taşan bir sinenin ilmini boşaltışı var satırların her birinde. Nehc’ül Belaga bir haykırışın sesi. Nehc’ül Belaga Kuran’ın nefislere hükmedişi.

Nehc’ül Belaga dertli gecelerde okunan münacatların sesi. Bir ümmetin cehaletine karşı yükselen İslam inkılâbının sesi o. Orada sesleniyor Resul, orada bağırıyor bir kez daha Cafer, Ebu-Zer, Hamza…

En olumsuz anlarda bile en büyük tevekkül var satırlarında onun. İmam’ın en güzel hitabetinin tarihin derin sularından önümüze gelişi var adeta. Nehc’ül Belaga arkadaşsızlara arkadaş, maneviyattan yoksun dünyada maneviyata açılan kapı.

İmam Ali a.s tarafında okunan hutbelerin, yazılan mektupların, söylenen hadislerin mütevatir kaynaklarla cem edilmiş hali Nehc’ül Belaga. Elimizde bulunandan çok fazla hutbenin olduğu ancak daha sonralarda yalnız belagat açısından güzel olanların seçilip kitaplaştırıldığı söyleniyor. Ve hutbeler de onu gösteriyor ki gerçekten belagat açısından böylesi bir kitap yok insan eliyle yazılmış. Nehc’ül Belaga’yı şerh eden İbn’il Hadid bir mutezile kelamcısıdır. Ancak o bile gerçekleri gizleyememiş, şaşkınlığını şöyle belli etmiştir:

 

Nehc’ül Belaga, Allah kelamından aşağı, insan kelamından ise üstedir”.

 

Dertli bir kalbin, ilimle dolu bir sinenin, aşka susamış bir bedenin hikâyesi Nehc’ül Belaga. Bir başlangıçtan bir sonsuzluğa kadar her şey var orada. Sanki İmam hayatını yazmış bizlere. Bir otobiyografik çalışma adeta. Geleceğe seslenen, Allah’ın gören gözü, işiten kulağı, konuşan dili olduğu bir adamın bizlere bıraktığı eşsiz bir hediye Nehc’ül Belaga. O a.s sorun benden derken bizleri de unutmuyor ve sorularımıza da Nehc’ül Belaga’da yanıt veriyordu.

 

İmam Ali’nin a.s Ölümü

Ramazan ayının büyük gecelerinden biri. Kadir gecesi olduğu düşünülen dört gecenin ikincisi. İnsanlar camide. Sabah namazı. Bir köşede dinlenenler. Diğer köşede ibadet edenler. Ve Allah’ın rahmet eli bir İmam. Namaza duracak. Katiline bakıyor ve gülümsüyor. Durmadan ağlamış gece boyu. Tüm aile biliyor neler olacağını. İmam “ne zaman öleceğimi bana Resul s.a.a bildirdi” diyor. Ve son gecenin hürmetine dertli bir namaz kıldırıyor canından çok sevdiği İslam ümmetine.

O katiline bile şefkatli biriydi. O kinin ölümü merhametin dirilişiydi adeta. İbn-i Mülcem hakkında ondan izin istenirken, “bu adam seni öldürecek” denirken o gülümsüyor ve şöyle diyordu:

“Ben onun yaşamasını istiyorum, o ise benim ölmemi, o benim katilimken ben onun katili nasıl olabilirim”.

 

O Kuran ile hükmediyor yine ve olacakları bilmesine rağmen zahiren olanları değerlendiriyordu. O batında bildiklerini insanlara açsaydı kimse birbirini sevmez ve Ali’den başkasını da dost bilmezlerdi. Ama İmam a.s yalnız aşkla, sevgiyle olan bağlılığı diliyor ve “bizim ibadetimiz hürlerin ibadetidir” derken tam da buna işaret ediyordu.

İbn-i Mülcem aşığın maşukunu beklediği o gece İmam’a öldürücü darbeyi vurmadan İmam a.s yanındakilere Resul’ü s.a.a rüyasında gördüğünü anlatıyor ve şöyle diyordu:

 

“Oturmuştum, uyku bastırdı, gözlerim kapandı. Birden Resulullah sallallahu aleyhi ve âlihiyi gördüm. Dedim ki: Ya Resulullah, ümmetinden ne dertlere uğradım, ne düşmanlıklar gördüm. Buyurdu ki: Beddua et onlara, ben de Allah dedim, onlardan daha hayırlısını versin bana; benden daha kötüsünü musallat etsin onlara”.(Nehc’ül Belaga 70. Hutbe)

 

Duası çok geçmeden kabul oluyor ve daha iyi olarak içinden geçirdiğini Allah onun için gerçek kılıyordu. Ölümü yaşamasını dilediği şahıs eliyle oluyordu. İmam a.s gözyaşlarını tutamıyor ve haykırıyordu tarihe:

 

“And olsun Allah’a Ali kurtuldu!”

 

Hüseyin BEHEŞTÎ

huseyn_tr@yahoo.fr

 

 


Yorum Ekle

Arkadaşıma Gönder

Yazdır

Facebook

Digg

Del.icio.us

StumbleUpon

Google

Yahoo

YORUMLAR

Malikeg 21-04-2009, 18:39:47
s.a Beheşti kardeş maşallah bir önsöz eksik. ALLAH muaffak etsin inş. Kalemine ve o saf yüreğine sağlık. Yazıların hem bizi bilgilendiriyor hem de gayrete getiriyor doğrusu. Başarılarının devamını dilerim güzel kardeşim.
 
doğan çelik 22-04-2009, 19:39:30
Bizde inanç , tanıklık edilen gerçekliktir . Onun dışında ki , sevgiden , bağlılıktan , hayranlıktan , dolaylı yücelim tatmininden , özgün biçimsel gelenekçilikten kayanklanan övgüdür .

Nursallığın ispatı , fiziksel ( maddi ) kanıttır . Çünkü fiziksellik ( madde ) , nurun fizik ( madde ) halidir .

Buna tanıklık eden ise , gene nurun , fizik halinden canlı hale dönüşmüş halidir . O canlı halin duyu organlarıdır .

O tanıklığı algılayıp tanımlayan ise , nurun fizik ve canlı halden , bilgi ve tecrübe edinmiş hali olan RUHTUR .

Toparlarsak , nurun fizik hale , fizik halden canlı hale , canlı halden ruh haline dönşüm sürecinde , insanlık mucizevi dene bilecek ve büyük hayranlık uyandıran , saygı duyulan , yüceltilen , ve bazende haddinden fazla yüceltilen RUHLARA , insan bdenlerinde dile ve eyleme dönüşmüş HAK ruhlara tanıklık etmiştir .

Bu ruhların nasıl bir evrimsellik akşı içerisinde bu hale geldiklerini algılayıp tanımlayamamış olanlar , bu oluşu gerçeğinden saptırıp , olmadık biçimlere dönüştürdüler .

Nemrutta ki , Firavundaki , Ferisilerde ki , Ebu Süfyanlarda ki , Muaviyedeki , Yezitdeki , Hitlerdeki , Stalinlerdeki , Polpotlardaki RUHLARA ne demeli .

Bir tarafta nurun , tanrısal hayra , hakka dönüşmüş ruhsal hali . Ve o hali canlı bedenlerde taşıyanlar , o tanrısallaşmış ruh için , o ruhu taşıyan canlı bedenlerin = fizeksel yaşam hallerinin ölümsel değişimine gönüllü olarak rıza göstermiş olanların , hayranlık duyulan halleri .

Diğer bir tarafta nurun , şeytani şerre , batıla dönüşmüş ruhsal helleri . Ve o hali canlı bedenlerde taşıyanlar . O şeytanlaşmış ruh için , o ruhu taşıyan canlı bedenlerin = fiziksel yaşam istemlerinin tatmini çin , her türlü kötülüğü işleyerek , doğa ve insanlığını katletmiş , bunlara zulmetmiş olanların aşşağılanmış , lanetlenmiş halleri .

Bizim inancımızda , manevi ilimsel ( nursal ) olarak soyut söylemde dile getirilenin , maddi bilimsel ( fiziksel ) bağlamda tanıklık edilebilir delilinin olması gerekir .

Bizler , tanıklık etmediğimiz , fiziksel kanıtı olmayan hiç bir iş ve oluş hakkında bu budur , böyle olmuştur demeyiz , ve dolayısyla inanmayızda .

Onun içindirki bizler , tanıklık edilen Allaha , tanıklık edilen dine , bu dinin tanıklık edilen ilkelerine inanırız .

Her şey ondan gelir . Her şey ona bağlı ve bağımlı yaşar . Her şey gene ona döner . Ama , hayır veya şer olarak gelir . Hayır veya şer olarak bağlı ve bağımlı yaşar . Hayır veya şer olarak döner .

Bunun içindirki . And olsun ki , cehennemi bir kısım insanlarla ve cinlerle dolduracağımıza dair önceden söz verdik , denmiştir . Bu söz cennet içinde verilmiştir .

Çünkü , nurun fiziksel hale , fiziksel halden canlı hale , canlı halden ruhsal hale , ruhsal halden gerisin geriye nursal hale döndüğünde , bir kısmının cennetlik , bir kısmının ise cehennemlik olarak geri döneceği biliniyordu .

Söz ve hazırlık , bu bilme dolayısıyladır .

Bedellerini ödeyemedikleri için , ruhunu fiziksel ve canlı hal içerisinde erdemleştirememiş olanların ruhu , nursallık içerisinde bedelleri ödettirilerek arındırılacaktır . Cehennem bunun içindir .

Nursallık içerisinde ki ruhun , fiziksel ve canlı hal hal içerisindeki gereksinimlere ihtiyacı yoktur . Onun içindirki öteki tarafa mal mülk götürülemez . Öteki tarafa ancak , ya kötü , yada iyi olan ruhsal halimizi götürebiliriz .

Kötü ruhla gidiliyorsa , nursallık içerisinde o kötülükle yaşanılcağı için , nursallık içerisinde ki yeride ancak cehennemi olabilir . Kuranda , biriktirdiğiniz mallar , cehennemde içinde yanacağınız ateşler olacaktır denmesinin sebebide budur .

İyi nurla gidiliyorsa , nursallık içerisinde o iyilikle yaşanılacağı için , nursallık içerisinde ki yeride ancak cenneti olabilir .

Bu arada tövbe kapısı her zaman için açıktır . Önemli olan o iradeyi göstere bilmektir .

Nursallık içerisinde ruhsal cenneti yaşamı yaşayabilmek için , hangi inançtan olduğunuzun farketmez . Hatta Allah inanmıyorum desenizde farketmez . İnsanın tanımadığı bir şeye inanmaması gayet doğal bir durumdur . Tanımadan , yani tanıklık etmeden inanıyorum diyorsa bir yanlışlık vardır .

Nursallık içerisinde ki ruhsal cenneti yaşam için gerekeli olan , her türden doğru , faydalı , iyi ve zarasız olan bilgi ve tecrübe birikimli RUHTUR . Kısacası insancıl değerler ve bilimsel verilerle dolup tecrübelenmiş bir RUH .

Hz . Ali deki RUHTA , zaten böyle bir ruh değilmiydi . Hz . Ali , canlı ve fiziksel şahsında var olan böyle bir RUHUN , insanlık içerisindeki devamlılığı için , katilini bilerek , gönüllü olarak öldürülüşüne rıza gösteren değilmiydi . Ya Hüseyine ne demeli . Ölümüne gönüllü rıza gösterip , tüm dünyevi = fiziksel ve canlı hallarin istemlerine karşı koyarak genede , şeytani ruhlara biat ve secde etmemiştir .

Vallahi yoruldum . Bu kadar yeter . geri kalanıda , Allah nasip ederse , başka zaman yazarız .





 
Hüseyin Beheştî 23-04-2009, 13:03:22
sevgili doğan bey,

gerçekten yazılarıma yaptığınız hakikaten büyük bir incelik örneği olan yorumlarınız için öncelikle çok teeşekkür ederim. Diğer taraftan yorumlarınızdan anladığım kadarıyla belli konularda özellikle de benim değindiğim konularda bilgi ve ilgi sahibisiniz. Aslında bu düşünceleriniz makaleler halinde sunarsanız hem daha sistematik olur hem de daha tutarlı bir tartışma ortamının doğmasına vesile olur sanırım. Diğer taraftan tartışmak istediğin her konuda yukarıda yazan mail adresime yazmanız beni daha da sevindirecektir. Aslında bu sitenin okuyucuları iyi bir birikim ve idrak düzeyinde olsalar da, bu konuları daha yeni irdeleyen insanlar sizin düşüncelerinizin saçma ya da sapkın olduğunu düşünüyorlar kimi zaman. Bu yüzden sizden ricam derin yorumlarınızı ya herkesin anlayacağı dilde dile getirmeyi deneyin ya da makaleler şeklinde gönderin ve yayınlansın. Böylece daha ciddi bir tartışma ortamı doğar. Selam ve dua ile... Hakkınızı helal etmeniz dileğiyle...
 
doğan çelik 24-04-2009, 05:49:43
Her şeyden önce , eğer olupta geçmiş bir hakkım varsa helal olsun . Dilerim sizlerde helal edersiniz .



Galile , dünya yuvarlak demiş , Hristiyan tutuculuğu giyotinde kafasını kesti . Yanlış hatırlamıyorsam , aynı zamanda bir matematikçi olan Ömer hayyam , hala birileri tarafından sapkın görülebiliyor .



Birileri tarafından bilinen gerçeğin anlatılamaması , veyahut birileri tarafından anlaşılamamsı ölümcül krizlere bile yol açabiiyor . Hallacının derisini yüzdüler . İbrahimi atşe etıp , İsayı çarmıha gerdiler .



Sonraki nesilleri olan torunları ise bunları , bunlar gibilerini kutsayıp , bu seferde torunları , yeni gerçekleri dile getirenlere aynı düşmanlığı , aynı putlaştırma sebebiyle yapmaya başladılar .



Sebep , bencillik , bilinçsizik , gelenekçilik , kin , kibir , inat , ekonomik sosyal çıkar , politik ihanet , iktidar mücadeleleridir .



Ben ilk okul mezunu biriyim . Tanıklık ettiklerim dolayısıyla , beynimde oluşan alğılama ve tanımlama aklı neticesinde dile gelmek isteyenleri gerktiği biçimde yazmadığımı biliyorum . Eksiğimi madur görün . Allahta şahittirki niyetim kötü değil . Bana bu sitede hakarete varan sözlerde söylendi . Fıtratları gereği söylemeleri gerkti ve söylediler .



Ama birileri rahatsız olacak diye , bildiğimiz veya farkettiğimiz gerçeği söylemez isek , bunu bizlere gösteren Allah karşı günah işlemiş oluruz .



Düşünün ki , Allahu ekber diyerek , fıtratları gereği diri diri insan yakanlar , bunları açıkça destekleyen binlercesi bu şer fıtratını apaçık ortaya korken , benim gibiler fıtrati düşüncelerini bile bunlar kadar apaçık ortaya koyamıyorsa vay halimize .



Buna rağmen tavsiyelerinizi kesinlikle dikkate alacam . İnsanca uyardığınız için , ben razıyım , ben dolayısıyla Allah razı olsun .



Saygı ve sevgilerimle , doğan çelik .

 
 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

13/04/2012 Bir Davanın Eşiğinde ya da Betül Hanzala’ya Cevabımdır
16/06/2011 Bilinmeyenler ve Suriye
10/04/2011 İdeoloji, Muhammedî ideoloji...
28/03/2011 Körler ve Filler…
14/03/2011 Körler ve İmamlar
19/02/2011 İnkılâp Ateşi...
26/05/2010 İran Nükleer Meselesi ve Stratejik Hesaplar
24/04/2010 Şii Çalıştayı ve Stratejik Hatalar
16/04/2010 ABD ve Ortadoğu’da Siyasal Stratejiler(2)
03/04/2010 ABD ve Ortadoğu’da Siyasal Stratejiler (1)
12/03/2010 Yemen’de Sorun Biter mi?
22/01/2010 Fransa’yla Eşitliği Yeniden-Düşünmek
19/12/2009 "YENİ-OSMANLICILIK" MI "POST-OSMANLICILIK"MI?
10/12/2009 Amerika Velayet-i Fakih’i Neden Sevmez?
03/12/2009 Amerika, Ortadoğu ve Terör…
17/11/2009 "Açılım" ı Başka Bir Açıdan Değerlendirmek!
29/09/2009 İDEOLOJİLER DÖNEMİ GERÇEKTEN SONA ERDİ Mİ?-1
10/08/2009 İSLAM İNKILABINA NELER KATTIK(3)
11/07/2009 İslam İnkılâbına Neler Kattık(2)
27/06/2009 İslam İnkılâbına Neler Kattık(1)
28/05/2009 Seyyah Olup Gezsem Şu Alemi
11/05/2009 SERZENİŞ
20/04/2009 ALİ' NİN SİYERİNDE İLAHİ NURUN TECELİSİ
15/04/2009 İYİLİĞİ EMREDİP KÖTÜLÜKTEN MEN ETMEYE DAİR...
05/04/2009 İSLAM'A KARŞI İSLAM
23/03/2009 (Üç işaret bir tevil)
12/03/2009 Fransa’da Anti-Siyonist Parti
27/02/2009 ALİ(a.s)
29/01/2009 Hürr Örneğinde “Nefs-i Levvame”
22/01/2009 İslamî Fundamentalizm ve Gerçekçiliğin Ölümü
03/01/2009 Aşka Dair Notlar(3)
17/12/2008 BİR TOPLUMSAL TEORİ OLARAK EL-GADİR...
11/12/2008 ŞUURUN DİRLİŞİ
05/12/2008 BİLGİNİN TEVİLİ: EHLİ CEHENNEM DE HAZ DUYAR...
24/11/2008 Aşka Dair Notlar(2)
17/11/2008 Aşka Dair Notlar (1)
07/11/2008 Mustafa Özcan'ın Birkaç Sözünün Şerhi
03/11/2008 '' Bushizm '' : Değersizlik Problemine Değin...
29/09/2008 Amerikan Seçimleri ve Bizim Yolumuz
 
 
YAZARLAR
Y. ZİYA T.YILMAZ

YANLIŞ HESAP BAĞDAT’TAN DÖNER
ABDULLAH ÖZGÜR

Azerbaycan’ın Gayretli Müslümanlarının Direnişi
MUHAMMED AK

Devrimci bir Sufi: İmam Humeyni!
Hüseyin TAŞ

İslami İran ile Türkiye Rakip Ülkeler mi?
MEHMET YETKİN

Bahreyn ve Halk Kıyamı
Abdulkadir Çuhacıoğlu

AKAN KANLAR VE ÂLİMLERİN SESSİZLİĞİ
MUHSİN KÜÇÜKER

İKİ ALİ ÜNAL MI?
KEMAL KEMAHLI

ALİ ÜNAL’IN, ŞİA VE İRAN YANILGILARI
MEHDİ AKSU

SEYYİD ALİ HAMENEİ VE BİLİNMEYEN YÖNLERİ-3
KONUK YAZARLAR
Ali ERDEM

SİNCAN OLAYI VE BİR HUKUK SKANDALI
Mikail GÜREL

En Büyük Kusur Kibir ve En Büyük Allah
RIZA BAKIRLI

AKLIN ÖNÜNDE SET OLUŞTURMAK
Rahmi Onurşan Rahmani

Adın “Ali” ama gözlerin “Muaviye”ye benziyor (1)
HAZIM KORAL

SIFFİN SAVAŞI
Bilgehan Ova

SANAT YAZILARI (II)
FUAT TÜRKER

Özgürlük Değil Şeytan’a Tutsaklık
AZERİ YAZARLAR
Muhammed Mustafa

Evroviziyon-Gaylar, İnsanlığı çökertmeye yönelik sinsi planlar
Meşedi Natıq

Gənc Hüseynin anası Zəhraya və bacısı Rüqəyyəyə ünvanladığı məktub
Tural Əli

Zindanda bir gün...
Emin Gənciyev

AYIL EY AZƏRBAYCAN !!!
Emin İmanlı

Dinin gövhər və sədəfi
Gönül İsmayılkızı

Təhqir edilən ŞƏHİDLƏR
Hacı Arzu

Açıq!
Devran Abdullah

Quba aksiyası ilə inanclıların aksiyalarını birləşdirən məqamlar var
Kənan Rövşənoğlu

AZƏRBAYCANDA RUHANİLİK
Vüsal Hətəmov

Hər zadı tərsinə ölkəm…
Ali Caferi

Ölümüzü dəfn etməyə bir molla var?ali
NAMAZ VAKİTLERİ
TV KANALLARI
Türkçe Kanallar
Zehra Tv
Ulke Tv

Tv5
Hilal Tv
Yumurcak Tv
Kudus Tv
Arapça Kanallar
Almanar
Alalam Tv
Alforat Tv
Alkawthar Tv
Farsça Kanallar

Irib 1

Irib 2

Irib 3

Irib 4

Irib 5
Press Tv
Jam e Jam 1
Jam e Jam 2
Jam e Jam 3
Quran Tv
Azeri Kanallar
Sahar Tv
HAVA DURUMU

TARİHLİ ARŞİV



GAZETELER

DERGİ ve MECMUALAR

BAĞLANTILAR

YABANCI GAZETELER

 

Ana Sayfa   |   İletişim   |   Giriş Sayfam Yap   |   Sık Kullanılanlara Ekle |   Sitene Ekle

Yazarlar ve makalelerin Yayınlanan  haberlerin yorumları sadece yorum sahibini bağlar. Bu konuda rast haber merkezi'nin hiçbir sorumluluğu yoktur

 
rasthaber.com’da yayınlanan harici linkler ayrı bir sayfada açilir.harici linklerin içeriğinden rasthaber.com hiçbir şekilde sorumlu değildir rasthaber.com’da yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarları sorumludur.
2008 © RAST HABER   www.rasthaber.com
Tüm Hakları Saklıdır.
Tasarım :Networkbil.net
Atanur Evden Eve Nakliyat Küçükçekmece Evden Eve Nakliyat