İnsanın makamı diğer varlıklardan farklıdır, bu
farklılık insanın akıl sahibi olmasından kaynaklanır. Akıl insanın bir takım
şeyleri idrak etmesi, özümsemesidir ve şuurlanmasıdır. Şiir de bu şuurdan
kaynaklanır. Şiir her hangi bir cümlenin, kafiyeli olarak söylenmesidir. Şuur
insanın bir şeyi özümsemesi, onu idrak etmesi ve onu gönlünde sindirmesidir.
Şiir ve şuur insanın varlığıyla iç içedir; şiir insanın gönlünden çıkıp diğer
gönüllere hitap eden kelimeler dizisidir ve şuur insanın dıştan algılayıp
içerisinde özümsediği olgudur. Akıl bunun vesilesidir, insan dıştan bir şeyleri
alarak akıl süzgecinden geçirip özümseyerek gönlünün derinliklerinde yer ettiği
zaman adına şuur diyoruz, bunu tekrar başka gönüllere sihirli kelimelerle en
güzel şekilde ulaştırma yoluna da şiir diyoruz. Şuursuz şiirler başka
gönüllerde etkide bırakmaz.
Şuurlu insan idrakin iyi bir seviyesine gelmiş
demektir, bu o insanı diğer varlıklardan ayıran bir özelliğidir. Akıl süzgecinden
geçirdiği güzellikleri, gönlünde özümsemesidir şuur. İnsanlar akıl konusunda üç
gurupta sınıflandırılmıştır; bir akıllı insanlar, iki deli insanlar ve üç
aklını kullanamayan insanlar. Akıllı insanlar kendi yaratılış gayesinin farkına
vararak, kul oluşunu idrak etmiş ve tevhidi şuura ulaşmış insanlardır, diğeri
ise zaten bir sorumluluğu olmayan diğer canlılardan pekte farkı olmayan deli,
akılsız insanlardır, üçüncü gurup ise insanlığın en büyük çoğunluğunu oluşturan
akıllarını kullanamayan ya da kullanmayan insanlar ki; tevhidi çizgiyi reddetmiş,
varoluş gayesinin farkında olmadan yaşamlarını devam ettirirler, Bunların
yaratılışları elbette bir hikmete binaen olmuşsa da, dünya hayatlarındaki
konumları kalabalık olmaktan başka bir mana ifade etmemektedir.
Yaratılış
gayesinin farkına vararak, akıllarını azami derecede kullanan, en şuurlu
kimseler başta Peygamberler ve onların ilahi vasileri olan veliyullahtır.
Bunlar insanlık tarihine yön vermiş, şuurlu gönüllerde yer etmişlerdir.
Dostlarının yanında, düşmanları dahi onların şan ve şöhretlerini, insani
erdemlerini ve faziletlerini inkâr edememişlerdir. Onlardaki akıl ve şuur en
yenilmez gözüken Nemrutlara, firavunlara ve nice Yezitlere karşı hakkı
haykırmayı emrediyor, İmanla kazanılan sevgi ve aşk insana öyle şeyler
yaptırıyor ki bu bizlerin idrakinden uzaktır. Önümdeki tüm perdeler kalksa dahi
imanımda bir zerre artma ya da eksilme olmaz idrak ve şuuru, onca musibet,
hakaret, aşağılanma, katledilme, esaret ve mahrumiyetlere karşı, Biz
Rabbimizden güzellikten başka bir şey görmedik idrak ve şuuru. Günümüzde
bizlerin iddia ettiğimiz imanımız konusunda ne kadar samimi ve şuurunda
olduğumuz ise, her bir şahıs için karşılaştığı olaylar, belalar ve çeşitli
kategorideki imtihanlarla ortaya çıkmaktadır.
Bizlerin en
çetin imtihanı inanmış olduğumuz değerlere bir saldırı ve darbe ineceği zaman
alacağımız tutum ve davranışla paraleldir. Bela, musibet ve çetin imtihanlar
imanın afetidir deniliyor, gerçekte tarihte ve günümüzde şahit oluyoruz ki
nicelerimiz az bir bela ve musibetle imtihan edildiğimizde imanlı insan sayısı
büyük bir düşüş göstererek azalıyor, hepimizin bir mazereti, bahanesi ortaya
çıkıyor. İdrak ve şuurumuz oranında sıratı mustakim üzerindeki bulunan tali
yollara sapıyoruz kimimiz Medine’de kimimiz Mekke’de, kimilerimizde çeşitli
duraklarda yoldan ayrılıyoruz, aşk sahrasına ulaşanın sayısı elle sayılır hale
geliyor. Bizlerin şuur ve idrakinin imtihanı yalnız bela ve musibetlerle sınırlı
değil elbet, bol nimetler, makam mevki gibi müspet şeylerle de olmaktadır.
İnsanların cevheri hallerinin değiştiğinde, çeşitli olaylarla baş başa
kaldıklarında ortaya çıkmaktadır. Bizlerin içerisinde yaşadığımız toplumda
siyasi bir rant elde etmeye çalışana kimseler toplumun içinde bulunduğu çöküşü,
yoksulluk, ahlaksızlık, pahalılık ve güvensizliği bahane ederek yoğun bir
propaganda yapmaktadırlar. İzzeti yalnızca Allah’ta, Resulünde ve İlahi
önderlerde araması gereken bizlerin bu propagandaların etkisi altına girerek
değerlerini bir kenara bırakmaları ve bununla beraber merhamet ve şefkatlerini
asla esirgemeyecekleri aynı değerleri paylaştıkları insanlara fütursuzca
saldırmaları, sadece bizlerin oylarına talip olan, makamperest, değerler
sistemimiz içerisinde yeri olmayanları baş tacı etmeleri anlaşılır ve kabul
edilebilir bir durum değildir. Bizlerin seçimi tercih ettiğimiz değerler
sisteminin içerisindedir. Bizler seçimimizi yapmışız, başkalarının seçimi
bizleri değerlerimizden uzaklaştıracak kadar bizi içerisine çekiyorsa kendi
idrak ve şuurumuzda bir problem vardır ve tedavi edilmesi gerekiyor.
Çevremizdeki olaylara elbette duyarsız
kalmayacağız gündemi yakında takip edeceğiz ama gündem bizi içinde eritmeyecek,
her iş ve davranışımızda, düşüncemizde değerlerimizin kılavuzluğunu ve
menfaatlerini göz ardı etmeden hareket etmek yaratılış gayesinin farkına varmış
her akıllı ve şuurlu insanın asli vazifesidir.
Şuur, bir işin arka planını okumak, kapalı
kapıların arkasında gerçekleşen olayların farkına varmaktır, onları sezmektir.
İlim ise, kapının açılmasından sonra açıkça görülen manzara karşısında oluşan
bilgidir. Bir şeyin farkında olma hâlidir. Şuur: Aklın ziyası, kalbin nurudur.
Şuur: Kâinatı aydınlatan yüce Allah’ın Nur isminin bir yansımasıdır. Şuur:
Allah’ın nuru ile bakıp gören ferasetin gözbebeğidir.“Onlara/münafıklara
‘Yeryüzünde fesat çıkarmayın’ dendiği zaman; ‘Biz ancak ıslah edici
kimseleriz’ derler. İyi bilinsin ki; onlar fesatçıların ta kendileridir; fakat
bunun şuurunda / bilincinde / farkın da değillerdir” (Bakara 12-13). Yani
bunlar, yaptıklarının sunucunu kestiremiyorlar. Heva ve heveslerine uygun gelen
şeyleri olumlu şeyler olarak görüyorlar. Rabbim kendi değerlerimizin farkına
vararak kendi ayaklarımızın üzerinde durabileceğimiz, hiçbir grup, parti ya da
izme ihtiyacımızın olmadığı gerçeğini hepimize fark ettirsin..
Alagılama ve tanımlama AKLI . Yani sizinde deyiminizle , her hangi bir oluşun , olgunun , varın oluş sebebini ve oluş biçimini idrak edebilme .
İnsanların çoğu bu aklı kullanmazmı ? yoksa olması gerektiği gibimi kullanmaz . Veya daha çok ne için ve neden o için kullanır .
Bunu tesbit edebilmek için , aklın evrimsel oluşum ve gelişim sebeplerini bilmek gerekir .
" biz insanı topraktan yarattık . Ve o canlansın diye kendi nurumuzdan nur verdik . Ona bir bellek ve akıl yükleyerek , onu yönetip yönlendirmeye , imatahan etmeye başladık . "
Kozmolojik sabit olan olan karanlık ışık = nur içerisinde ki zıtlıkların çatışamasıyla , ışık saçan güneş sistemli galaksimiz ve bu galaksi içerisinde yer alan dünyamız ortaya çıktı .
Madde içerisinde ve maddeler arası etki tepkiler sonucunda Dünyamız mağma haliyken , atmosfere , sulara , karalara , bitkilere ve canlılara dönüştü .
IŞIK SAÇAN MADDEDEN , CANLI DÖNÜŞÜM .
Canlının , ihtiyaçlarını tatmin etme zorunluluğu sürecinde ki serbest üreyim , serbest tüketim , serbest üretim üretim sürekliliği , organsal beyin içerisinde , manevi beyin belleğinin , belleksel bilginin ve tecrübenin serbest birikim ve ifadesine , oluşumuna yol açtı . Genetiksel olarakta yavruya aktarıldı .
Canlı türleri içerisinde yer alan İnsanda , farklı bir şey ortaya çıktı . Bu ne , nasıl var olmuş .
İşte bu soruyu soran insan , bu sorunun peşinde , mucize denebilecek ekonomik sosyal keşiflerle günümüze dek gelmiş , şimdilerde ise , insanı nasıl yeniden diriltebilirim , ve ölümsüzlüğü nasıl sağlaya bilirimin peşinde koşuyor . Ki bu iki ideal çok yaklaşmış durumda ve bu ideale çok hızlı gidiyor .
Bu konu hakkında ki bilgileri , inşallah uygun bir zamanda paylaşırız .
Konumuza dönersek , bu ne nasıl var olmuş merakı , insanı araştırmaya , deneyler yapmaya , sırrı çözmeye iterek , tanıklık edilerek elde edilmiş olan = bilimsel bilgi neticesinde , oluşun oluş sebebini , gelişim sürecini ve biçimini algılama ve tanımlama , idrak etme AKLINA KAVUŞMUŞTUR .
Bu akıl ilde , somu zaman , mekan , gaye , eylem bileşimli yaşamı sürecinde , ne yapmalı ne yapmamalı , yani nasıl yaşamalı nasıl yaşamamalı bilincini = kararını = tercihini ortaya koymuştur .
CANLI HALDEN , BİLGİ VE TECRÜBE EDİNMİŞ RUHSAL HALE DÖNÜŞÜM .
Algılama ve tanımlama aklının , yani idrak etmenin bir önceki aşaması , bu ne nasıl olmuş merakı ise , insanlar bunu sormuyormu , soruyor . Hemde çok soruyorlar . İyide , madem böyle , o zaman akıl neden çalışmıyor , aslında aklıda çalışıyor . Hemde çok çalışıyor . Ama hep eynı şeyler üzerinde çalıştığı için , gelişmek yerine dejenere omuş , çamurlaşmış , günaha ve pisliğe batmış . NEDEN .
Bu ne nasıl olmuş merakının bir önceki aşaması neydi , Belleksel bilgi ve tecrübenin serbest birikim ve ifadesiydi .
" gerçek din , Allah insanı hangi fıtrat üzere yaratmış ise o dindir , ve o dinde asla değişme olmaz "
Havva anamızın görünen ayıp yerleri cinsel yasağının yanlış biçimde uygulanmış olması , ve Adem babamızın yediği yasak meyve tarım üretimi ve ticaretinin toplumu önce sınıflara ve sonrasında sınırlara bölmüş olması , ve neticesinde bu cehennemi yaşam biçimine indirilmiş olmamız , bu cehennemin yasakçı ve baskıcı insan kişilikleri ile toplum biçimleri dolayısıyla , serbest bilgi ve tecrübe edinmekten , az çok bildiğini serbestçe ifade etmekten yoksun bırakılınca ,
Etnik monarşi paranoyaklığı ,
Dini teokrasi nevrozu ,
İdeolojik oligarşi şizofrenisi ,
Ekonomik sosyal çıkarların , politik ihanetlerin , iktidar mücadelelerin de teşvikiyle , akılları esir aldı . Ve adeta dünya , deliler koğuşuna döndü . Ne yazık ki delilerin aklı hep delilik için çalışıyor .
Bu delilik , biyolojik delilik olsa amenna . Ama bu delilik , sosyolojik deliliğin yol açmış olduğu , psikolojik deliliktir ve soy kırımlara yol açıyor .
Bu delilik dolayısıyla , normal şartlarda canlı halin , ruhsal halin hizmetinde olması gerekirken , tersi biçimde = yani sapkın biçimde , ruhsal hal , canlı halin hizmetine sokulmuş . Dolayısyla canlı halde , gene tesi biçimde fiziksel hale hizmet ediyor .
Neticesinde akıl , doğal olarak ruhsal gelişim ( bilgi ve tecrübe edinmek ) için çalışmak yerine , canlı halin istemlerini nasıl tatmin ederim , ve bunun için daha çok maddeyi nasıl kişiselleştirebilirim diyerekte , fiziksel hal için çalışıyor .
Oysaki nursallık içerisindeki ruhsal yaşam için gerekli olacak olan canlı halin istemlerine gereken fiziksel hal = maddi kazanımlar değil , tersine manevi kazanımlar olan bilgi ve tecrübedir .
Kaldı ki , nursallık içerisinde ki ruhsal yaşamın , cenneti yaşam olabilmesi içinde , fiziksel ve canlı yaşam sürecinde zarasız + faydalı bilgi ve tecrübe edinmiş olmak gerekir . Yoksaki bilgi ve tecrübeyi her insan ediniyor , ve dolayısyla her insanda bir ruhvardır .
Dolayısıyla , fiziksel ve canlı yaşam sürecinde , bilgi ve tecrübeyi , zararlı , kötü , günahlı , şer yoldan edinmiş olan ruhlar , elbeteki nursallık içerisnde ki ruhsal yaşamlarınıda cehennemi olarak yaşayacaklardır .
Bugün her ne oluyorsa , ve her kim nasıl yaşıyorsa , bunun sebebi geçmişte olmuş olanlardır .
Gelecekte her ne olacaksa , ve her kim nasıl yaşayacaksa , bunu sebebide bu gün olmakta olanlardır .
" Zerre kadar iyiliğinde , zerre kadar kötülüğünde karşılığı olacaktır "
Bu canlı yaşam sürecinde olmasabile , ruhsal yaşam sürecinde olacaktır .
Hiç bir şey yoktan var , vardan yok olmaz , var oluş ve yaşam biçimi , bir öncekileride kendinde taşıyarak , biriktirerek , farklı boyutlardaki yaşamına devam eder .
Yazarlar ve makalelerin
Yayınlanan haberlerin yorumları sadece yorum sahibini bağlar. Bu konuda
rast haber merkezi'nin hiçbir sorumluluğu yoktur
rasthaber.com’da yayınlanan harici linkler ayrı bir sayfada açilir.harici linklerin içeriğinden rasthaber.com hiçbir şekilde sorumlu değildir
rasthaber.com’da yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarları sorumludur.