Aslında bir
yanlış anlamanın kurbanı olsa gerek bu deyim. Kimi yerlerde devrimcilerin
bileti haline gelmiş, İslam’ı kısır devrim hayalleri içerisinde yorumlayan
kitlenin bayrağı olmuş, kimi yerlerde dar görüşçülerin kısır ahlakçılığına
kurban gitmiş. Derken bizleri her şekliyle kendinden soğutmuş bu deyim. Aslına
bakarsanız bu deyimden soğumakla Kuran’dan soğumuşuz.
İyiliği
emredip kötülükten sakındırmak kendi başına insan değil midir sizce de? Yani
insan hangi amelinde iyiyi istemeyip kötüden uzaklaştırmadığını düşünerek
hareket eder ki? İnsan tüm amellerinde gaye olarak iyiyi amaçlamaz mı? Öyleyse
seçmek hakkı hep insan için iyiden yanayken, iyiyi belirtip kötülükten
sakındırmak da nedir? Herkes iyiyi amaçlar ve varlığın akış yönü hep güzelken,
iyiliği emredip kötülükten men de nereden çıkıyor? Diğer taraftan açıkçası şu
yeni dönem sofularının ve devrim hayalperestlerinin sözlerinin de bir
ehemmiyeti yok pekâlâ. Gerçi bu iki kitle de kendi aralarında oyun oynayan
çocuklara benziyor. İyiliği emredip kötülükten sakındırmak deyince onlar kendi
nefislerini sütten çıkmış ak kaşık timsali yıkanmış sanıp öylece diğerlerine
saldırıyorlar. Bir de kendi muhasebelerinde bu kitlelere Allah hep borçludur
galiba(tabii genel konuşurken bu kitle içerisindeki herkesi kastetmiyorum,
herkes kendini biliyor şüphesiz)!
Gelelim bu
mevzuu çok uzatmadan, hakikaten böylesi bir şey mümkün müdür değil midir
konusuna. Aslına bakarsanız amaç olarak da amel olarak da mümkündür. Ancak pek de
anlaşıldığı manada değil. Diğer taraftan, iç dünya ile dış dünyanın eş orantıda
olması gerekirken, acaba daha bu orantıyı sağlayamamış şahısların bu gibi bir
girişimde bulunması mümkün müdür? Pekâlâ mümkündür. Ancak kitlesel bir
hareketin liderliği ancak nefsi olarak bu seviyeye gelmiş birine aittir. Yani
iyiliği emredip kötülükten sakındırmak, insanın kendisiyken, diğer taraftan
arazlardan arınıp da zati olanı tamamen yaşayamayan bir insanın da toplumsal
alanda bu bilgiyi şiar edinmesi mümkün değildir. İyiliği emretmek ve kötülükten
men etmek için vardır insan ama iddiası bile insanı binlerce meşakkatin altına
sokan bu işin altından kimler kalkar diye sorsak nasıl bir yanıt alırız acaba?
Bazı
yüzlerin kara ve bazı yüzlerin ise aydınlık olacağı günde şüphesiz kara olanlar
bu vazifelerini yerine getirmeyenler olacaktır. Bu vazifelerini kendi nefisleri
üzerinde tebliğ etmeyenlerin yüzleri kara olacaktır. Toplumu galeyana
getirirken şiarları iyiliği emredip kötülükten men etmek olan binlerce kitle
sonradan en azılı zorba olmuştur. Nefsine zulmeden birinin topluma da
zulmedeceği açıktır. Bu yüzden de iyiliği emredip kötülükten sakındırmanın
basamakları ve düzeyleri vardır. Herkes için iyiliği emir ve kötülüğü nehiy
aynı şey değildir. Allah kimseye kaldıramayacağı yükü vermeyeceğine göre bunun
böyle olması gerektiği aşikârdır.
İnsan-ı
kâmil ile gerçekleşmemiş insan arasında birçok merhale ve basamak varken, nasıl
olur da insan-ı kâmile emir olunan şekliyle emir’el maruf diğerlerinin de şiarı
olabilir. Ali a.s’ın şiarı nasıl olur da bizim gibilerin de şiarı olabilir?
İmam Huseyn
a.s’ın Kerbela’daki şiarı olan iyiliği emir ve kötülükten men, bugün
bazılarının dilinde dolaşıyor. Bu gülünç ve esef verici bir iddiadır. Görünüşte
herkese kafa tutan bu kitlelerin, mazluma yardım, zalime karşı duruşta hepsi kendi
nefislerini birer Huseyn kılmışlardır. Oysa Huseyn’e a.s farz olan şekliyle
iyiliği emir kesinlikle Zeyd bin Ali’ye(r.a) bile farz değildi. Çünkü bu
söylemin de kendi içerisinde dereceleri ve şartlar altındaki açılımları vardır.
Nefsi merhaleleri tırmanmadan, bir anda kendini en üstte, insan-ı kâmilin en
üst derecesi olan, insanları zulme karşı ayaklandırma derecesine ulaşma iddiası
ilerisi için hiç de hayırlı değildir. Bu bahsi burada kapamadan evvel, bahis
konusu olan “iyiliği emir ve kötülüğü nehiy”in derecelerini belirlemek isteriz.
Şöyle şekillenebilir pekâlâ:
1-Nefsi iyiliğe davet ve kötülükten men
2-Sebat içerisinde her azayı iyiliğe davet edip,
kötülükten men
3-Temsil ile çevrene iyiliği emredip, kötülükten
men(sabır ve namaz ile…)
4-Tebliğ ile evine iyiliği emredip, kötülükten men(eşin,
çocukların, aynı evi paylaştıkların)
5-Tebliğ ile akrabalarına iyiliği emir ve kötülükten men
6-Tebliğ ile komşularına ve dostlarına iyiliği emir ve
kötülükten men
7-Tebliğ ile tüm insanlara iyiliği emir ve kötülükten
men
8-Velayet makamı/rehberiyyet konumu(insanları zulme
karşı uyarı)
Bu söz
konusu ettiğimiz basamakların da kendi içerisinde nefsi merhalelerle alakası
vardır. Örneğin mutmain olmamış bir nefis sahibi asla rehberiyyet makamına
ulaşamaz. Bunun yanında “mutlak velayet” konusu konumuzun dışındadır. İmamlık
makamı herhangi bir nefis tezkiyesiyle alakalı değildir şüphesiz. Ancak
yukarıda beyan ettiklerimiz türünden velayet en üst merhaledir ki, bu aşamada
artık insan, Allah’ta eriyen melekler misali yalnız ilahi bir kasıtla konuşur
ve kalbi vahyin nüzul yeri olur. Böylece de “iyiliği emir ve kötülükten nehiy”
bu şahısta bir liderlik vasfı olarak baş gösterir. İmam Humeyni r.a da bu
türden bir nefsin sahibi olarak “rehberiyyet” düsturunu ortaya koymuştur zaten.
İyiliği
emrin ve kötülü nehyin, bir ilham konusu olduğu kesindir. Özellikle Huseynî
kıyamın emr-i bin maruf… boyutundaki konumu bunu bize ispatlamıştır.
İmamlardaki a.s “iyiliği emir ve kötülükten men” hepsi farklı şekillerde aynı
şeyin tecellileridir, bunu fark etmek de zor değildir.
Diğer
taraftan Al-i İmran Suresi 104. Ayette söz konusu edilen en güzel ümmet
tasvirinde de görüldüğü üzere “iyiliği emir ve kötülüğü nehiy” tek başlıkta
toplanmıştır. Bu ayetin de teviline dikkat edersek asla bir toplulukta herkesin
aynı düzeyde olamayacağı açıktır. Öyleyse, yukarıda bahsedilen türünden bir
ümmet, başında “mutlak velayet sahibi” ve sonra da yukarıda bahsedilen sekiz
merhalenin muhatabı insanlar bir arada olacaktır. Peygamber’in s.a.a ilk
sahabeleri işte bu türden bir topluluktular. Farklı seviyelerde iyiliği
emredip, kötülükten nehiy ediyorlardı. Bunun yanında “mutlak veli”nin bulunduğu
yerde “rehberiyyet” makamında bir insan olabilir mi, bu mümkündür. Örneğin, Hz.
İbrahim a.s’ın yanında Hz. Lut’un a.s olması gibi. Ancak “İmam’ın a.f
gaybetinde” velayet-i fakih/rehber Onun a.f mutlak velayet görevinin
vekilliğini üstlenecek ve yine ümmetin muvahhit duruşunu sağlayacaktır.
Tüm bu gelinen merhale
de bizlere iyiliği emredip kötülüğü nehyin, yeni dönem sofularının ya da
devrimcilerin dillendirdiğinden öte bir anlamı olduğunu gösteriyor. Bu şekilde
bir yorumla bizler de göreceğiz ki toplumsal aşamada tansiyonun ve insanların
birbirilerine dair oluşturdukları su-i zan zincirleri çürüyüp kırılacak ve ilk
dönem sahabelerinin (r.a) sağladığı o kardeşlik ortamı yeniden sağlanacaktır
Allah’ın izniyle, vesselam…
Sonsuz kapsayıcılık bağlamında , tanrısal hayrında , şeytani şerrinde bir tek Allahtan ve Dininden geldğini , geçecek olan uzun maddi fiziki ve manevi ruhsal zaman süreçleri içerisinde bazı veya istisna hayırların şer , şerlerin hayır sonuçlar da doğru bileceğini , buna rağmen her ne olursa olsun sonuçta oluşum ve işleyiş bağlamında hayrın hayır , şerrinde şer olduğunu unutmadan ,,,,,,,,,,,,
HAK olan her boyutta , yani kozmolojik evren , jeolojik dünya , ekolojik doğa koşulları , biyolojik canlılar , sosyolojik toplum biçimleri , psikolojik insan kişilikleri içerisinde zarasız ve faydalı düşünce , söylem , eylem birliğidir .
ŞER olan her boyutta , yani kozmolojik evren , jeolojik dünya , ekolojik doğa koşulları , biyolojik canlılar , soyolojik toplum biçimleri , psikolojik insan kişilikleri içerisinde zararlı ve faydasız olandır .
Tanıklık edilebilen bu hiyerarşik akış dolayısıyla zaten hayrın ve şerin , Allah ve dininden geldiğine açık biçimde iman ediyoruz .
Kişi , tanıklık edile bilir biçimde , bu hiyerarşiyi hangi aşamaya kadar biliyorsa , bunlar içerisinde ki hayrı ve şerride ancak o aşamaya kadar bilebilir . Ve dolayısıyla ancak o aşamaya kadar insanlara iyiliği emredip , kötülükten men edebilir .
Bu emrin ve men inde , kişi , aile , cemaat = oluşum , toplum , ülke ve genel insanlık bağlamında gene disiplin kuralları , yapılması ve yapılmaması gerekenler bağlamında uyulması gereken ilkeleri , yargılama biçimleri , yaptırımları , ekonomik sosyal cezaları toplamından oluşan bir HUKUKU olşur .
En iyi hukuka sahip olan , hayır ve şer bileşimli hiyerarik aşamayı en yüksek düzeyde bilendir ve aynı zamanda Allah ve Dinine en yakın UYUM içerisinde olandır .
Allah ve Dini , kendisne en yakın olanları , doğal = ilahi bir sonuç olarak , insanlık içerisinde HALİFESİ = temsilcisi kılarak , bu gibi kişileri , oluşumları , toplumları , ülkelri diğerleri üzerinde gene hiyerarşik biçimde yetkili kılmıştır .
Altı milyar insan , Allah ve dininin bu biçimlendirmesine , adaletine , gerçekliğine apaçık biçimde tanıklık eder .
Yazarlar ve makalelerin
Yayınlanan haberlerin yorumları sadece yorum sahibini bağlar. Bu konuda
rast haber merkezi'nin hiçbir sorumluluğu yoktur
rasthaber.com’da yayınlanan harici linkler ayrı bir sayfada açilir.harici linklerin içeriğinden rasthaber.com hiçbir şekilde sorumlu değildir
rasthaber.com’da yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarları sorumludur.