Türkiye-Obama ilişkilerinin dönüm noktalarından biri Ermenistan haline gelince...
Ermenistan’la ilişkilerin düzelme ihtimali de Azerbaycan’ı çok rahatsız edince...
Durumu sakinleştirmek için Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da ‘Dağlık Karabağ konusunda Azerbaycan ile Ermenistan arasında mutabakat sağlanmadıkça nihai bir sözleşmeyi imzalayamayacaklarını’ söyledi ya...
Adeta bana koca bir Pazar günü borçlandı...
* * *
Dağlık Karabağ ismi sadece bir bölgenin değil...
Ermenistan-Azerbaycan ilişkileri kadar, iki ülkenin Türkiye ile olan ilişkilerinin de ‘değişmesine’ ayar veren yerin adı...
Bölge konusundaki ihtilaf, resmi olarak da belirtildiği üzere Türk-Ermeni ilişkilerinin normalleşmesi önündeki engellerden biri...
Peki, nedir bu ‘Dağlık Karabağ Sorunu’?
Konuyu merak etmek, kör kuyularda kaybolmak gibi...
Saatler boyu, sayfalarca yazı, karar, atıl kalmış karar taslakları ve yorum okuyorsunuz...
* * *
Sonunda iş, içinden çıkılmaz hale geliyor...
Çünkü, Dağlık Karabağ olarak bilinen ‘Karabağ Özerk Yönetim Birimi’ daha işin başında farklı bir doğum yapmış...
Sovyet Devrimi’nden sonra burası, ‘coğrafi bütünlük ve ulaşım kolaylığı’ nedeniyle Azerbaycan’a bağlanmış ama nüfusunun yüzde 80’i Ermeni’ymiş...
Soğuk Savaş ertesinde şartlar değişince...
Sovyetler Birliği, Bağımsız Ülkeler Topluluğu’na dönüşünce...
Ulus-devlet arzuları kabarınca... Amerika ile Rusya bölgede yeniden bilek güreşine tutuşunca... Karabağ sıradağlarının kuzey kenarındaki 4 bin 400 kilometre karelik bu alan kavganın dövüşün, kan dökmenin, karşılıklı düşmanlık üretiminin merkezi haline gelmiş...
İnsanlar ölmüş, yurtlarından olmuş, sorun kangrenleşmiş...
* * *
Gürgenler, meşeler, huş ağaçları, kayın ormanları... Çayırlar... Üzüm bağları, meyve bahçeleri hep unutulmuş...
Karabağ hüzünlü bir hikáyenin adı olmuş.
İnsan odaklı, yönetilenleri mağdur etmeyecek ve ortak çıkarlarını gözetecek bir ulusötesi yaklaşımın yerini, kör fanatizm, iflah olmaz bir psikoloji almış...
Çünkü artık Karabağ’da Azeri nüfus yok ama topraklarda Azerbaycan içerisinde...
Bu ancak yeni bir anlayışla üzerinden gelinebilecek bir konu...
Karabağ on beş yıldır hiç çözülmeyecek gibi duran hukuksal bir sorun olmaya devam ediyor ama fiilen Ermenistan yönetiminde...
* * *
BM Güvenlik Konseyi’nin bu konuda almış olduğu sürüsüne bereket karar var...
Bu kararlar bölgedeki tüm ülkelerin egemenlik ve toprak bütünlüğüne saygı göstermesi, sınırların dokunulmazlığı, toprak elde etmek için kuvvet kullanmanın kabul edilmezliği ilkelerini kapsıyor...
Ermeni güçlerinin işgal ettikleri yerlerden çekilmeleri ve Karabağ’ın Azerbaycan’a bağlı bir bölge olduğu gibi hususlar da mevcut...
Ama... Ermeni savı ise Karabağ’ın bağımsız bir devlet olduğu ve kendine ait toprakları ele geçirdiği yolunda...
* * *
Karabağ kanlı bir Ermeni işgalinin kurbanı mı? Kendi kaderini kendisi tayin etme hakkını kullanarak Azerbaycan’dan ayrılan... Ermenistan’dan başka kimsenin tanımadığı bağımsız bir devlet mi?
Anlaşmazlık bu noktada sürüp gitmekte...
Ancak, konunun peşinde objektif bir biçimde dolanırken Güvenlik Konseyi Kararları’nın Ermenistan’ı kınamadığını ve saldırgan olarak kabul etmediğini de gördüm...
* * *
ABD, stratejik mülahazalarla...
Ve dünya kaynaklarının ‘Silahlanmaya’ gitmesini önlemek isteyen ‘Bilgisayarcıların’ da bastırmasıyla...
Kafkaslarda güvenlik koşullarının devamını ve bölge ülkelerinin demokrasi ile idare edilmesini istemekte... Ayrıca, ABD’de siyasi bakımdan aktif bir Ermeni Diasporası da var...
Kısacası Obama, Orta-Doğu ve Kafkaslar’da Müslüman Türkiye’ye yeni bir model biçerken, Ermenistan konusuna bu nedenle çok ağırlık veriyor...
* * *
Pazarı heba ederek... Geldiğim noktada...
Karabağ, ulus-devlet cenkleşmesiyle kolayca çözülemeyecek gibi durmakta... Çünkü toprak Azeri, nüfus ise Ermeni...
Türkiye bu bölge ile ilişkilerini Karabağ Sorunu’na indirgeyerek, hareket kabiliyetini sınırlamış ve pozisyonunu zorlaştırmış...
* * *
Ermenistan’a yeni bir açılım, Obama döneminin ilk büyük ve önemli eşiği...
Dağlık Karabağ konusunda Azerbaycan ile Ermenistan arasında mutabakat sağlanmadıkça nihai bir sözleşmeyi imzalamayacaksak, işimiz gerçekten her açıdan çok zor...
Çünkü... Bölgede kıpırdayamaz halde kaldıkça, alt-süper olma imkánı da elimizden uçar gider... Umarım, akılcı ve kendi çıkarlarımıza endeksli bir kıvraklık hásıl olur...
Yazarlar ve makalelerin
Yayınlanan haberlerin yorumları sadece yorum sahibini bağlar. Bu konuda
rast haber merkezi'nin hiçbir sorumluluğu yoktur
rasthaber.com’da yayınlanan harici linkler ayrı bir sayfada açilir.harici linklerin içeriğinden rasthaber.com hiçbir şekilde sorumlu değildir
rasthaber.com’da yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarları sorumludur.