İkinci cihan harbi tüm şiddetiyle devam ederken, harbe dâhil olmayan memleketimiz harbin yol açtığı maddi manevi sıkıntıdan nasibini almıştır. Yazının konusu bu sıkıntılar değil elbet. Harp yılları radyonun hayatımıza hâkim olduğu yıllardır. Eski sinema yapımlarında gördüğümüz sahneleri hatırlatmak isterim. Kahvehanelerde, kalabalık ailelerde, berber salonlarında o iri gövdeli radyolar hep başköşededir. Mekânı tamamlayan bir mobilya edasında dururlar ve radyolar aileden bir fert gibidirler. Harp yıllarında kulaklar "ajansta" harbin son gelişmeleri nefesler kesilerek takip edilirdi. Bu görüntüler siyah-beyaz yabancı yada Türk sinemasının o dönemi işleyen filmlerinin değişmez sahneleridir.
Radyo programları televizyon hâkimiyetine kadar cemiyet hayatındaki önemini hiç yitirmedi. Bazı vakitler tüm ulusun kulağı radyolara yapıştı, hayat radyolarımızın etrafında şekillendi. 27 Mayıs cuntasıyla gelen yeni devir işte bu dönemlerdendi. 27 Mayıs darbesinin seneyi devriyesinde darbeye dair bir şeyler yazmak istedim. Bildik, senelerdir tekrarlana gelen mevzulara değinmek cazip gelmedi. Yazmış olmak için yazmak istemedim. Darbenin bizim ailemizde kalan anılarına değineceğim. Benim yaşım kifayet etmiyor, ben seksen müdahalesini hatırlıyorum.
Rahmetli dedem sık sık anlatırdı. Çünkü 1960 müdahalesi dedemi daha bir yakından ilgilendiriyordu. Demokrat Parti'nin Bakırköy ilçe teşkilatı Yenimahalle'de Hazırlık sokağında idi. Yani dedemin konağında. Konak sözü sizi şaşırtmasın. O vakitler Bakırköyü ağırlıklı olarak ahşap evlerden oluşuyor. Hazırlık sokağında altı tane ev var, yedincisi meşhur Taş okul, Osmanlı'nın ilk orta mektebi. Yani Adnan Menderes dedemin bir nevi kiracısı, ikisi de rahmetli. Dedem kiracılarını çıkartmak için çok uğraşmış, fakat muvaffak olamamış. Fazlada üstüne gitmedim derdi. Menderesi severdim, derdi. Vaka ki, ihtilal yapılınca kiracıları kendiliğinden boşaltmışlar evi. Rahmetli dedem; kiracısından kurtulduğuna mı sevinsin, darbenin getirdiği acılara mı yerinsin bilemez. Senelerce dedemin Konya'dan gelen tanıdıkları, misafirleri dedemin evine ulaşmak için bindikleri taksilere, "D.P. Bakırköy teşkilatı" derler bundan da gizli bir haz alırlardı. Ve bir sabah memleketin ufku kara bulutlarla kaplanırken, Demokrat Parti de tarihteki yerini allıyordu.
İhtilal ile beraber tüm Türkiye'nin kulakları radyolara adeta yapıştı. Dedemin olsun, arkadaşlarının olsun, o günlerde adeta müptelası oldukları program "Yassıada Saati" oldu. Türkiye radyolarının en çok dinleyicisi olan saatindeydi. Program başladığında Türkiye'de hayat adeta duruyordu. En fazla rağbet gören yayın derlerdi. Rahmetli anneannemin dediği, o günlerde birilerine akşam oturmasına gidilecekse radyosu olan evler tercih edilirmiş. Dedemlerin evinde o senelerde bir saatliğine illa birkaç misafiri olurmuş. Dedemin demesi;" Yassıada saati ikinci dünya harbinin o en karışık yıllarında Radyo Gazetesi'nin gördüğü alakayı da geçmiş, her halde zor kırılacak bir rekor tesis etti."
İstisnasız her evde, saat yirmi oldumu, ibre Türkiye radyo istasyonlarından birisinin üzerine getiriliyor ve Gazi Osman Paşa marşının nameleri odayı dolduruyor. O dakikada milyonlarca insan aynı şeyi yapmakta, bunda kimsenin şüphesi yok. O kadar ki, randevular "Yassıada saati" ne göre ayarlanmakta, Yassıada saati verilirken radyosuz bir yerde bulunulmamaya dikkat gösterilmektedir.
Alakanın başlıca sebepleri şunlardır; Hadise çok sıcaktır ve Yassıada duruşmaları gazete haberlerine aksedilenin aksine hala vatandaşın en öncelikli gündemidir. Bir diğer sebep ise yayın iyi hazırlanmıştır ve davaların genel seyri dinleyicide bir merak hâsıl edecek tarzda verilmektedir. Program titiz bir çalışmanın ürünü olmasaydı, konu ne derece mühim olsa da zamanla halkın ilgisi azalırdı.
Yassıada'da olanlar tüm bir milletçe çok büyük bir merakla takip edilmiş cunta ve mahkeme çok tartışılmıştır. Acı olan Türk siyasetinin doğrularıyla yanlışlarıyla üç evladı zorbalıkla katledilmiş ve halk buna tepki göstermemiştir. Daha da acısı ülkede demokrasi ve insan hakları ayaklar altına alınırken darbeciler baş tacı edilmiştir. 1960 lı yılların medya ve akademik çevreleri ülkenin demokratik ve hukuk düzeninin silah zoruyla değiştirilmesine en sert tepkileri sergileyecekleri yerde, cuntacıları alkışlamaktan geri kalmamışlardır. Müteakip müdahalelerde olduğu veçhile.
Bilal Atış / Bakırköy
b.atis73@gmail.com