Allah’a hamdolsun. Yarattı bir kere, sonra
yaratmaya devam etti. Masivâ, durmadan, içtikçe içti bu kaynaktan. İzin verildikçe
içmeye devam edecek. Ne de yetersizdir O’nu vasıflandırmalar. Zaman ve mekândan
azadedir. Gözler onu idrak edemez, o ise bütün gözleri idrak eder.(6/103)
Kalpler görür ancak. Hatırlayın, hani miraçta Kalp yalanlamamıştı gördüğünü. (53/11)
Âlemlere sığmaz da muminin kalbine sığar ‘O’.
Dünya, oyun olsun diye yaratılmış değil.(21/16,
44/38) Önce Muhammed’den (saa), sonra Nuh, İbrahim, Musa ve Meryem oğlu İsa’dan
kesin söz alındı. (33/7) Binlerce ve binlerce yıl, yüz yirmi dört bin yıldız
geçti dünyanın semalarından. Nuh, İbrahim, Musa ve İsa da sırasıyla gönderildi.
Kul olmayı öğretmek ve böylece sonsuzda seyre daldırmak için beşeri. Perdelerin
kalkması için, yerle gök arasında. Onlara ahitlerini, hani ‘belâ’ cevabını
(7/172) hatırlatmakla mükelleftiler.
İlk söz alınan, en son geldi. Kıyamete dek, bütün
‘insanı kâmiller’, hüccetler, onun kapısından icazet alır, kokusuyla ıtırlanır.
Ahlakıyla ahlaklandığımız sürece ‘inananız’. İnsan olduğumuz için seçkinsek, O
da insan olduğu içindir!
Geldi, âlem nura gark oldu, gitti. İlk insandan,
yani Âdem “Peygamber”den bu yana yeryüzü hiçbir zaman hüccetsiz kalmamıştır.
Gitmeden yerine ne yüce birisini bıraktı! Ve O da kendi yerine. Son Şeriat’ın
sahibinin ardından, kıyamete değin On iki mirasçı dini ikame edecek.
Öylesine yücedirler ki, sevenleri tek kelime
etmemiş olsalardı onlar hakkında, sadece düşmanlarının methiyeleri yeterdi
herkese. Varlık büsbütün bir şiirdir dersek, şah beytidir ‘Ehli Beyt’ bu
şi’rin. Kemalin zirvesidirler. Öyle bir zirve ki, hiçbir kuş o zirveye ulaşamaz
ve bütün irfan pınarları o zirveden fışkırır. Hikmet, onların varlıklarından
südûr etmiştir. Hayat onlarsız düşünülemez, ölüm onlarla anlamlıdır.
Ve Fatıma. Onu yâd etmemek ne vefasızlıktır. Nikâhı
semalarda kıyılan, şahidi melekler olan. Kimin eşi? ‘Ali olmasaydı Fatıma’ya eş
bulunamazdı.’ Bunun üzerine söz var mı? Babasının annesi… Babayı, anlatmaya
gerek var mı?
Annem, babam, tüm sevdiklerim ve öz canım elbette,
sevilebilecek ne varsa cihanda, feda olsun ona. Onun varlığıyla teselli
buluruz. Onun gölgesine girer, şefkatine sığınırız. Ne harikulade annedir o!
Geçenlerde Fatıma’nın onuncu masum evladının doğum
günüydü. İdrak edebildik mi? Doğum ve vefat günleri, rehberlerimizi anlamamız
için birer fırsattır, bağışlanmış bizlere. Değerini pek bilmiyoruz.
İmam Hasan Askeri. Ona ve hakiki takipçilerine
selam olsun. Tarihin en büyük yalnızlarıdır, Ehlibeyt İmamları. Hala bile
yalnızlıkları devam ediyor... Biz Ehlibeyt Mektebi mensuplarının dahi çok tanımadığı,
mazlum önderlerimiz. İmam Hasan Askeri (as) da bu imamlarımızdan biridir.
İmamımız, Kaim (af)’ın babası olması nedeniyle çok
kez zikrediliyor sadece. Kendi faziletleri, hayatı çok bilinmiyor.
İmamımız altı Abbasi halifesi dönemini de görmüş.
İmameti altı yıl. Yirmi sekiz yaşında, daha çok genç yaştayken zehirletilerek
şehit ediliyor.
Evet, gariptir dedik imamımız, döneminin istibdadı
öyle bir noktada ki, dostları dahi çok ender görebiliyor onu. Yusuf peygamberle
benzer bir yönü var: Zindana atıldığında, iki zalim gardiyanı, ona işkence
etmeleri için gönderiyorlar. Kısa sürede bu kimseler, o varlık şahikasının
üstün ahlakından etkilenip tövbe ediyor. İbrahim’den Kaim’e -Allah onların
yolunda olmayı nasip eylesin-,ne
mutahhar soydur, ne aziz hidayet önderleridir onlar.
İmamet ve velayet silsilesi neticede gelip ona
varır. Değerli babaları gibi, ibadete düşkün ve topluma örnekti. Rivayetlerde
bakışlarının vücutları titrettiği yazılır. O’nun ardından, yerine oğlu,
zamanımızın imamı geçecektir.
Dedik ya düşmanların methi yeter diye; bir nasibi,
İmam’ı, iyi tavırlı, vakarlı, iffetli, asaletli, fazilet ve azametli olarak
tanıtıyor ve ekliyor; ibadet, iyi ahlak ve üstünlükte ondan öne geçecek kimse
yoktur. “Dost ve düşmanlarının onun hakkında iyilik ve hürmetten başka ifade
kullananını görmedim.” Ne ibret vericidir ki sonunda, hilafete ondan daha layık
kimse yoktur diyor…
Daha neler söylenir, irfan ehli daha neler bilir
onun hakkında. Kalemin yazmaya takati var mı ki?
Hikmet dolu sözleri yolumuzu aydınlatır,
ifadelerimiz onlarınkinden aldıkları kokuyla güzelleşir ancak. Sözlerini, hutbelerini,
mektuplarını okuyup da etkilenmeyenin divâne olması gerek. Bu yazı da on
birinci imamımızın sözleriyle ziynetlenmiştir.
Sığınanlara sığınak, basiret arayanlara nur ve
kendilerine sarılanlara kılavuzdurlar. Onları seven, “yüksek kale”de onlarladır;
yollarından sapanlar ateşe gidecektir. Onlarla fakirlik, başkasıyla tokluktan,
onlarla öldürülmek, başkasıyla yaşamaktan daha hayırlıdır.
‘Esrarımızı açıklamak, insanı helake sürükler’
buyuruyor. Biliyor muyuz ki, az da olsa anlamak onları, ama doğru, ama derinlemesine,
insanı nerelere götürür acaba?
Aziz İmamımızdan iki değerli cümle:
“Doğru yoldan uzaklaşıp, sağa sola gidenleri bırak;
çoban istediği zaman sürüyü çok az bir çabayla toplayacaktır.”
“Şiilerimiz, oğlum zuhur edinceye kadar daima kederli
ve hüzünlü olacak, o zuhur edince zulüm ve haksızlıktan sonra yeryüzünü
adaletle dolduracak.”
Yazarlar ve makalelerin
Yayınlanan haberlerin yorumları sadece yorum sahibini bağlar. Bu konuda
rast haber merkezi'nin hiçbir sorumluluğu yoktur
rasthaber.com’da yayınlanan harici linkler ayrı bir sayfada açilir.harici linklerin içeriğinden rasthaber.com hiçbir şekilde sorumlu değildir
rasthaber.com’da yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarları sorumludur.