Hicretin her halde en baskın yönü bizler için mitsel
tarafıdır. Bir geriye doğru gidiş ve bir tür nostalji, kimi yerlerde de bir
romantizmin imidir hicret. Aşk aslında melankolinin yansıması gibi gelir
çoğumuza. Modern bir başkalaşım halidir bu. Yani sözcüklerin kendi
dünyalarından alınıp başka yerlere koyulması, bellek yitimi, çoğu zaman da
yabancılaşma. Varlığın sömürülmesi akabinde gelen zaruri materyalistliğin açık
tecellisidir hicretin böylesi tanımı.
Modern bellek yitimi, diğer taraftan her şeyin kendi
doğasından çıkışı ve her hal û kârda ortaya çıkan maneviyatsız sevicilik. Bir
tür kendi kendine aşık olma durumu ve her açıdan varlık ve etrafındaki her şeyi
birbirinden uzaklaştıran bireysel tekliğin ortaya çıkışı.
Hicret tek oluştan bir toplumsallığa gidişi işaret ederken,
modern dönem sonucunda bir mite dönüşerek tüketim metaı haline getirildi. Tıpkı
diğerleri gibi…
(ii.)
Toplumun fertleri psikolojik hastalıkların pençesinde.
Avrupa hap müptelalarının memleketi haline gelmiş. Hicret basit bir imden
ziyade, kendi tevilinde, bulunduğun yerde bir başka varlığa geçiştir. Modern
dönemin dayatmaları ve insanlığın en azılı düşmanı çok tanrıcılığın yeniden baş
göstermesi şüphesiz değerleri değişime uğramaya yöneltmiştir. Bu bir tür
varlığını korumak için takiyye yapmak gibidir ancak özden verilen her şey
takiyyenin zorunluluğunu ortadan kaldırır.
Hasılı, bireylerin değersizlik probleminin bir yansıması
olarak nevrotik hastalıklara tutulmaları, gençlerin genelinin sanal dünyalarda yeni
ritüeller ve dinsel öğeler peşinde olması, bireyselciliğin insanın sırtına
yüklediği ötekileştirmek zorunda olma düşüncesi artık insanoğluna “yalnız
olmak” zorundasın gibi bir fikri salık veriyor. Yalnızlık kendi küllerinden
yeniden doğmak gibi adeta. Hicretin yalnızlığı ile modern dönemin yalnızlığı
“tarihselliği” açısından ve biçimde ortak olsa da, şüphesiz ontolojik açıdan
ayrılmışlardır. Yalnızlık modern dönem insanı için bir ölüm kalım mücadelesinin
izdüşümüdür. Hicretin tevili ise bambaşka bir âlemi imler. Formda bir olan iki
çeşit yalnızlık, kendi dünyalarında birbirilerini yıkmak için uğraşırlar.
(iii.)
Fikirsel cehdini yıkan yazar, bir anda kendini tanrının
tahtında kurulu buluyor. İnsanoğlu günlük olgular içerisinde, cehaletle olsa
dahi sürekli ilahlık iddiası besliyor. Cehaletin taassup şekli dışında bir
hükmü olmasa da, amel bahsinde her şeyi yakıp yok eden bir yangın gibi
insandaki bu özellik. Hicret fikirsel gelişimini tamamlamış ve aklen her şeyi
kabul etmiş olanın yapacağı iş. Oysa modern yalnızlığın ürünü yazar “fildişi
kule”de beni kimse anlamaz nutukları atmayı daha çok seviyor bugün.
Modern dönemin “tarihsellik”ten beslenen hülyası, her türlü
olgunun tedrici ve külli taraflarını ortaya çıkarırken, insanoğlunu da bir
cenderenin tam orta yerine attı. İnsan ise kendi tanrılığını ilan etmeyi bir
hicret sayıyor. Her birimiz kendi Mekke’mizden kendi Medine’mize hicret ettik.
Yalnızlık mekan ve zaman olgularından bağımsızlaştığında şüphesiz bir anlamda
“tarihi olan”dan uzaklaşır ancak sınırları tutturulamayan bireycilik
yazara/entelektüele/insana modern dönemde tanrı olabilme imkanı vermesi
açısından maneviyatsız toplumlara yeni bir kapı gibi görünüyor.
Imam Ali as. In "Kisi dilinin altinda saklidir."sözünden hareketle cogunlugunu günlük yasamimdan tanimadigim yazar kardeslerimi yazilari araciligiyla tanimaya calisiyorum rasthaber sayesinde.Etkili ve irfan dolu bir kaleminiz var ve yazilarinizdan anladigim kadariyla da felseficisiniz..
Internette yazarin kendine ait br blogunun oldugunu da gördüm. Benim gibi yazilarini okumaktan zevk alan diger okurlarina tavsiye olunur: http://huseyinbehesti.blogcu.com/
Allah muvaffak eylesin.
#FFFFFF">
doğan çelik
05-04-2009, 06:49:23
#FFFFFF">
Sonsuz sonluklu kozmolojik sabit olan karanlık evren içerisinde , hiç boşluksuz sosnuz evreni kapsamış olan karanlık nur = karanlık ışık = karanlık enerji kendi içerisinde , karanlıkta kalma özelliğini = gelenekselliğini sürdürmek isteyen yanı ile , aydınlığı dönüşmek isteyen devrimci yanı ayrışarak zıtlaşır .
Bu zıtlaşma her iki yanı temsil eden önder parçacık etrafında , o önder parçacığın çekim özelliğine yatkın olan diğer parçacıkların katılım desteği ile güçlenerek keskinleşir , ve son noktada çatışarak , ışık saçan aydınlık galaksilere dönüşür .
Aydınlık nura dönüşüm evrimi = değişim ve gelişim süreci , hem galaksi içerisinde , hemde galaksinin bağlı olduğu sosnuz evren birliği ve dolayısıyla galaksi dışı devam eder ama , galaksi bu durumu bilmez . Bu değişim devamlılığının bilmezliği , galaksinin merkezi çekim gücünü zayıflatarak , galaksiye bağlı olan paracacıkların da merkeze bağlılığını aynı oranda zayıflatır . Bu durum her parçanın galaksi içerisinde yeni merkezi güç olma eğilimine yol açar .
Bu eğilim yeni ayrışımın , yeni çekim merkezinin , yeni önder parçacığın , galaksi içerisinde kaosun oluşumu demketir ki sonuç , daha gelişmiş biçimde ki yeni aydınlık nurun ortaya çıkmasıdır . Ve bu çevrimsellik böyle devam eder gider .
İnsan ve insa toplumu galaksiden ayrı bir şey değil . Bire bir onun doğal bir parçası . Evren ve galaksi içerisinde ki konun insan kişilikleri ve toplum biçimleri içerisinde , özgün biçimsellik bağlamında aynen devam eder .
Etnik , dini , ideolojik toplum biçimleri de bu kanunla ortaya çıkmıştır .
Arabistan mekkesinde toplumun merkez gücü TOTEMİST ( PUTPEREST ) gelenekçiliktir . Bu geleneğin öncü çekim merkezli gücü ise Ebu Süfyanlardır .
Bencillik , bilinçsizlik , özgün biçimsel gelenekçilik , kin kibir inat , ekonomik sosyal çıkar , politik oyunlar , iktidar mücadelleri içerisinde , kişilik biçimlerinin , ekonomik sosyal yapının , toplumsal üretici güçlerin , çevre ülkelerde , ve genel dünya insalığı içerisinde ki değişimi farkedemezler . Bu değişime uyumlu hareket edemezler . Gün geçtikçe merkezi güçlerini yitirir , ve dolayısıyla toplum içerisinde bunlara bağlılık zayıflar , merkezi çekim gücü yaratmak isteyen yeni oluşumlar , yeni önderler çoğalmaya başlar .
Bunlar içerisinde değişim aşamasına en yatkın kişi ve oluşum , yeni yaşam + kişilik + inanç biçimi , çok çeşitli sebepler dolayısıyla kendine yatkın olan diğerlerinide peşine takarak , toplum içerisinde ki ayrışımı , zıtlaşmayı , bölünmeyi derinleştirerek netleştirir . Geleneksellikte ısrar eden totemis monarşi ile , değişimden yana olan dinsel teokrasi çatışarak , mekkenin yeni düzenini , Hz Muhammed önderli , islam dini inançlı kişilik ve yaşam biçimini kurarak , yeni merkezi çekim gücünü yaratırlar .
Günümüzde ve küresel bağlamda olan gene bu . On bin yıldır süre gelen , ve etnik , dini , ideolojik toplum biçimleri aracılığı ile uygulanmış olan , ilkel snırlı ve sınıflı komün toplum karakterli cehennemi süreç , etnik , dini , ideolojik toplum biçimleri ve insan kişilikleri ile birlikte merkeziyetçi gücünü , çekim gücünü kaybediyor , ve küresel bağlamda kaos , ayrışım gelişiyor .
KURAM = KEHANET . Küresel ayrışım gerçekleşecek , çatışma olacak , mehdi öncülü modern sınırsız ve sınıfsız komün toplum biçimli cenneti süreç başlayacaktır .
#FFFFFF">
doğan çelik
05-04-2009, 17:44:07
#FFFFFF">
Sayın Hüseyin hocamız , çok farklı bir anlatım tarzıyla , tüm dünya insanlığının içine düşmüş olduğu yeni bir dönemden , zamandan ve çağdan bahsediyor . Anlatım dili bana ağır gelsede , daha iyi anlaya bilmek çin , yazıyı bir kaç kez okudum .
İkinci kez yorum yazmamın sebebi , ben inşaat işçisiyim , sabah erken saatte ve akşam altıdan sonra yazabiliyorum . Çok değerli Hüseyin abimiz , altı milyar insanı ilgilendiren , altı milyar insanı direk etkileyen bir konu hakkında yazmış .
Diğer bir husus , Hüseyin hocamızın konusuyla ilgili canlı kanıt benim . Ben gibi orta okul mezunu bir inşaat işçi bile , on bin yıllık bir sürecin karakterine , konumu her ne olursa olsun , bu karaktere bağlı olan kiş ve inanç biçilmerine rest çekerek , ilkel ve gerici bularak , hemde somut sebepleri ve alternatif çözümleri ile ortaya çıkabiliyor oluşudur .
Bu konu hakkında denek olarak kendimi kullanıyorum .
Çağımız , ekonomik sosyal küreselleşeme ile , maddi manevi kişiselleşme çağıdır . Bu çağa uyum gösteremeyen kişilik ve yaşam = inanç = sistem biçimleri , yeni sorunlar karşısında çözüm üretemeyip , yeni ekonom ik sosyal taleplere cevap verebilcek bilinci ve beceriyi gösteremeyince , eskinin gelenekselliğini zorla dayatmaya çalışıyorlar . Elbetteki geçmişte çözüm olmadığı gibi , geleneksellik bugünde çözüm olamıyor .
Toplumsal merkezi kişilik ve yaşam = inanç biçimi , değişip gelişemeyerek , yeni koşullar karşısında baskılar ve yasaklarla , sömürü ve aldatmalarla , kin , nefret ve düşmanlıklarla , bencillik ve bilinçsizlikle gericileştikçe , iktidar , tatmin , çözüm gücü aynı oranda zayıflar . Bu aynı zamanda , var olan toplumsal etnik , dini , ideolojik kişilik , yaşam ve inanç biçminide zayıflatarak , kişiyi bunlar karşısında hak etmesede güçlendirir .
İnsan oğlunun tarih boyunca yaptığı en büyük hata , her hangi bir şey için , bu tamdır , bu her şeyi bilir , bu değişmez demesi olmuştur . Bu korkunç denebilecek hataya düşmeseydi , bu kadar acı çekmezdi . Bu hatasından dolayı , en basit bir soru karşısında bile , binlerce kelime sarfetmek , bin dereden su ğetirmek zorunda kalmazdı .
KURAM = KEHANET : Sonsuz sonluklu kozmoljik sabit olan karanlık evrenin tamamı , hiç boşluksuz karanlık enerji = ışık = nur ile doludur . Bu nur , sonsuz başlangıçtan gelen ve sonsuz sonluğa tekemül eden bir değişim akışı , yaratışçılığı , gelişimi içerisinde dir . Bunu sağlayan ise , bu nur içerisinde karanlık nur olarak kalma gelenekselliği ile , aydınlık nura dönüşme yenilikçiliği özelliğine sahip zıtların birliği , etki tepki çelişkileri , çatışmalarıdır .
Bu zıtlık , çelişki ve çatışma , aydınlık ve karanlık nurun , insana , insan belleğine , kişiliğine , yaşam ve inanç biçimine dönüşmüş halleri içerisinde de devam ediyor .
Yazarlar ve makalelerin
Yayınlanan haberlerin yorumları sadece yorum sahibini bağlar. Bu konuda
rast haber merkezi'nin hiçbir sorumluluğu yoktur
rasthaber.com’da yayınlanan harici linkler ayrı bir sayfada açilir.harici linklerin içeriğinden rasthaber.com hiçbir şekilde sorumlu değildir
rasthaber.com’da yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarları sorumludur.