İmam Humeyni (r.a):İslam siyasetten ayrı değildir. İslam diğer dinler gibi
değil ki dua ve zikirden ibaret olsun. İslam’ın siyaseti diğer hükümleriyle
birliktedir. Ve ben de siyasi müdahalede bulunuyorum.
İnsanoğlunun
var oluşundan itibaren ilkelerinin benimsenmesi ve uygulanması bakımından
siyaseti, genel manada iki ana başlıkta ifade etmek
mümkündür; Rahmani ve şeytani siyaset. Rahmani siyasette hedef;
ilahi amaca dönük olup bir İslam toplumunun , devletinin harici ve dahili
işlerini en iyi şekilde idare edebilmek için İslam rehberinin aklı, keskin
zekası ve tedbiri ile beraber , elinde olan mevcut güçleri kullanarak ,şirki ve
güçsüzlüğü ortadan kaldırıp İslami ve insani idealleri topluma egemen kılma anlayışıdır.Bu
siyasette amaç yeryüzündeki insanların mutluluğu olup, adalet anlayışının
egemen olduğu ve mazlum halkların muhafaza edildiği, gücün değil de hakkın ,
hakikatin egemen olduğu değerler esastır.Bu siyasetin meyveleri ;
huzurlu, adaletli , onurlu ve erdemli bir yaşamdır.
Şeytani siyasette ise değer ölçüsü, ilkesizlik ve değersizliktir. Bu
anlayışta belirlenen hedefler deşeytani olup, sömürü üzerine kurulu
düşüncenin egemen kılınması için gücün esas olarak kabul edildiği
hiçbir insani değerin kabul edilmeyerek , amaca ulaşmak için her türlü yolu ,
yöntemi , aldatmayı, komployu ve hileyi meşru gören siyaset anlayışıdır. Bugün ve geçmişte,
dünya genelinde siyasetçilerin kullandıkları ve benimsedikleri siyaset anlayışı
bu tür siyasettir.Bu anlayıştaki siyasetlerin neticesi kan ve gözyaşı, duygusal
sömürü; meyveleri ise
zülümdür.
Rahmani
ve şeytani siyasetin ilkeler açısından bir noktada buluşması ve ortak
hareket etmesi imkansızdır. Yani şeytani siyaset ve değer yargıları Rahmani
siyasette kısmen de olsa kabul görmez ve benimsenmez. Çünkü bunların dokuları
birbiriyle uyumlu değildir. İslamiyet’ in ilk yıllarında müşrikler
Peygambere(s.a.a) şeytani bir siyaset anlayışıyla şöyle demekteydiler: ‘’Sen bizi putlarımızla
beraber kabul edersen biz de senin davetine karışmayız
siyasetiydi .’’ Resulullah(s.a.a) ise kesinlikle bu teklifi kabul
etmeyerek İslam’ın o zaman diliminde ve güçsüz olmasına rağmen bu teklifi
reddederek rahmani siyaseti bizlere tanıtıyordu. Yine, İmam Ali (a.s) hilafete
geldiği zaman birtakım insanlar Muvaviye’ye dokunulmamasını isteyerek ,
hilafetin güçlenmesinden sonra onu görevinden azledilmesini
istemişlerdir. Hz. Ali(a.s) bu teklifi kabul etmeyerek Muhammedi
bir tavır sergilemiştir. Hakeza, Hz.Ali(a.s) hilafete gelmesinden sonraki
zamanda toplumda etkin olan kişilerin iktidardan istedikleri gayri meşru
dünyevi taleplerini ,Cemel Savaşının çıkması pahasına da olsa kabul
etmeyerek, Rahmani siyasetin değer yargılarını ortaya koymaktaydı.Yani
Rahmani siyaset bir hakkın yaşatılması için başka bir hakkın öldürülmesine veya
batılın başka bir batılla giderilmesine müsaade etmemektedir.
Bugün de İslami İran, emperyalist ve zalim güçler
karşında aynı Rahmani siyaset yöntemini izlemesinden dolayı şeytani siyasetin
bugünkü temsilcileri olan küfür cephesi ile her alanda
mücadele halindedir. Bizler şu gerçeği çok iyi biliyoruz ki
velayet değerlerine bağlı olan ve siyasetinin kaynağını Muhammedi
anlayıştan alan İslam inkılabı, bugünkü tağut ve zalim güçlerin başını
çektiği ABD ve uluslar arası Siyonizme karşı yürüttüğü
siyaset anlayışını , bu değerlerden değil de onların benimsediği siyaset
anlayışına göre oluşan değerlerden almış olsa , bu kadar
saldırılara ve dışlanmaya maruz kalmayıp aksine bu güçler tarafından
desteklenecektir.Bunun en canlı örneği olan bu şer güçlerinin,Vahabi anlayışına
dayalı, sözde şeriat hükümleriyle yönetilen Suud hanedanı ve
Arap hükümetleriyle olan yakın ilişkilerindeki muhabbetleridir.Bu
yönetimler siyaset anlayışlarını emperyalist güçlere göre
şekillendirip, onların amaçlarına ulaşmalarında onlara yardımcı
olmaktadırlar.Bundan dolayı bu devletlerin yönetimlerinin ne olduğu bu
güçler için hiçbir önem arz etmemekle beraber, onların sistemlerinin devamının
sağlanması için onlara yardımcı olmaktadırlar.Bu zalim güçlerin şeytani
siyasetlerini benimseyip onlara göre hareket eden zihniyetin sözde ulemaları,
din adamları ümmetin izzetini savunan, hiçbir mezhebi bağnazlığa takılmadan
, Kuran’ın emri olan ‘Müminler kardeştir.’ şiarıyla hareket ederek,
mazlum Filistin halkını savunan Hizbullahi erlere , Siyonistlerle verdiği
savaşta dua etmenin haram olduğu fetvasını vererek bu şer güçlerin şeytani
siyasetlerine bu şeytani fetvalarıyla yardımcı olmuşlardır.Aynı şekilde, bu
zihniyet Gazze Savaşı’nda mazlum Filistin halkına destek amacıyla yapılan
protesto gösterilerinin İslami olmadığını iddia
etmişlerdir.
Toplumların Muhammedi
dini tanımada ve anlamadaki zafiyetleri onların her zaman bu
şer güçlerin şeytani siyasetlerine kanmalarına sebep olmuştur.Her zaman
toplumlarda etkin olan güçler, insanların dini duygularından, birtakım
dini söylemler kullanarak istifade ederek , onları şeytani siyasetlerinin
aracı yaparak amaçlarına ulaşmaya çalışmışlardır.Bugünlerde şeytani
siyasetlerinde dini motifleri kullanarak semavi dini değerlerden uzaktan
yakından alakası olmayan uluslar arası Siyonizm, işbirlikçi yönetimleri de bu
siyasetlerine alet ederek , ‘Dinler Arası Diyalog’ adı
altında Muhammedi değerlerle mücadelede yeni şeytani metotlar geliştirmeye
çalışmaktadırlar.Yine yaşadığımız toplumda bu siyasetin topluma nasıl
yansıdığını çok rahat görebilmekteyiz. Daha düne kadar dinin sembolleri
ve değerleri ile savaş halinde olan birtakım günümüzün siyasetçileri , tam yüz
seksen derece dönüş yapmış bir görünüm sergileyerek, dindarları bu şeytani
siyasetlerinin başrolüne, şov vitrinlerine koyarak amaçlarına ulaşmaktan
geri durmamaktadırlar. Şeytani siyasette de uygulanan yöntemler aynı olup
değişen değerler sadece kişiler ve zaman dilimidir.
İslam’ın
ilk yıllarında o zaman ki emperyalist ve müşrik güçler tarafından her
türlü baskıya ve ambargoya maruz kalan Hz. Peygamber(s.a.a) gibi ,
benimsedikleri Muhammed-i siyasetten , İlahi amacından ve ilkeli
siyasetinden dolayı bugün de velayet çizgisinin takipçileri,
şeytani siyaset anlayışını benimseyen zalim ülkeler tarafından dışlanarak, her
türlü ambargo ve abluka altına alınmaya çalışılmaktadır. Zaten bu durum hak ile
batılın yılmaz mücadelesinde bir realite olup değişen sadece kişiler ve
zamandır. Rahmani siyasetin tanımını ve amacını dikkate aldığımızda , bu
tanım açısından baktığımızda Müslüman’ın siyaseti dini, dini de siyasetidir.
Dinin siyasetten soyutlanması , Sekülerizm anlayışının İslam’la
bağdaşması söz konusu değildir. Dinin karşı olduğu şey siyasetin özü değil ,
şeytani anlayışa dayalı olan siyasettir. Siyasetin dinden ayrılması demek o
din anlayışının ruhsuz, ruhban ve folklorik bir din anlayışı olmasıdır ki , bu
da İslam’ın kesinlikle reddettiği anlayıştır. Bu anlayış ancak bugün
hakkaniyetliğini yitirmiş olan Hıristiyanlıkta mevcuttur. Siyasetin dinden
ayrılarak rahmaniliğini kaybetmesi yaratıcının Rububiyet sıfatının devre dışı
bırakılarak , o özelliğinin batıl ve ilahi dayanakları olmayan kişilere
havale edilmesi olup; bu da şirktir. Peygamberimizin ve Ehlibeytin
uygulamalarından dinin siyasetle iç içe olduğunu çok rahatlıkla
görebilmekteyiz. Peygamberimizin Mekke’de teşkil ettiği İslam devleti bunun
en canlı örneğidir. Rahmani siyasetin zaten amacı yeryüzüne hakkı hakim
kılarak , huzurlu, adaletli ,insani değerlerin hakim olduğu toplumu inşa
etmek olduğundan dolayı böyle bir yaşam içinde
siyasetin bir dinden ayrı düşünülmesi imkansızdır.
İslami Demokrasi
İslami
demokrasi; İslam İnkılabının ilahi bir lütuf olarak başarıya ulaşmasından sonra
gündeme gelen bir terimdir. Aslında bu terim Batılı manada ifade edilen
demokrasinin yeni keşfedilen bir kolu değil de, İslami demokrasinin
özelliği ve önemi; günümüzde dünya milletlerinin çoğu tarafından da uygulanan
demokrasideki yanlışlar ve kusurlarının olmasından kaynaklanmaktadır. Zira bu
ülkelerdeki demokrasinin kaçınılmaz sonucu olan seçimler, baskın güçler olan
,emperyalist ve kapitalist egemen güçlerinin propaganda olanakların tesirinde
ve yönlendirilmesinde gerçekleşmektedir.Ve bu demokrasinin işleyişine de bu
güçler yön vermektedir.
İslami demokrasi, amaç ve nitelik açısından
liberal ve Batılı tarz demokrasiden temelde tamamen
farklıdır. İslami demokraside asıl olan , bireyin kendi kaderini belirleme
hakkı ve onun insan olma hakkıdır.Yani sade salt bir antlaşma ve formaliteden
ibaret değildir.Gerçek manada demokraside; belirleyici olan değerler, inanç ve
sorumluluk bilinci olmak zorundadır.
İslam dininde en hayırlı amellerden biri ‘halka hizmet’ olduğu
hakikatini dikkate aldığımızda; İslami demokrasi, gösterişe dayalı
ve hayalperest olmayan , popülist yaklaşımlardan uzak ve minnet kültürünü
bünyesinde barındırmayan,yegane değer ölçüsü olarak samimiyet, görev ve
sorumluluk bilinci ve vazife aşkı ile beraber tertemiz, şaibeden uzak,
duru ve pak bir anlayışa dayalı olarak işleyen yönetim sistemidir.
Nur patlaması olarak başarıya ulaşan İslam İnkılabı; İslami demokrasi
kendine referans aldığı tevhit ve dini merkezli anlayışın uygulanmasıyla, dünya
milletlerinin gözlerinin önüne alternatif olarak sunulmasından dolayı ,
bugünkü sömürü anlayışına dayalı olan liberal demokrasi tüccarlarının
amaçlarına ve hedeflerine ters düşmektedir.Çünkü bunlar demokrasinin kendi
tekellerinde olduğunu ve onun tanım olarak içeriğini ve karşılığı ancak
kendilerini tanımlayacağını düşünmektedirler.Bu emperyalist ve kapital güçler,
demokrasinin içinin insani ve İslami değerlerle doldurulup insanlara alternatif
dini demokrasi olarak sunulmasını bir türlü hazmedememektedirler.
İslami demokrasi tamamen diğer
‘izim’lerden bağımsız, kendine has özellikleleri olan, yönetimde tekamülü hedef
alan bir demokrasidir. Bu demokrasinin yönü ; rahmetli İmam’ın(r.a)
buyurduğu gibi ne Batı’ya ne de Doğu’ya dönüktür.Bu model İslami değerlere canı
gönülden bağlı ,halkın kabul ettiği ve benimsediği ,istişare anlayışına dayalı
,halkın değerleriyle barışık olan onların görüşlerine İslami ölçüler
çerçevesinde değer veren yönetim şekli olan dini demokrasidir…
İslamın sağına soluna önüne ardına demokrasiyi eklemenin anlamı yoktur. İslam tek başına yeterlidir. Merhum İmamın görüşüde budur.
İslamın yönetim teorisinde demokrasi yoktur. Demokrasi kapitalist ideolojinin yönetim şeklidir.
vesselam
#FFFFFF">
Mehmet YETKİN
18-03-2009, 20:24:44
#FFFFFF">
SAYIN MEMİN KARDEŞ ,
DİNİ DEMOKRASİ DİĞER ADIYLA İSLAMİ DEMOKRASİ İFADESİ REHBER, HZ HAMANE'NİN KULLANDIĞI BİR TERİMDİR. EĞER ÖYLE OLMASAYDI VE SİZİN DEDİĞİN GİBİ OLSAYDI SEÇME VE SEÇİLMENİN BİR ANLAMI OLMAZDI.BİLGELER MECLİSİDE NETİCEDE HALK TARAFIDAN SEÇİLDİĞİNİ DİKKATE ALDIĞIMIZDA İSLAM REHBERİDE BİR NEVİ BU YÖNTEMLE SEÇİLMİŞ OLUYOR SADECE KRİTERLER FARKLIDIR.BU FARKLILIKLAR ZATEN YAZIDA İFADE EDİLMİŞTİR...VESSELAM
#FFFFFF">
Aklı Selim
18-03-2009, 21:21:30
#FFFFFF">
s.a
Konuyla ilgili detaylı bilgiyi şu linkte bulabilirsiniz. selametle kalın
SİYASET , insancıl bilimsel değerler aracılığı ile , toplumsal bağlamda maddi manevi istemlerin doğru ve yeterli biçimde tatmin edilmesine , ekonomik sosyal sorunların giderilemesine yardımcı olabilecek daha iyi olanakların oluşumunu sağlamak için yapılır ve bu bağlamda toplumdan yönetim yetkisi talep eder , yönetime aday olur .
POLİTİKA , bencil bilinçsiz değerler aracılığı ile , şahsi çıkarlar için iktidar gücünü ele geçirmek , veya iktidar gücünden pay almak için yapılır . Dolayısıyla politika bencilin , cahilin , ihanetçinin , iki yüzlünün , sahtekarın , yüzsüzün , alçağın , kişiliksizin işidir .
DEMOKRASİ , zıtların , farklılıkların Allah birliği içerisinde bir arada iken , kendi özgün yaratılış fıtratlarını özgürce ifade edebileme adaletidir . Armut armutluğunu , elma elmalığını , eşşek eşşekliğini , öküz öküzlüğünü ifade eder .
Hayırda şerde Allahtandır . Allah istemedikçe ( yer çekim kuvvetini işletmedikçe ) bir kuru yaprak bile dalından düşmez . Allahın izni olmadıkça hiç bir iş ve oluş gerçekleşmez .
Allahın hayır ve şer bağlamda ki varlık tecellisini , Allahın dini ilkelerini işlerliğini , yartmış olduğu varların özgün biçimsel yaratılış fıtratlarının ifadesini tanımayanlar , Allah ve dinine karşı gelme kafirliği ile birlikte , çok özür dilerim ama , elem armut eşşek öküz kadar bile olamazlar .
Yaratıcının yaratış tecellisine , yarattıklarının kendini özgün yaratılış fıtratlarını özgürce ifade etmesine iman etmek = uyum göstermek gerekir .
#FFFFFF">
doğan çelik
18-03-2009, 22:37:56
#FFFFFF">
Kısacası demokrasi özgür ifade ve seçme hakkıdır .
#FFFFFF">
memin
19-03-2009, 15:35:49
#FFFFFF">
İmamın Fallaci ile yaptığı söyleşideydi sanırım, Demokratik İslam Cumhuriyeti kavramına gösterdiği tepkiye bakınız. Seçme ve seçilme , demokraside bir kayıt altına alınabilir mi? Oysa iranda çok fazla kayıt altında. Her önüne gelen seçime katılamıyor. Bu demokrasi ile çelişen bir durum. Demokrasi ideal bir yönetim şekli değil. Bu kadar sıkı kontrolü olan iran da bile milyonlarca dolar seçim propagansı için para harcayan vekiller var. Bu adamlar sadece kanun yapmak için vekil olabilir mi? Tc de durum en acı şekliyle görülüyor. 5 milyon dolar seçim için harcayan bir belediye başkanı bu masrafı nasıl temin edecek? ABD ve Avrupada sermayenin desteklediğinden başka kim seçilebiliyor. Çünkü gücü olmayan halk kitlelerine ulaşamıyor. Onları kim manipüle ederse o iktidardır.
Demokrasi kapitalist ideolojinin bir argümanıdır. Birilerinin seçilmesi ve seçmesi değildir sadece. İslami demokrasi terimi konjontürel bir kullanım olabilir. Ama İmam merhum bu tür bir kullanımı bile hoş karşılamazdı. Kaldı ki biz Rehberin böyle bir kullanımını sizden duyuyoruz. İranda halkın yönetime katılımı vardır. Bu İslamın şura ilkesi ile ilgilidir. İslami hayat alanında demokrasi ve diğer ıstılahların kullanılmaması önemlidir , zira İslam dışı kalıplar kullanmak , islami zihnin zamanla yabancılaşması tehlikesini doğurur.
#FFFFFF">
Mehmet YETKİN
20-03-2009, 10:14:53
#FFFFFF">
Selamum Aleykum
Sayın MEMİN Kardeş;
Zaten bizim bügünkü manada demokrasinin herşeyi ile islamla bağdaşmadığını ve islami demokrasideki kriterlerin neler olduğunu yazımızda izah etmeye çaliştık.Şimdi ben size Ayettullah CAFER SUBHANİ'inin denetimide olan bir siteden bu konuyla ilgili verilen cevaplardan bazı pasajlar alarak sizden ordaki yazıyı okumanızı tavsiye edeceğim.Selametle kalın
İmam Humeyni’ye Göre Demokrasi:
Dini bir otorite olması ve en demokrat bir düzeni “İslâm Cumhuriyeti” kalıbında oluşturması özelliğiyle İmam Humeyni, İran’da İslâm cumhuriyetinin temellerini oluşturarak, İslâm ile demokrasinin zıt olmadığını ispatlamakla kalmayıp bu ikisinin birleştirilebileceğini ve halka dayanarak toplumun idaresi için İslâm'ın en demokratik yöntemi sunabileceğini de ispatlamıştır.
Eğer demokrasiyi, insanların özgür iradesinin yöneticilerin seçiminde veya yönetimden alınmasında ve kendi geleceklerini belirlemede geçerli olduğu ve gerçekte hükümetin çoğunluğun oyuna göre olan bir sistem olduğu olarak tanımlarsak bu İmam Humeyni’nin esaslarıyla zıt değildir. İmam Humeyni bu hususta şöyle demektedir:
“Burada milletin oyları hükümet etmektedir. Bu millet hükümeti elinde bulundurmaktadır… Milletin hükmüne uymamak hiçbirimiz hakkında doğru ve mümkün değildir.”[7]
İmam Humeyni’nin halkın kendi kaderini belirlemede asıl rolü oynadığını devlete, milletvekillerine vb. vurguladığı net olarak görülmektedir.
İmam Humeyni, milletvekillerine, milletin tersine hareket etmemeleri için yaptığı tavsiyede şöyle söylemektedir: “Eğer kendi isteğinize göre demokrasiye amel etmek isterseniz demokrasi çoğunluğun oylarıdır ve o da bu şekilde bir çoğunluk geçerlidir. Çoğunluğun oyları ne olursa, hatta zararlarına dahi olsa geçerlidir. Siz onların velisi değilsiniz ve bu yüzden bu iş sizin zararınızadır diyemezsiniz. Biz sizin onların vekili olduğunuzu söylemek istemiyoruz.”[8]
Tabiî ki İslâm, batılıların anlayışına göre demokrasiyi kabul etmemektedir. İslâm'da çoğunluğun görüşü eğer insanî değerlerle[16] çatışırsa itibarı ve meşruluğu yoktur. Ama demokrasinin diğer anlamları yerine göre daha iyi ve daha çok İslâm'da vardır. Sonuç olarak dinle demokrasi arasında hiçbir çelişki yoktur ve bunun yanında demokrasinin en gelişmiş şekli İslâmî kaynaklarda yer almaktadır.
Yazarlar ve makalelerin
Yayınlanan haberlerin yorumları sadece yorum sahibini bağlar. Bu konuda
rast haber merkezi'nin hiçbir sorumluluğu yoktur
rasthaber.com’da yayınlanan harici linkler ayrı bir sayfada açilir.harici linklerin içeriğinden rasthaber.com hiçbir şekilde sorumlu değildir
rasthaber.com’da yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarları sorumludur.