Bakmayın siz bizde siyasetin öyle kaba polemiklerle yapılmasına, aslında siyaset incelikli bir iştir. Biz son zamanlarda siyasi açıdan “mükemmel” denilebilecek iki çıkış izledik. Bir tanesi Ahmet Türk’ün parlamentoda Kürtçe konuşmasıydı. Yeri, zamanlaması, dozu ustalıkla ayarlanmıştı. Türk,
Genel Kurul’da değil kendi parti grubunda konuştu. Konuşmayı, Birleşmiş
Milletler’in “anadil gününe” denk getirdi. Hapishanede annesiyle Kürtçe
konuşamamış olmasından söz ederek “duygusal” bir boyut ekledi. Bu
konuşmayı “seçim” döneminde yaparak “bölgedeki” rakibi AKP’yi, “Kürtçe
konuşmaya karşı çıkarak” oy kaybetmekle, parlamentoda Kürtçe
konuşulmasını kabul etmek arasında sıkıştırdı. Başarılı oldu, kimseden çok fazla tepki gelmedi. Diğeri ise etkileri çok daha büyük ve evrensel olan Başbakan Erdoğan’ın Davos’taki olağanüstü gösterisiydi. “Gazze’de
ölen çocukları” savunarak insanların vicdanlarına hitap etti. Bu
çatışmadaki din faktörünü vurgulamayarak meseleyi “insan” boyutunda ele
aldı. Çıkışını bütün dünyanın izlediği Davos’ta yaptı. Ve kendisine
karşı yapılan bir “kabalığa” tepki göstererek insanların kendisine her
açıdan hak vermesini sağladı. Davos olayından sonra, bu “şovun” Türkiye’ye büyük zarar vereceği yolunda yorumlar yapılmıştı. Ama bugün, durumun hiç de öyle olmadığını görüyoruz. Amerika Dışişleri Bakanı Clinton dün bir açıklama yaparak Başkan Obama’nın Türkiye’yi ziyaret edeceğini söyledi. Obama’nın ilk Avrupa ziyaretinde nerelere gideceği diplomatik açıdan önemliydi. Yapılan ilk programda dört ülke yer alıyordu. İngiltere, Fransa, Almanya ve Avrupa Birliği dönem başkanı olan Çek Cumhuriyeti. Çekler bu ziyaret listesine “AB başkanlığı” kontenjanından girmişlerdi. Diğer üçü de Avrupa’nın en güçlü üç ülkesiydi. Obama bu üçlüye Türkiye’yi niye ekledi? Herhalde bunda Hillary Clinton’ın Ankara’da yaptığı görüşmeler çok etkili oldu. Karşılıklı olarak bazı sözler verilmiş olmalı. Ama bence bu ziyarette Davos olayı da önemli bir rol oynadı. Ben
bu işlerin uzmanı değilim ama Davos çıkışıyla İslam âleminde büyük bir
prestij kazanan, Gazze sokaklarında resimleri dolaştırılan Erdoğan’ın
Müslümanlar nezdinde son zamanlarda kazandığı ağırlık da Amerikalıları
etkiledi sanırım. Obama, “başkanlığının ilk yüz gününde bir Müslüman ülkeden İslam âlemine sesleneceğini” açıklamıştı. O zaman bu ülkenin hangisi olacağı çok tartışılmıştı. Şimdi Türkiye’nin seçildiği anlaşılıyor. Clinton’ın
Türkiye’den sürekli olarak “bölgesel ve küresel lider” olarak söz
etmesi sanırım biraz da Türkiye’nin son zamanlarda Müslümanların
arasında kazandığı yeni yerle ilgili. Hem Müslüman, hem “nispeten” demokrat, hem de İslam âleminde saygın çok fazla ülke yok yeryüzünde. Obama
Türkiye’yi seçerek, demokrasiden nasibini almamış bir İslam ülkesinde
konuşarak kendi demokratlığına zarar vermekten kurtuldu. Bu
tercihiyle, İslama “düşman” olmadığını, Bush döneminin o kaba ve
saldırgan politikalarının sona erdiğini ama “demokrasinin” önemini de
vurgulamak istediğini göstermiş oldu. İç politika açısından bakarsak, bu AKP’ye büyük bir destek olacak. Ama kazanan sadece AKP değil tabii ki... “Sivil siyaset” de Obama’nın ziyaretinden önemli bir kazanç sağlayacak. Türkiye’de
sivil siyaseti ve seçilmiş hükümeti desteklediğini Amerika bu kadar
açıkça ortaya koyarken, Ergenekonvâri darbe girişimlerinin de pek bir
şansı kalmadığı açıkça anlaşılabiliyor. Elbette Amerika bu jestinin karşılığında Türkiye’den bir şeyler isteyecek. Clinton’ın konuşmalarından sezilebildiği kadarıyla, Türkiye Amerika’nın gözünde artık kuvvetli bir arabulucu. Gerek
İran’la ilişkilerinde gerekse Suriye ile ilişkilerinde Türkiye’nin
yardımını isteyecekler, mesajlarını Türkiye üzerinden gönderecekler. Afganistan’a “biraz daha asker” gönderilmesini de sanırım bu jestlerinin karşılığında sağlayacaklar. Bunun yanı sıra Obama’nın “kişisel karizmasını” da Türkiye’deki Amerikan düşmanlığını kırmak için kullanacaklar. Bill Clinton daha önce bunu başarmıştı, sanırım Obama da başarır. Parmağını Obama’nın burnuna sokacak bir bebek daha bulunabileceğini tahmin etmek zor değil. Bütün bunlardan Türkiye Amerika ilişkilerinde yeni bir dönemin başlayabileceğini düşünebiliriz. İki devlet aralarındaki işbirliğini artırırlarken, “duygusal” açıdan da yeni bir ortam yaratacaklar herhalde. Bütün bu gelişmelerde doğrusu ben Davos’un da rolü olduğuna inanıyorum. Doğru zamanda, doğru yerde yapılmış “riskli” bir çıkış, diplomatik bir kazanca dönmüş gibi görünüyor. Erdoğan “Müslümanlık” kartını doğru kullandı, şimdi sıra “demokrasi” kartını kullanmakta. Çünkü Türkiye’yi son yıllarda diplomaside bu denli güçlü kılan onun “Müslümanlığı” kadar demokratlığı da. Erdoğan, “Hamdolsun demokratım,” dediğinde ve “samimi” olduğunda galiba önünü uzun zaman kimse kesemeyecek.
Bin dört yüz yıl önce Hz . Muhammed , hanif olarak Hz İbrahimin sabiilik dinine bağlı dönemin kabbalist bilim adamları tarafından daha insancıl değerler ve daha bilmsel veriler aracılığı ile yönlendirilerek , cebrail aleyselam vasıtasıyla allahtan vahiler alıyorum deyip , savaş ve barış karışımı yöntemlerle kıtalar arası tefeci bezirgan pazar yolarını açerken , ,,,,,,,,,,,,,,,
Bin dört yüz yıl sonra W . Buhş , Evenjalist olarak Hz . ibrahim dinine bağlı olanların yönlendirmesi altında , yıldızlar ötesinden tanrıdan emirler alıyorum diyerek küresel emperyalizmin pazar yollarını açıyordu .
Obama nın bu yönlendirmenin dışına çıka bilmesi mümkün değil .
Küresellşmenin öncü gücü emperyalist sermaye aşamasıdır . Dolayısıyla bu sermaye gücünü elde tutan kişiler , şirketlerdir .
Küreselleşmenin vurucu gücü pentagondur .
Küreselleşmenin aktif yedek güçleri AB , JAPONYA , AVUSRALYA , KANADA dır .
Küreselleşmenin pasif yedek güçleri , Çin , Rusya , Türkiye , , vb ülkelerdir .
Küreselleşmenin ,
Bedeni coğrafya ,
Canı insan ,
Belleği tarih ,
Bilinci tekniktir .
Evrimsellik , hangi biçimde olursa olsun , çok çeşitli sebepler , etki tepkiler dolayısıyla , temel değişim yaratışçılığının , değişim gelişiminin , değişim genişlemesinin , değişim çoğalmasının işlerliğini sağlar .
Sorun , insan kişilikleri ile toplum biçimlerinin bu işlerliğe = evrimselliğe = değişme karşı olan uyumsuzluk sorunudur . Sorunun sonucu ise ekonomik sosyal krizdir .
çözüm , yönetime gelenin evrimsel ( dinsel ) ilkeler olan zıtların birliğine , zıtların bir birleri karşısında ki ifade istemlerine , zıtların farklı taleplerine , zıtların etki tepki çelişkilerine , zıtların değişim yaratışçılığına UYUM gösterebilmesinde , bu doğrultuda insancıl değerler ve bilimsel veriler arcılığı ile gereğini yapabilmededir .
ÜRETİMİN = SERMAYENİN = EKONOMİNİN çekirdek altları , DOĞA KAYNAKLARI ve İNSAN EMEĞİDİR .
1 - ) Doğa kaynakları ,
2 - ) İnsan emeği ,
3 - ) Bilgi ,
4 - ) Alet ,
5 - ) Talep ,
6 - ) Alım gücü ,
7 - ) Kullanım becerisi .
Bu yedi maddelik hiyerarşi , ilkel sınırlı ve sınıflı komün toplum cehennemi şer sürecin maddi ekonomik alt yapısının oluşum temelleri , oluşum yasaları , işlerlik kanunlarıdır . Eğer ortada bir kriz varsa , ki ciddi şekilde var , o zaman bu işlerlik kanunlarına uyumsuzluk sonucunda , bu olgu çok ciddi biçimde krize girmiştir .
Çok uzun zamandır , her konuda olduğu gibi bencillik , bilinçsizlik , özgün biçimsel gelenekçilik , kin , kibir , inat , politik ihanet , iktidar mücadeleleri dolayısıyla bu olgunun evrimsel hiyerarşik işlerliği gerektiği gibi algılanmamış , tanımlanmamış , buna uygun söylem ve davranış geliştirilememiş , buna uygun insan kişiliği ve toplum biçimi şekillendirilememiş , ve sonuç olarak bu ekonomik kriz küresel boyutta çok ciddi , çok yıkıcı biçimde ortaya çıkmıştır .
Doğa kaynakları bağlamında talebin üstünde kaynak doğadan devşirilerek israf edilmiş , daha ucuz ve yenilenebilir enerji kaynakları petrolün fiyatını düşürerek , buradan elde edilen gelirin ve dolayısıyla bu gelirle tüketim yapan ülke ve dolayısıyla insanlarının çok ciddi boyutta tüketim düşüşüne yol açmıştır .
İnsan emeği bağlamında onlarca , yüzlerce , binlerce , milyonlarca insanın emeği ile üretilen ürünler gelişmiş teknolojik araçlarla = makinelerle üretilince , insanlar işlerini kaybetti ve dolayısıyla tüketim güçleri düştü .
Bilgi bağlamında çağa uygun bilgilendirme ve mesleki eğitim verme yetersizliği dolayısıyla kalifiye işçi yetiştirilemediği gibi , bu durum amele düzeyinde ki işçilerin artışına yol açtı . Dolayısıyla bu durumda yetersiz tüketimin sebebi oldu .
Alet bağlamında çok gelişmiş aletlerle üretim yapan işyerleri ile , ilkel araçlarla üretim yapan işyerleri arasında ki bu adaletsizlik küçük ölçekli işletmelerin iflasına , dolayısıyla buradan gelir elde edenlerin işsiz kalmalarına veya daha az gelirle geçinmelerine yol açarak tüketimin azalmasına sebep olmuştur .
Talep bağlamında sermayeleri güçlü olanlar , ve sermayelerini uyuşturucu , silah satışı , borsa gibi üretime dayanmayan gayri meşru kazanımlarla destekleyenler talebin çok üstünde üretim yapıp pazarı şişirince aynı oranda üretimin hızını düşürdüler ve burum işsizliğe yol açtı .
Alım gücü bağlamında , yani çalışan kesimlerin ücretlerinde ki düşüklük , sendikasızlık , sendikaların kendi içindeki adaletsizlikleri , mesleksizlik , eğitimsizlik , çağ dışı eğitim anlayışı , uyuşturucu borsa her türlü kumar yolsuzluk insan ticareti porno ihaleye fesat karıştırma adam kayırma mafyacılık gibi gayrı meşru kazanımlar , vergi sistemindeki yanlışlıklar ,politik ihanetin savurganlığı ,iktidar şeytanlığının sömürücülüğü , ifade hürriyeti önündeki engeller , egemen ulus devlet anlayışı , silah alımları , etnik dini ideolojik gelenekçiliğin yaratmış olduğu gericilik yobazlık düşmanlık vahşilik , ,,,,,,, ve buna benzer daha bir çok sebepler dolayısıyla oluşan adaletsiz gelir dağılımı .
Kullanım becerisi bağlamında , akla gele bilecek her konuda icat edilmiş olan aletleri ve meslekleri kullanan bilecek eğitimden ve beceriden yoksun kalmış olmak .
Sonuç itibari ile önümüze çıkan gerçeklik ,ekonomide üretim giriş ,tüketim çıkış kapısıdır . Yukarıda açıklamış olduğumuz çok çeşitli sebepler dolayısıyla büyük oranda kapanmış olan çıkış kapısı tüketim , giriş kapısı olan üretimi de aynı oranda kapatmıştır . Giriş ve çıkış kapılarının açıla bilmesi için , ekonomiyi var eden evrimsel hiyerarşik yedi temelin toptan değişmesi , değiştirilmesi gerekir .
Ne yazık ki gene yukarıda açıkladığımız o çok çeşitli sebepler dolayısıyla bu değişim sağlanamayacak , kriz giderek derinleşecek , üretim ve tüketim kapıları tamamen kapanacak , ilkel sınırlı ve sınıflı komün toplum cehennemi şer sürecin maddi ekonomik alt yapısı ve bu maddi ekonomik alt yapının kendine göre şekillendirmiş olduğu manevi üst yapısı mahşeri dönüşümle infilak edip yerini , modern sınırsız ve sınıfsız komün toplum cennetinin maddi ekonomik alt yapısına ve dolayısıyla bu maddi ekonomik altyapının kendine göre şekillendireceği manevi üst yapıya bırakacaktır .
Bu değişim dolayısıyla , yaklaşık on bin yıldır süre gelen insan kişilikleri ile toplum biçimleri , ki insan kişilikleri ile toplum biçimleri medeniyetin çekirdek altlarıdır , yani kısacası ilkel sınırlı ve sınıflı komün toplum süreci = medeniyeti = insan kişilikleri ile toplum biçimlerinin öncülük dönemleri son bulacaktır . Bu değişim en geç on beş yıl içerisinde gerçekleşecektir .
Sonsuz evren birliği içerisinde var olan her şey , hayır tanrılığı ve şer şeytanlığı bağlamında ki tüm davranış ve eylem biçimleri ile bu değişime katkı sunacak ve değişim kesinlikle gerçekleşecektir .
Yazarlar ve makalelerin
Yayınlanan haberlerin yorumları sadece yorum sahibini bağlar. Bu konuda
rast haber merkezi'nin hiçbir sorumluluğu yoktur
rasthaber.com’da yayınlanan harici linkler ayrı bir sayfada açilir.harici linklerin içeriğinden rasthaber.com hiçbir şekilde sorumlu değildir
rasthaber.com’da yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarları sorumludur.