Salât ve selam nebimiz, mevlamız, Allah Habibi Muhammed
Mustafa ve onun tertemiz, pak, kullukta öne geçmiş Ehl-i Beytine olsun. Selamet
Resul-u Ekrem’in sadık ashabına olsun.
Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırız…
Bilinçli dostların ve âşık kardeşlerin sürekli bana etmiş
olduğu ilham ile İmam Ali a.s hakkında birkaç söz etmeyi ve onu yâd etmeyi
istedim bugün. Ne kadar da ben değerli üstatlarım ve âşık kardeşlerim gibi Ali
a.s’ın muhabbetine mazhar olmamış olsam da, biz takipçilerin ve Yakin Ehli’nin
kıblesi olan İmam Ali üzerine birkaç söz söyleme cüretimi siz değerli okuyucu
mazur göreceksiniz sanırım.
Şair şöyle başlar Ali diyerek:
Suskun dudakların da büyük ayetiydi Allah’ın
Ben, senin veçhine tutkun sanırdım güneş ve ay
Bu dünyada musibet deryasında Ali a.s kadar maharetle ve
dirayetle yüzen bir insan daha yazmamıştır tarih. Onun şecaati ve gücünden daha
fazlasını, onun ilmi ve takvası üzerine yazar tarih sayfaları. O Kuran’ın
“zikir ehli” olarak tanıttığı, Zikir’in yani Resul’ün nefsi olan kişidir. Onun
Allah’a doğru yürüyüşü şüphesiz bir devrim yürüyüşüdür. Yirmi beş yıllık devrim
hareketinin ilk günlerinden, hilafete geçip ilahi risaleti yüceltme, mutlak
velayeti açık etme görevini alelade uygulamaya koyulduğu günlerde bile ilahi
yürüyüşün ayak sesleri alsa azalmadı. Ali yıkılmaz bir dağdı. O sarsılmaz bir
kale ve Allah’ın konuşan Kuran’ıydı. Ancak bazılarının dediği gibi yirmi beş
yıl susan bir Kuran değil. Ali bu sözlerin aksine, tarihin de şahitlik ettiği
üzere büyük bir iştiyakla her an imameti ve valeyeti haykırmıştır. Onun
Ebubekir’e bıraktığı sadece dünya makamı olan ve imametin bir parçası olan
hilafet koltuğuydu. Oysa İmamet görevini yerine getirmekte bir an boşluk
göstermemişti Ali a.s. Onun kendinden öncekilerin hilafetine dair sözleri
tarihin tanıklığıyla sabittir.
Sen keskin kokularını yayınca cennetten dünyamıza
Kaç kişi kaldı ki sana âşık olmayan, münafıklardan başka
Bu Resul’ün sana sözü değil miydi Ey Sevgili
Seni lanetlikler sevmez, sevenlerse kavuşurlar aşka
Ali a.s yirmi beş yıllık devrim sürecinde mükemmel bir
cemaat kurma yolunda adımlar atmıştı. Onun evi vahyin eviydi ve o vahyin gerçek
kâtibiydi. Ali, Allah’ın ayetlerine dair sahip olduğu ilahi ilimle,
çevresindeki bir avuç Şia’yı mükemmel bir cemaatin ilk örnekleri olarak
yetiştirmeye koyuldu. Onun Şia’sı mükemmel bir cemaatin ilk tanımıydı. İmam
Hasan a.s, İmam Huseyn a.s, Hz. Zeyneb a.s, Hz. Ebufezl Abbas a.s, Hz. Ebu-Zer,
Hz. Selman, Hz. Miktad, Hz. Ammar, İbn-i Mesut, Malik-ul Eşter ve daha sonraki
dönemlerde aralarına katılan, Kumeyl bin Ziyad, Ammar bin Yasir, Uveys-i Karanî
gibi bir avuç Şia. Bunlar mükemmel bir cemaat olarak şekillenmeye koyuldular.
Ali’nin yöntemi belliydi. Her an ve her dakika bitmek bilmez bir arzu ile Şia’ları
Kuran’a çağırıyordu. Bu ilk dönem Şia’larının eğitimi yirmi beş yıllık sürecin
peşine tarih sahnesinde Resul-u Ekrem’den sonra gerçekleşen en büyük ikici
devrimin habercisiydi. Ali’nin a.s imamlık yöntemi ilk dönem Şialarını iki
şeyde birleştirmekti: Adalet ve İmamet. Ali a.s mükemmel bir cemaat olarak
Şia’yı bu iki temel üzerine kuruyordu.
Daha ilk gün bayrağı taşıyacağına yemin ederken
Anlamıştı zaman senin tarihe vuracağın şamarı
Sen ki, bir ömrü Kâbe misali dik yaşayan Sevgili
Bilirim ki, senin adaletindir bu âlemde Allah’ın âmânı
İlk dönem Şialarının eğitiminde ortak noktaları buydu.
Onlar İmam Ali a.s ile gizli bir anlaşma ile bağlıydılar. Öte taraftan onların
ayrıldıkları nokta sünnetlerdi. Her biri kendi fıtratlarına yakın bir sünnet
ile Allah’ın yolunda cihat ediyordu. Onlar için Ali a.s her bir sünnetin bir
tek kaynakta birleştiği, tüm zıtları kendi bünyesinde toplayan, Resul
örneğiydi. Onlar kendi fıtratlarına ait bir iştiyakla Ali’de gördüklerini
uygulamaya koydular. Selman, Ali a.s’dan sonra İslam’ın ilk abidi oldu. Ammar
Ali’nin sadakat ve işkenceler karşında yılmayan yönüydü. Miktat, Ali a.s’ın
siyasi dehasının örneğiydi. Zeyneb s.a, Ali a.s’ın hakikati bitmez tükenmez bir
iştiyakla haykıran âşık tarafıydı. Malik, Ali’nin askeri dehasının şebihiydi.
Ebu-Zer, Ali’nin adaletiydi. İmam Hasan a.s ve İmam Huseyn a.s ise, her
şeyleriyle Ali’ydiler. Biri halim Ali, ötekisi ise şecaat timsali Ali. Ve
diğerleri… Her biri Ali’den bir şeyi yaşattı hayatta. Böylece Resul’ün s.a.a
ahlakı toplumda diri kaldı. Ve her birinin tek bir şiarı vardı: Velayet.
Velayet yani imamet ve adalet.
Bir çöl fırtınasının karattığı gözlerim, Senin nuruna
Bir kez müptela olalı, artık başka bir âleme sürgün
Senin aşkın kalbime dert dolu hançeri vuralı
Bedenim kendi mahalimde, ruhum Necef’te mecnun
Ali’nin yaktığı bu velayet ateşi şüphesiz hilafet makamına
oturduğu günden itibaren daha da büyüdü ve artık zulmün etrafını sarmaya
başladı. Ali’nin adalet ve imamet söylemi ilk dönem Şialarının peşine gelen
kuşakta da etki yaratmaya başladı. Ali a.s’ın manevi oğlu Muhammed bin
Ebu-Bekir bu ikinci dönem Şialarının bayraktarı durumundadır şüphesiz. Onun Ali
evine bağlılığı, onun vahye olan iştiyakını artırmış ve onu şahadete kadar
yükselen bir yolun yolcusu haline getirmiştir. Bu Ali’nin devrimci sesinin
yankısıdır. Ali’nin açtığı ilahi devrim bayrağı artık her yeri sarmış ve Şam
kapılarına kadar dayanmıştır. Zulmün yıkılmasına ramak kala, imamet ve adalete
dair bağlılığı olmayan tamahkâr bir kitle Ali devrimine çomak sokmuştur. Bunlar
şüphesiz vahyi Ali a.s’dan daha iyi tanıdıklarını iddia etmiş ve Zikrin ehline
karşı bayrak açmışlardır. Ve bu kitle kalpleri bulandıran fitne ateşini İslam
toplumu arasında bir kez daha yakmıştır. İmam Ali a.s bu kitleyle savaşmış olsa
da bu zihniyetin kökünün Resul’ün s.a.a öldüğü güne kadar dayandığını
bildiğinden zihniyetin yok olmadığını da beyan etmiştir.
Mükemmel bir cemaat olarak Şia hareketi Ali a.s’ın
Haricilerle savaşı sürecinde Ali a.s indinde olmasa da ilk dönem Şialarının
şahadetleriyle artık büyük bir duraklama yaşasa da aslında Ali a.s tarihe
vermek istediği mesajı vermiş ve namaz esnasında şehit olması ile de bu
harekete en büyük noktayı koymuştur.
İmam Ali a.s’ın namaz esnasında şehit olmasında da
şüphesiz Şia hareketi için büyük bir mesaj vardır. Bu mübarek harekete Allah’ın
koyduğu bir noktadır. Ali a.s’ın mübarek kıyamı bizlere namazla başlayan
risaletin peşine gelen velayettin de namazla bittiğine işaret ederek, mükemmel
bir cemaat olarak Şia’nın velayete bağlılığının her dönemde en büyük şiarının
namaz olduğunu göstermesi açısından da önemlidir.
Cümle şeytan sana hücum etti, Leyletül Mebit gibi
Sen gülümsedin onlara, Kerbela’ya selam dedin
Elinde senin bayrağın, düştü çöllere Abbas
Huseyn son nefesinde vuslat yakın, şükür dedi
Hayatının her safhası birçok ilahi işaretle dolu olan bir
insan İmam Ali a.s. Onun hareketi ve onun ölümü her şeyiyle bizlere örnek
teşkil edecek nitelikte. Ve batının akıl almaz saldırılarını ve İslam nizamına
karşı açılmış bayrakların sayısının gün be gün arttığını gördüğümüz bu günlerde
Ali a.s’ın hareketine, aşkına ve şiarına büyük bir ihtiyaç duymaktayız. Onun
mükemmel bir cemaat olarak tasarladığı Şia’yı anlamak şüphesiz geleceğe Ali
timsali bir cemaati bırakmak olacaktır.
Şair sözlerini şöyle tamamlıyor, Ali diyerek:
Kızgın bir çöldü Kerbela, dillerde senin öğrettiklerin
Şahitler yola çıktıktan sonra, Hayberdeki sendin Zeynebin
Sallandı senin sesinle zalimin tahtı, Ali sandı şeytanlar
Geçmişte yaşamış ve adı tarihe geçmiş olan her hangi bir insanı veya etnik dini ideolojik oluşumu aşağılamak veya yüceltmek için zaman harcamak , o doğrultuda bir mücadele içerisine girmek , böyle bir mücadele dolayısıyla birilerine düşman olmak veya birilerini dost edinmek sapkın , anlamsız , gereksiz , bencil , bilinçsiz bir yaklaşımdır , boşa emek ve zaman harcamaktır .
Doğrusuyla yanlışıyla , hayrı ve şerriyle geçmiş insanlık tarihini öğrenerek , o geçmiş insanlık tarihi içerisinde ki yaşam biçimleri ve yaptıkları dolayısıyla önemli yer edinmiş olan istisna mucizevi insanların yaptıklarından ders almak gerekir hepsi bu .
O insanların ismini , yaşam biçimlerini = yaşam biçimi ilkelerini = inanç biçimlerini , içinde yaşadığımız somut zaman , mekan , ekonomik sosyal koşullar içerisinde geleneksellik yoluyla kullanarak , kendi istem ve sorumluluğumuz dahilinde yapmış olduğumuz iyi veya kötü işlere = hayır veya şer işlerimize alet etmemeliyiz . Böyle bir yaklaşım açıktan sapıklıktır .
Maddi manevi istemleri açık gizli , bilerek bilmeyerek tatmin edebilme dolayısıyla ekonomik sosyal çıkarlar için , politik oyunlar için , iktidar mücadeleleri için , bu insanların ismini , kişilik ve yaşam biçimleri kullanmaksa ihanettir , alçaklıktır , şerefsizliktir .
Geçmişle ilgili öğrendiğimiz , tanıklık ettiğimiz ve yaşadığımız her şey bizi tecrübelendirir . Dolayısıyla farkında olarak , yani bilinçli biçimde tecrübelenmeliyiz , bu tecrübelenmeyi geliştirmeli , gelişmesini sağlamalıyız .
Kendi somut zaman , mekan ve ekonomik sosyal koşullar içerisinde yapmamız gereken tek şey , insancıl bilimsel değerleri korumak , gelişimine katkı sunmak , bunlar aracılığı ile daha iyi bir yaşamı yaşamaktır . Çünkü bu iki olgu , yani insanlaşma ve bilimselleşme olgusu , yaratıcının kendini bilme bağlamında ulaşmış olduğu en üst aşamadır .
#FFFFFF">
Hüseyin Beheştî
09-03-2009, 13:53:04
#FFFFFF">
"Geçmişte yaşamış ve adı tarihe geçmiş olan her hangi bir insanı veya etnik dini ideolojik oluşumu aşağılamak veya yüceltmek için zaman harcamak , o doğrultuda bir mücadele içerisine girmek , böyle bir mücadele dolayısıyla birilerine düşman olmak veya birilerini dost edinmek sapkın , anlamsız , gereksiz , bencil , bilinçsiz bir yaklaşımdır , boşa emek ve zaman harcamaktır ".
Sayın Doğan bey, yorumunuzu hangi düşünsel bağlamda ele almam gerektiğini çözemesem de, şu alıntıladığım kısımdaki sözlerinizi esefle okudum. Eğer geçmişte bir kitleyi yüceltmek olarak bir işin anlamsızlığına ve hatta sapıklık hareketine inanıyorsanız bağışlayın ama bir ihya hareketi olarak ilah idinlerin sonuncusu olan islamın da sizin yorumunuza göre haşa billah bir sapıklık olması gerekmektedir ki, bu imkansızdır. Allah'ın ayetlerinde "ibrahim ailesini, imran ailesini" yücelttiğini görmüyor musunuz? Öte taraftan Allah'ın dostunu sevmek ve karşısındakine ise düşman olmak ne zamandan beri sapıklık olmuştur. Eğer bu sizin anladığınız şekliyle bir bencillikse, ali harekerini yücelten 1500 yıllık islami süreç haşa koca bir sapıklık hareketidir ki bu ise kesinlikle ilahi buyruğa aykırıdır. "Alah'ı seviyorsanız Resul'e itaat edin" buyruğu halen capcanlı kendini göstermektedir. Ve Ali a.s'ın şia hareketi de bu açıdan önemlidir.
Diğer taraftan yorumunuzun ileriki kısımlaında tarih üzerine sadece bir tecrübi bilgi olarak yorum yapmanız bağışlayın ama materyalizmin imlerini yorumunuzda görmeme sebep olmuştur. Tarih tecrübi bir bilgi olmaktan ötedir ve kendine ait bir kural dizisi vardır. Bir determinizm deildir ki kendi başına bir tecrübi hareket olarak ele alalım. Bilinçlenme deyiminize katılsam da Kuran'ın tarih yorumunu daha iyi anlamanızı öneriyorum size.
Bilime bulunduğunuz atıfa gelince, insanlaşmadan kastınızın ne olduğunu anlayamadım. Kurana kendi reyiyle yaklaşan bilimseller nasıl insanlaşacaktır acaba? Bilimselleşmekten kastiniz akli yorumlara dayanmak ise amenna yok katı bir bilimselleşme adıyla aşkı ve irfanı hayatımızdan çıkarıp materyalist bir islam kurma çabası ise bağışlayın buna ykum...
#FFFFFF">
doğan çelik
09-03-2009, 18:21:09
#FFFFFF">
1 - ) Sonsuz kapsaycı rahim , rahman ve rab olan Allah ben dolaysıyla şahidimdirki , niyetim birilerini kırmak veya aşşağılamak değil . Sanırım istemeyerek veya bilmeyerek yorumumda böyle bir izlenim oluşmuş , bundaqn dolayı özür dilerim . Ben yanlış algılama ve tanımlama yaklaşımlarına karşı sadece bir fikir belirtmek istemiştim . Direk şahsınıza veya yazınıza karşı bir yorum değildi . Kaldıki niyetim öyle olmasada , sahip olduğum bilgi birikimi ve evrimsel beyin gelişim düzeyi eksikliğim dolayısıyla fikrimin eksik ve kısmen yanlış olabileceğinide daha başından kabullenerek yazdım .
2 - ) Geçmiş ve günümüz insanlığı içerisinde insanlaşma ve bilimselleşme gelişimine katkı sunmuş olan istisna mucizevi kişileri ve toplumları bende örnek olarak yaşam sürecim içerisinde değerlendiriyor , dersler çıkarıyor , o kişilerin kişilik ve o toplumların yaşam = inanç biçimlerine hak ettikleri değeri bende kendi çapımda vermeye çalışıyorum . Bencillik , bilinçsizik , gelenekçilk , sevgi , korku , beklenti , umut , menfaat olguları içerisinde bunları kutsamadan , dokunulmaz ve eleştirilmez kılmadan , kusursuzlaştırmadan , putlaştırmadan , politik ihanetlere , iktidar mücadelelerine , başka kişilerin kişiliklerine ve başka toplumların yaşam = inanç biçimlerine karşı düşmanlaştırıcı , çatıştırıcı , katledici şeytani şer araçlara dönüştürmeden .
3 - ) Hz . Muhammed , yaratılmış olanlardan her hangi bir şeyi , bencillik , bilinçsizlik , gelenekçilik , sevgi , korku , umut , menfaat , iktidar , güç , egemenlik dolayısıyla yücelten , kutsayan , dokunulmaz , eleştirilemez , değişmez kılan , bu zihniyetle insan sömürün , insanı insana düşman eden , baskılara , katliamlara , zulümlere , sürgünlere , ikencelere yol açan putperestlere karşı allah tarafından ortaya çıkartılmış islam dininin peygamberidir .
not . Sakın yanlış anlama , siz böylesiniz demiyorum , çünkü ben sizin yaşamınıza tanıklık eden biri değilim bu değerlere olan bağlılık biçiminizide bileyim .
4 ) Geçmişte yaşamış olan kavimlerin başından geçenlerden hiç ders alamazmısınız . Geçmiş kişi ve toplumlar kendi günah ve sevaplarından , bizlerde kendi günah ve sevbaplarımızdan sorumluyuz diyen Kurandır .
5 - ) Beş duyu organı ile tanıklık edilen maddi bilim , o somut maddi varları yaratmış olan soyut manevi yasaların beyin olgusu ( duyusu ) aracılığı ile algılayıp tanımlamamızı sağlayan giriş kapısıdır . Allah insanı ilk somut maddi beden olarak yaratmış , sonrasında ona soyut manevi ruhundan vererek onu canlandırmıştır . Bir insanda onun somut maddi davranışalaını bilgi = bilim olarak görmedikçe , soyu manevi kişiliği hakkında ilimsel olarak hiç bir şey söylenemez .
Her ne konuda olusa olsun , insancıl değerler ve bilimsel verilerle düşünen , söylem ve eylemde bulunan , bu insanlaşma ve bilimselleşme gelişimine katkı sunan , bu insan değerler ile bilimsel verilerin güvenlğini ve işlerliğini sağlayan , allah ve insanlık indinde ülküdaşımız = dindaşımız = yoldaşımızdır .
#FFFFFF">
Hüseyin Beheştî
10-03-2009, 18:35:46
#FFFFFF">
sevgili doğan bey, açıkçası birinci yorumunuzla ikinci yorumunuz arasında bağlam farklılığının varlığı ortada... Ancak yanlış zihniyet dediğiniz şeyin ne olduğunu daha anlamış değilim. Bizler Ali'nin yolunu diriltme sürecinde zaman ve değişimden bağımsız ahbari yahut selefi bir diriltmeden bahsetmiyoruz. Bizler Ali'nin kurani yolunu diriltme çabası içerisindeyiz. Ancak öte taraftan sizin Kuran'ın herkes kendinden sorumludur mantığıyla beni eleştirirken nereye varıyorsunuz bunu anlayamadım. Evet bizler kendimizden sorumlu olduğumuzu bildiğimiz için bu hareketin dinamiklerine önem veriyor ve pasifize edilmiş islami duruşu aktif kılmaya çabalıyoruz. Ancak diğer taraftan bir zihniyeti putlaştırmanın İslami harekete aykırı olduğuna dair sözünüze de aynen katılıyorum. Biz putlaştırmak değil kendi dinamiklerinde sürekli eleştirilerek geliştirilen bir islamdan bahsediyoruz. Ali'nin hareketi de buydu.
Geçmişte var olan kavimlerden örnek alma konumunda tarihin bir determinizm olmadığını evvelden size söylemiştim zaten. Öte taraftan geçmiş ümmetlerden örnek almamızı Kuran salık veriyor zaten. Bu da tarihi sünnetullahın etkisinden çıkarmamak anlamına geliyor.
Allah'ın insanı somut bir varlık olarak yarattığı sonra da ona soyutluk verdiği aşikardır ancak sizin yorum tarzının bana koca bir düalizmi hatırlattı doğrusu. Bence her açıdan ruh ya da beden birbirinden ayrı düşünülemez iki şeydir. Beş duyuya hapis bilimin hareket paradigması bu aşamada çöker zaten. Bu paradigma verileri değerlendirirken somuttan soyuta gider. Oysa fenomenlerin yorumlanması bu şekilde asla mümkün deildir. İnsancıl değerlerin ortaya çıkışında da paradigmaya değer veren ancak İlahi ahlaktır. İnsancıl veriler böyle şekillencektir sanırım. İnsanlaşmadan kastınızın da tekelleşme olduğuysa ki bana öyle geliyor açıkçası bu pek de insanlaşma deil de insanın ölümü gibi geliyor bana... Vesselam...
Yazarlar ve makalelerin
Yayınlanan haberlerin yorumları sadece yorum sahibini bağlar. Bu konuda
rast haber merkezi'nin hiçbir sorumluluğu yoktur
rasthaber.com’da yayınlanan harici linkler ayrı bir sayfada açilir.harici linklerin içeriğinden rasthaber.com hiçbir şekilde sorumlu değildir
rasthaber.com’da yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarları sorumludur.