Adımlarımın biri ilerde, biri geride,
ilerliyorum gerçeğe doğru. Geride kalan adımımı her atışımda, biraz daha güçlük
çekiyorum. Yüreğimde acı, düşüncelerimde karmaşıklık, bedenim yorgun
ilerliyorum gerçeğe doğru. İlerledikçe yavaşlıyorum, gerçeği yaşamaktan gerçeğe
yaklaşmaktan korkuyorum, ama yine de ilerliyorum.
Gerçek, tek bir gerçek; ÖLÜM gerçeği.
Yalnızım yüreğimdeki acıyla kalbimdeki Ebulfazl susuzluğuyla yalnızım. Yanımda
birilerini istercesine yine de yavaş adımlarla yürüyorum.
Bu gün Erbain.Yani imam Hüseyin’ in şahadetinin 40. günü.
Duygular yoğun, yorgun… Öyle yoğunki, göğüs kafesinden dışarıya uçmak, gerideki
düşüncelerden kurtulup özgür olmak istiyor. O özgürlük beni benden alıp
götürüyor gerçeğe doğru. Gerçeğe yaklaştıkça insanlarda anlamlı anlamsız
yaşanan telaşlar, kendilerini mutlu etmek için yapılan uğraşlar, beni sert bir
duvara çarptırıyor. Her etrafa baktıkça bulmak istediğim özgürlük beni
yalanlardan biraz daha uzaklaştırıyor.
Şu an babamın mezarının yanı başındayım,
etrafım dolu mezarlarla. Kimse, kimsecikler yok etrafta. Sadece sessizlikten başka.
Ben, mezarlar ve sessizlik. Bakıyorum etrafa kimler geldi kimler gitti bu diyardan.
Bazı mezarları tanıyor, bazılarını ise tanımıyorum. Tanıdığım mezarsahiplerine içimden bir ah çekiyorum. İçime
çektiğim ahlar beni rahatlatmıyor. Sadece göğsüme acı yüklüyor. Ah çekişim
onların bu mekânda oluşları değil.
Nerede bu insanlar?
Şu an ne yapıyorlar?
Benim varlığımdan haberleri var mı?
Bana bir şey anlatmak istiyorlar mı?
Benim yerimde olmak isterler mi?
Buna benzer bir sürü soru
yankılanıyor düşüncelerimde. Sorularla birlikte tekrar bir ah çekiyorum. Çünkü
sorulara cevap bulamıyorum.
Baba, seni ziyaret ettiğim için mutlu
musun? Beni özledin mi? Seni ve senin gibileri düşünüyorum. Ölümüne üzülmüyorum.
Çünkü sen gerçeği yaşıyorsun, yaşanması gereken gerçeği. Herkesin bir gün
yaşayacağı mutlak gerçeği. Sen sıranı savdın. Sıra bende, onda, ya da bir başkasında.
Ben yaşayanlara üzülüyorum. Biz gerçeği daha yaşayamadık ve nasıl
yaşayacağımızdan da habersiziz. Sen bizden daha ilerdesin. Bizim bilmediğimiz birçok
gerçeklerle karşılaştın, ama biz bunların hiç birini yaşayamadık, yaşamadığım
ve içeriğini bilmediğim her şey beni ürkütüyor, yine de ilerliyorum tek bir
gerçeğe doğru.
Bu düşüncelerden sıyrılıp kendimi silkeliyorum.
Kendini bul ey beden, kendine gel. Yapman gerekenleri yap, nefsini ayaklarının
altına al, uyandıkça ez, sabrı öğren, sabır olmazsa olmaz ey nefis. Kendi
isteklerini bırak bir kenara, bak bir etrafa. Mezarlara bak, mezarlardan
korkma, uyuyanlardan korkma. Bir de yaşadığın dünyaya bak, yaşantına ve
yaşayanlara bak ve oradan kork. Bedenini silkele, bedeninde nefes varsa ve eğer
yaşantında nefis varsa, kendini silkele ve düşün. Düşünmeden özgürlük olmaz ey
nefis….
mezarlıkta kendi evine gittiğinde sorduğun spruları belkide senden sonrakiler gelip, senin mezarının basşında soracaklar.... Allah sizin gibi değerli kardeşleri İmam yolundan ayırmasın.... yazınız ıçın teşekkurler yuregınıze sağlık...
#FFFFFF">
REYHAN
28-02-2009, 13:57:16
#FFFFFF">
s.a özgürlüğün ne demek olduğunu bukadar net ve anlamlı bir şekilde yazınızda dile getirmeniz takdire şayan.insanların özgürlüğü geçici dünya hazlarında aramalarının yanlışlığına değinip bizleri ölüm gerçeğimizle yani asıl özgürlüğümüzle yüzleştirmenizden dolayı ALLAHsizden razı olsun.ALLAHA EMANET OLUN
Yazarlar ve makalelerin
Yayınlanan haberlerin yorumları sadece yorum sahibini bağlar. Bu konuda
rast haber merkezi'nin hiçbir sorumluluğu yoktur
rasthaber.com’da yayınlanan harici linkler ayrı bir sayfada açilir.harici linklerin içeriğinden rasthaber.com hiçbir şekilde sorumlu değildir
rasthaber.com’da yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarları sorumludur.