Yıllardır
kendi halkının inançlarını görmezden gelerek çeşitli düzen ve entrikalarla
zaman zaman kaos ortamları oluşturup, Müslüman halkımızın inançlarına saldırıp,
seçtikleri kendi yöneticilerini hapseden, idam ederek halkın tercihlerini hiçe
sayan bir yönetim geleneğine sahiptik. Dünya, kan içici canilerinin otlağı
durumuna getirilmiş; basın ve yayınlarla halkın ve İslam’ın düşmanları çok
güçlü gösterilerek, ülkemizin öz kaynakları dâhil, ekonomi, uluslar arası ve
askeri politikaları onlar tarafından belirlenmeye başlamış; yani tam bir
teslimiyet yaşanıyordu.
Türkiye’nin
uluslar arasındaki konumu, İran İslam Cumhuriyeti’nin kurulmasından sonra daha
çok önem kazanmış, gözler emperyalistlerin elinden kurtulan İran’dan sonra
Türkiye’ye dikilmişti. İslam İnkılabının, Türkiye üzerindeki etkilerinden
korkularak hemen savunma mekanizmaları devreye sokulmuş, Konya’daki Filistin
mitingi ve orada atılan sloganlar kalplerine korku saldığı için, ülkemizdeki
kaos tacirleri sağ-sol çatışması yaratıp, siyaseti tıkayıcı eylemler içine
girmişler ve kendilerinin daha sonraki beyanlarından da anlaşılacağı üzere
askeri bir darbeye zemin hazırlayarak bunu gerçekleştirmişlerdir. Bu askeri
darbe birçok masum memleket evladının canlarına ya da genç yaşlarında mahkûm
olmalarına neden olmuştur. Bu darbe döneminde tüm hesaplar inkılâbın Türkiye’ye
ihraç edileceği korkusu üzerine yapılmış, İnkılâbın kökenindeki Ehlibeyt
mektebi öğretilerinin halkımız tarafından öğrenilmesinin, araştırılmasının önü
her türlü imkânlar kullanılarak engellenmeye çalışılmıştır. Kıtalar ötesinden
hatta Hıristiyan dünyasından bile İnkılâbın sesine kulak kabartılmış, inkılabın
etkileri hissedilmişken, dünya üzerinde belki de abartılı değil en az etkilenen
halk bizim halkımız olmuştur. Tarikat oluşumlarına hız verilmiş adeta yurdun
her köşesinde onlarca şeyh türetilerek yoğun şekilde halkın ilgisine sunulmuş, aceleyle
yeni imam hatip okulları açılmıştır.
İnkılâptan etkilenen bir grup insanda
sadece kuru sloganlardan ve hızlı ve düzensiz bir şekilde bazı eserlerin Türkçe’ye
onlarca hatalarla çevrilmesiyle, inkılaba ilgi duyanlar tarafından dahi
sağlıklı anlaşılamamıştır. Bu arada binlerce kitap, broşür, Amerikancı İslam
adına bastırılıp yoğun şekilde dağıtılmış, akla hayale gelmedik iftira
kampanyaları din adına düzenlenmiştir ki ayrıntıları malumdur. Geçen süre
zarfında İslam adına siyaset üretenler de ikna edilerek, inkılâptan uzak
durmaları sağlanmıştır. Ancak nur patlaması olan inkılâp, kültürel gücünü zamanla
ülkemizde de kendini hissettirmiş, İslam inkılâbının kökenine inen, araştıran
ve dolayısıyla Ehlibeyt inanç ve amellerini benimseyen küçük küçük gruplar
oluşmaya başlamıştır. Onca tertipler düzenlenmiş, cinayetler işlenerek İslam
inkılâbı ve sevenleri üzerine atılmaya çalışılmışsa da bu oyun bir türlü
tutmamış, geçici etkilerinden başka ellerine somut veriler geçmemiştir. Ayrıca
ülkemizin güneyindeki terör örgütüyle ilişkilendirilmiş, yardım ve yataklık
ettiği iddiaları inkılâp yetkilileri tarafından boşa çıkarılmış; terörün asıl
kaynağının Amerika ve Gasıp Siyonistler olduğu, onların silah ve
teçhizatlarıyla desteklendikleri, Avrupa ülkelerinin siyasi destekleriyle
onlarca vatan evladını katlettikleri, hem siyasi hem de askeri yetkililer
tarafından çok net bir şekilde açıklanmasa da anlaşılmış, zaman zaman da dile
getirilmiştir. Ayrıca Ehlibeyt mektebini benimsemiş hiçbir müminin de ne terör
faaliyetlerinde ne de diğer yasa dışı hiçbir eylemine tanık olunmamış, onların
gayesinin İslam’ın özü olan mekteplerini öğrenmek ve bu öğretileri doğru
şekilde yansıtmanın çabası içerisinde oldukları, faaliyetlerinin sadece
kültürel boyutta olduğu anlaşılmıştır. Adına Hizbullah diye bir isim takılarak
İslami olmayan onlarca eylemleri düzenletip, İslami kutsal kavramları
dezenformasyona uğratmaya da çalışmışlarsa da Allah'ın lütfu ve inayetiyle bu
oyun da ayaklarına dolaşmıştır. Artık hiçbir önlemleri nur patlamasının önüne
geçememiştir, oynadıkları oyunlar, düzenler kısa zaman içinde sonuçsuz kalmaya
başlamış ve sonuç alamamanın hüsranını hep yaşamışlardır. Türk Silahlı
Kuvvetleri’ne İran’la silahlı bir çatışma, savaş yapma telkinleri de, Saddam’la
yaptıkları gibi tutmamış, bunun için gerekli kamuoyu oluşturamadıkları gibi
Askeri ve siyasi yetkililerimizi de ikna edememişler, belki de onlar da bu
durumu göze alamamışlardır. Çünkü önlerinde bir Irak örneği ortadaydı.
Emperyalist güçler kendi menfaat ve çıkarlarından başka hiçbir şey düşünmez,
onların dostları olmayacağı, kullandıkları maşalara hiçbir zaman değer
vermedikleri, işleri bitince o maşaları nasıl da tarihin çöplüğüne attıkları
onlara da malum olmuştur. Büyük şeytan ve Batı’nın gayri meşru çocuğu tüm bu ve
benzeri önlemlerinin dünya üzerindeki nur patlamasına engel olamayacağının
farkına varmışlar, yeni bir savunma stratejisi oluşturma peşine gitmişlerdir.
Bunu da İslami İran’a komşu olan ülkelerde siyaseti, askeri ve ekonomik sistemi
yeniden dizayn etme peşine düşerek, Büyük Ortadoğu Projesi adı altında yeni bir
oyun tezgâhlamışlardır. Barış, demokrasi, insan hakları gibi evrensel
değerleri, kendi habis emelleri için kullanarak yoğun bir propaganda
yürütmüşler, bunun din ayağını da müspet anlamda Türkiye’den bir gruba, menfi
anlamda da El Kaide adını verdikleri Pakistan ve Suudi Arabistan'ın
finansa ettiği bir
guruba verdiler. Hem dostlarını oluşturdular ki, kendi siyasetlerini ülkemizde
ve İran ve Suriye dışındaki onlarca ülkede açtıkları eğitim kurumları ve
şirketleriyle yürütecek, kendilerine her alanda istihbarat toplayacak uysal,
asla menfaatlerine dokunmayacak, her platformda da nur patlamasının karşısında
olacak. Bir yandan da Allah ve Ahiret inancını, kurtuluş için yeteceği
inancını yaygınlaştırarak Büyük şeytan Amerika ve İslam topraklarındaki habis
ur olan Siyonistleri mazur ve kurtuluş ehli yapma çabalarını uluslararası
alanda onlarca faaliyetlerle ortaya koydular ve nice diğer işler. Diğer
taraftan düşman olarak da kendi finans ettikleri, İslam’ı kötü göstermek hatta
Müslümanların gözünden bile düşürmek için akıllara her ne kötü iş varsa tarihi
kökeni de olan El Kaide adlı bir örgüt yarattılar. Onların İslam topraklarında
işledikleri cinayetler ortada, onlarca eylemlerinden sadece Ehlibeyt mektebi
mensupları zarar görmüş, Irak ve Afganistan’da binlerce mazlum insanı
katletmişler, siyasi söylemleriyle de tüm halkların gözünde nefretle anılmışlardır.
Bu da yeni dünya düzeninin, Büyük Ortadoğu Projesi içerisindeki elleriyle
yarattıkları kendi kontrollerinde olan düşman bir örgüt olmuştur. Hem
dostlarını oluşturdular hem de düşmanlarını, onların sayesinde habis emellerini
gerçekleştirmenin yolunu tuttular.
Aslında bizlerin gözünde de onların güçleri ve
oyunları çok büyük ve yenilmez bir konuma gelmişti, ellerindeki imkânlarla yürüttükleri
siyasetlere bakıldığında. Ama tarihin bu dönemine hepimiz şahit oluyoruz. Nur
patlamasını kuşatma çabaları nasıl da Afganistan’da, Irak’ta ve diğer her yerde
sekteye uğradı, herkesin bir hesabı vardı. Âlemlerin Rabbi Olan Allah’ın da bir
hesabı elbette olacaktır, kim onun dinine yardım ederse O da onlara yardım
edecektir. Hizbullah’ın Lübnan zaferi, Gazze’nin şanlı direnişi tüm hesapları
bozdu, yeni günler yeni şeylere gebedir, bekleyip göreceğiz. Türkiye’nin yeni
rotasını belirlemedeki etkenleri araştırmaya, tahlil etmeye devam edeceğiz. Bu
yeni rotayı kendi kriterleriyle mi yoksa uluslar arası güçlerin telkinleriyle
mi belirliyor?
Yazarlar ve makalelerin
Yayınlanan haberlerin yorumları sadece yorum sahibini bağlar. Bu konuda
rast haber merkezi'nin hiçbir sorumluluğu yoktur
rasthaber.com’da yayınlanan harici linkler ayrı bir sayfada açilir.harici linklerin içeriğinden rasthaber.com hiçbir şekilde sorumlu değildir
rasthaber.com’da yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarları sorumludur.