Bunca gürültücü bir sessizliğin, bu kadar yüksek perdeden bir susuşun farkında olmamak mümkün mü?
Hasan Cemal’in dün yazdığı gibi...
“Gerçek demokrasilerde, Taraf’ınkine
benzer bir haber ortalığı toz duman eder, medya ve siyaset dünyasını
ayağa kaldırır. Bizde ise sessizlik hâkim. Ne yazık!”
Hasan Cemal’in sözünü ettiği haber malum.
Bugün
ikisi de Ergenekon tutuklusu olan eski Jandarma İstihbarat Başkanı
Emekli Tuğgeneral Levent Ersöz ve Jandarma İstihbarat Başkanlığı Teknik
Takip Daire Başkanı Albay Atilla Uğur’un, bugün adının önüne “Ergenekon
zanlısı” ibaresi düşülmüş dönemin Jandarma Genel Komutanı Orgeneral
Şener Eruygur adına, Çukurova Holding Yönetim Kurulu Başkanı ve medya
patronu Mehmet Emin Karamehmet’le yaptığı görüşmenin tutanakları üç gün
önce Taraf’ta yayımlandı.
Türkiye’de askerin üzerine
vazife olmayan ve gerçek bir demokraside suç sayılacak etkinlikler
içinde olduğunun; iş dünyasıyla bir tahakküm-biat ilişkisi kurduğunun;
medyayı yönetmek, yönlendirmek, kullanmak istediğinin ve bunu çoğu
zaman başardığının kanıtıydı o tutanaklar.
Dahası,
Jandarma’nın Karamehmet’in sahibi olduğu Turkcell üzerinden yasadışı
dinleme yaptığı kuşkusunu doğuran ve bu kuşkunun doğrulanması halinde
taraflar hakkında “lisans iptali” dahil cezai işlem gerektirebilecek
bir bölüm de içeriyordu.
Hasan Cemal gibi, toplamı iki elin
parmaklarını geçmeyecek sayıda köşe yazarı bu haberin önemini, anlamını
kavrayan ve birçoğu da habere konu tutanakların ima ettiği suçların
üzerine gidilmesini isteyen yazılar kaleme aldı.
Diğerleri sustu.
Susmayan yazarların gazeteleri de sustu.
Hatta o gazetelerden birinin yöneticisi bu konuda susmayı açıkça savundu.
Peki neden?
Türkiye’de gazeteci milletinin mensubu olup da bu sorunun cevabını bilmeyen yok.
Ama
büyük bir iyi niyetle, adı “gazete” olan kâğıt tomarlarını “gazete”
sanan okurların hepsi cevabı biliyor mu ya da ne kadarını biliyor,
ondan emin değilim.
Siz, mesela, bu satırları okurken “Bilmez
miyim” diyorsunuzdur belki; orduyu “dokunulmaz” bellemiş gazete
yöneticilerinden, Jandarma’nın medya üzerinde baskı kurma girişimini
yazmalarını, bunu sorgulamalarını beklemeyecek kadar tanıyorsunuzdur
ülkenizin basınını...
Ama sessizliğin tek nedeni acaba bu mu?
Yoksa
kendilerinin ve/veya patronlarının da aynı kirli ilişkinin göbeğinde
olduklarını bildikleri için mi susuyor gazete yönetmenleri?
Yoksa,
bir medya patronunun Jandarma Genel Komutanlığı’nda, “komutanım” diye
hitap ettiği bir albayla bir generale tekmil vermesini; medya grubunda
kimi çalıştıracağı konusunda emir almasını; adı “gazeteci” olan bazı
grup mensuplarının telefon numaralarını “haber” ilişkisi olmadığı
apaçık bir işbirliğinin “güvenilir” irtibat elemanı olarak Jandarma’ya
sunmasını anlatan tutanaklar çok mu tanıdık geliyor bazılarına?
Bir tür “dejavu” duygusu mu yaşıyorlar, dersiniz?
Mehmet
Emin Karamehmet’in bu ibretlik görüşmesinin kayda alınmış olmasına
gizli gizli içerliyor ve yarın öbür gün kendilerinin ve/veya
patronlarının benzer karargâhlarda, benzer komutanlarla, benzer üslupta
yaptığı konuşmaların kayıtlarının da ortalığa dökülmesinden mi
çekiniyorlar?
Sessizliklerinin nedeni bu korku mu?
Ya
da belki aslında içten içe isyan ettikleri ama envai sektördeki
çıkarları sayesinde bir türlü itiraz edemedikleri bu tahakküm-biat
ilişkisinin orta yerinde olmanın utancı mı onları susturan?
Ar duygusunun sessizliği mi bu, eyvah duygusunun mu?
Her
iki durumda da, bu ülkede medyanın çok geniş bir kesiminin, iktidarın
çelik çekirdeğini oluşturan üniformalı güçlerden bir türlü
bağımsızlaşamadığını anlatan bu suskunluğun başka nedenleri de mi var
acaba?
Gazetecilerin Mehmet Emin Karamehmet’e, Taraf’ın
yayımladığı tutanaklardaki o unutulmaz cümlelerin üzerine düşürdüğü
şaibeden kurtulması için çağrı yapmamalarının ticari bir nedeni de mi
var?
Neydi o unutulmaz cümleler?
“Komutanım da
buradayken belirtmek istiyorum. Turkcell ile ilişkilerimiz çok güzel
devam ediyor. Bunun için de teşekkür etmek istiyorum. Aşağıdaki
arkadaşlarla da gayet iyi ilişki içindeyiz.”
O dönem
Jandarmanın “telekulak” sorumlusu olan, bugünün Ergenekon tutuklusu
emekli albayın bu cümleleri, Mehmet Emin Karamehmet’in “Turkcell
operatörünü Jandarma’nın emrine sunup cep telefonlarının mahkeme kararı
olmaksızın dinlenmesine izin verdiği” şaibesini yaratmıyor mu?
Görevi
bu şaibenin üzerine gitmek, Karamehmet’e “Bu şaibeden kendini kurtar”
çağrısı yapmak olması gereken gazete yöneticilerinin dut yemiş halinin
nedeni “ilanlarımız kesilir” kaygısı mı?
Bu kadar mı bağımlılar Turkcell reklamlarına?
Gazetecilik refleksinden, sorumluluğundan, ahlakından daha mı önemli o reklamların sağladığı gelir?
Apoletlileri seviyorlar, onlardan korkuyorlar, onların sözünün dışına çıkamıyorlar; anladık.
Selocanlardan da mı korkuyorlar?
Sarı antenli maskotlara biat ediyor olmak hiç mi garip gelmiyor onlara?
Yazarlar ve makalelerin
Yayınlanan haberlerin yorumları sadece yorum sahibini bağlar. Bu konuda
rast haber merkezi'nin hiçbir sorumluluğu yoktur
rasthaber.com’da yayınlanan harici linkler ayrı bir sayfada açilir.harici linklerin içeriğinden rasthaber.com hiçbir şekilde sorumlu değildir
rasthaber.com’da yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarları sorumludur.