Türkiye’yi,
demokratikleşme adımlarında ve Avrupa Birliği yolunda tökezletme amaçlı
çabaların, son yıllardakinin aksine, artık Washington üzerinde ve
Washington üzerinden etkili kılınamadığını zaman içinde gördükçe,
ABD’de Obama ve ekibinin işbaşına gelmesinin Türk ulusalcılarını derin
bir sukut-ı hayâle uğratmasının anlamını daha iyi kavrayacağız…
Buna inanıyorum.
* * *
İki
hafta önce bu sütunda, “Ergenekon soruşturmasına izin vererek bu kanlı,
karanlık örgütü kendi bünyesinden söküp atmaya çalışması, Türk Silahlı
Kuvvetleri’nin Batı’yla ilişkisinin sıhhati açısından ‘elzem’ hale
geldi” demiştim.
Aynı yazıda, İhsan Dağı’nın Zaman’da yazdığı şu cümlelere de yer verdim:
“Amacı
dışına çıkan ve ‘Rusçu’ bir kliğin kontrolüne giren Türk Gladio’su
artık korunup kollanmıyor... Böyle bir ülkede, elli yıldır Batı
güvenlik sistematiğinde bulunan bir ordunun Rusya yanlısı, NATO, ABD ve
AB ile işbirliğine karşı ‘Rusçu’ bir kliğin eline geçmesine seyirci
kalınır mı?”
Ve Dağı’nın “kestirmeci” yorumları öngörerek
yaptığı, “bundan, Ergenekon soruşturmasında ABD/NATO parmağı olduğu
sonucu çıkmaz” uyarısını da yine o yazıda aynen tekrarladım.
Ama ne fayda...
Aralarında
Ergenekon sanıklarının da olduğu bazı kestirmeciler, “aha” diye ortaya
atılıp bana ve Dağı’ya atıfla, “Ergenekon operasyonunun, Türkiye’deki
Amerikan karşıtlarını sindirme amaçlı bir ABD operasyonu olduğu
kanıtlandı” benzeri yorumlar yaptılar.
Tam da o günlerde,
Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınıp sorgulandıktan sonra
serbest bırakılan eski YÖK Başkanı Prof. Dr. Kemal Gürüz’ün kamuoyunu
“Ergenekoncu” olmadığına inandırmak için “ben Amerikancıyım” gibi gayet
“veciz” bir ifşaatta bulunması, Ergenekon konusunda kafa bulandırma
heveslilerini büsbütün memnun etti.
* * *
Kestirme yolların kaza riski yüksektir.
Bugün
Türkiye’deki mücadelenin taraflarını “Amerikancılar ile Ergenekoncular”
diye tanımlayan kestirmeciler de ya kasten kafa bulandırmaya çalışıyor
ya da kaza riski yüksek bir yolda seyrediyorlar.
Oysa çok daha basit bir tanım yapmak mümkün.
Türkiye’de süren mücadele, olup bitene çıplak gözle bakan herkesin görebileceği gibi, özünde bir demokrasi mücadelesi...
Bir
tarafta, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne tam üye olabilecek düzeyde olgun
bir demokratik yapıya ve işleyişe kavuşmasını isteyenler var; diğer
tarafta, bunun olmazsa olmaz koşulu olan şeffaflaşmaya, sivilleşmeye ve
çoğulculaşmaya direnenler.
Batı’nın bu denklemdeki yerini ise,
Batı başkentlerinin “demokratik” bir Türkiye tahayyülüne destek olup
olmadığına bakarak belirleyebiliriz ancak.
Türkiye’nin Avrupa
Birliği’ne tam üyeliğin gereklerini yerine getirmesini isteyen
Amerikalı ve Avrupalı aktörler, bunun ancak Türk devletinin derin
dehlizlerinin karanlıktan aydınlığa çıkarılmasıyla, ordunun siyaset
üzerindeki vesayetine son verilmesiyle, bu memlekette din, etnik köken,
mezhep ve dile dayalı ayrımcılığın kesinkes bitirilmesiyle mümkün
olacağını görüyorlar.
Bu nedenledir ki, Batı’nın bugünkü egemenleri –Dağı’nın yazdığı şekliyle, NATO, ABD ve AB- Ergenekon davasını önemsiyor.
Bu
nedenledir ki, bu kanlı, karanlık örgütü kendi bünyesinden söküp atması
TSK’nın Batı ile ilişkisinin sıhhati açısından elzem.
Tersinden
söylersek, Türkiye’deki müzmin darbe sevdalıları eğitim düzeyleri,
hayat tarzları ve gündelik alışkanlıkları itibariyle her ne kadar
“Batılı” görünseler de, Batı’nın egemenleri arasında kendilerine
müttefik bulmakta artık zorlanıyorlar.
Türkiye’deki demokrasi karşıtlarının kanı bugün daha ziyade Rusya’daki, Avrasya’daki otoriter rejimlerle uyuşuyor.
Bu
kesim, aynı zamanda, Türkiye’yi Batı standartlarında bir demokrasi
olmaya bir türlü layık görmeyen Batılı marjinallerden de medet umuyor.
* * *
Batı’da
esamisi giderek daha az okunan bu marjinal çevrelerden en etkin olanı,
hiç kuşkusuz, Amerika’da “neokonlar” (yeni muhafazakârlar) olarak
bilinen sağ ideolog ve pratisyenler...
Washington’da Hudson
Institute, American Enterprise Institute, Nixon Center benzeri düşünce
kuruluşlarında çöreklenmiş bu grubun, Bush’lu yıllarda Amerikan
politikaları üzerinde zamanla azalsa bile, son güne kadar süren bir
etkisi vardı.
Neokon kodamanlar, Bush kabinesinden zaman
içinde elendi elenmesine ama yönetimin iki numarası ve ağır topu Dick
Cheney kanalıyla yine de azımsanamayacak bir nüfuza sahiptiler.
Bu
çevrenin ve bu çevreyi, Türkiye’nin siyasi gidişatını etkilemek için
kullanmaya çalışan bilumum anti-demokrat, ulusalcı, Kemalist işadamı,
siyasetçi, akademisyen ve yazarın Washington’la yürüttükleri mekik
diplomasisini yıllarca yakından izlemiş biri olarak, Şahin Alpay’ın
dünkü Zaman’da sorduğu şu soruyu tekrarlamak istiyorum:
“Neokonların
‘AKP iktidarı altında Türkiye’nin ABD ve İsrail’den uzaklaşıp İranlaşma
yolunda ilerlediğini’ ileri süren çok sayıdaki sözcülerinin Türkiye’de
askerleri ve kamuoyunu meşru hükümete karşı bugün dahi kışkırtmaya
devam ettiklerini, Ergenekoncularla örtülü bir ittifak içinde
olduklarını görmeyen var mı?”
Alpay’ınki yerinde bir soru.
Ancak bu sorudaki “bugün dahi” kelimelerinin altını çizelim.
Evet,
Amerikan neokonlarının hâlâ sesi çıkan tek tük sözcüleri ve onların
Türkiye’deki ulusalcı müttefikleri, “bugün dahi” darbe kışkırtıcılığı
yapan yazılarıyla Ergenekon zihniyetine hizmet ediyorlar.
Ama şundan emin olabilirsiniz.
Zamanla, bu marjinal çevrenin sesi daha da kısılacak.
Obama
yönetiminin kritik kademelerinde, Türkiye’nin AB yolunda daha hızlı
ilerlemesinin önemini çok iyi kavramış yetkililer var ve onlar
neokon-ulusalcı ittifakının marifetlerini gayet iyi biliyorlar.
Neokonların Washington’daki nüfuzunun büsbütün kırılması Ergenekon için de başlı başına bir talihsizlik...
Yazarlar ve makalelerin
Yayınlanan haberlerin yorumları sadece yorum sahibini bağlar. Bu konuda
rast haber merkezi'nin hiçbir sorumluluğu yoktur
rasthaber.com’da yayınlanan harici linkler ayrı bir sayfada açilir.harici linklerin içeriğinden rasthaber.com hiçbir şekilde sorumlu değildir
rasthaber.com’da yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarları sorumludur.