Bismillahirrahmanirrahim
Hüseyn’in Rabbine hamdolsun.
İzzetin Rabbine, şerefin, mazlumun, şehidin, sadakatin Rabbine, Hüseyn’in
Rabbine hamdolsun. Aşkın Rabbine, Hüseyn’in Rabbine hamdolsun.
O Hüseyn ki “Elif”te tavaf eder
hep, o âşık ki Hüseyn’de tavaf eder hep. Âşık, hem Mâşuk’tur Hüseyn. Fazilet deryasıdır.
Hürlerin imamı, hak sevdalılarının önderi. “Canlar sana feda, Seyyid-i Şüheda.”
Ve bugünün Rabbine, Aşurâ’nın
Rabbine hamdolsun, Kerbelâ’nın Rabbine, Filistin’in Rabbine hamdolsun.
O Aşurâ ki mazlumiyetin
kıyamıdır. Kanın kılıca galebe günüdür. Ve o gün vuslattır, âşık ile mâşukun
kavuşmasıdır. Ve zaferdir. Dinin kurtuluşudur. İnsanlık dersidir. Hürriyet
destanıdır. ‘Kendine gel’ nidasıdır. Üstü kapatılmış Muhammedî yolun Hüseynce
açılmasıdır. İhyadır, diriliştir. Ve dinmeyen kan, bitmeyen sevdadır Aşurâ.
O Filistin ki Kerbelâ’dır. Evet,
bugünün Kerbelâ’sıdır Filistin. “Kulli arzin Kerbela.” Dünyanın bağrından
yükselen feryattır. Zalimin, zulmün suratında patlayan tokattır. Dirayettir,
hamiyettir. Lakin makus talihliler diyarıdır işte. Filistin gariptir,
mazlumdur, yalnızdır. Bir Allah, bir Hüseynîlerden gayri kimi var Filistin’in?
Bir dua ve ümitten gayri neyi var Filistin’in? Aziz Filistin karşısında Yezidî
Siyonist. Aziz Filistin etrafında onlarca Muavî. Onlarca kaypak, vicdansız,
satılmış. Gün be gün Aşurâ sahneleniyor. Gün be gün Hüseyn’in kanına kan
ekleniyor. Gün be gün ‘Kûfeliler’ çoğalıyor.
Altmış yıl önce doğan Filistinli
ve onun çocuğu ve onun çocuğu… Göremeyecek mi özgürlüğü? Bu millet kızıldan ve
karadan başka renk, barut ve kan kokusundan başka koku, ağıt, haykırış ve
çığlıktan başka ses, ölümden başka haber, gök kubbede savaş uçaklarından başka
bir şey ve yine yağmur görecekler mi bombalardan başka? Ve Filistinli çocuk…
‘Taş’tan başka oyuncak bilecek mi acaba?
Nerdesin sevgili? Nerdesin ey Yûsuf-i
Zehra? Ey Hüseyn’in intikamını yetmiş bin kere yetmiş bin alacak. Hüseyn’in
yani; tüm mazlumların. Hüseynin yani Yahyaların, Zekeriyyaların. Hüseyn’in
yani; tüm Ekberlerin, Abbasların, Esğerlerin, Rugayyelerin. Hüseyn’in yani; tüm
Hürlerin. Hüseynin yani; tüm izzetlilerin. Hüseynin yani; âlem-i vücudun bütün
Habillerinin.
Gülistan tarumâr edildi. Bülbülleri
katlettiler, gülleri ayaklar altına aldılar. Zulüm çıktı arşa dayandı. Gözlerde
fer, dizlerde takat kalmadı. Gülücüğü dudaklarında kurudu masum çocuğun.
Nerdesin dertlerimizin devası, ey mecnunların Leylâ’sı?
Mazlumun sözü tek. Mazlumun sözü bir: Allahu Ekber! Allah
büyüktür kardeşlerim, Allah büyüktür kardeşlerim. Allah, Allaha and olsun ki
büyüktür!
O Allah ki; var edendir, yok
olmamış. Yaratandır, yaratılmamış. Dileklerin nihayetidir. Gayelerin sonudur. Tüm
yönlerin yöneldiği, bütün işaretlerin gösterdiğidir. Kelimelerin önünden
çekildiği “Bir”dir. İntizarın Rabbidir O, Muntazar’ın Rabbidir.
“Bütün bu olanlar bana kolaydır,
zira Maşuk’umun huzurunda cereyan ediyor” demiyor muydu Hüseyn?
Allah hikmet sahibidir ve
Allah’ın vaadi haktır: O’nun hizbi (5/56) ve İslam bütün dinlere galip gelecek
(9/33, 48/28, 61/9). Ve kâfirler
istemese de Allah nurunu tamamlayacak (9/32, 61/8).
Yakındır. O ‘gün’ü, hak, adalet,
tüm mustazaflar ve mazlum milletler için bekleyelim. Fakat inzivâda değil,
sokaklarda, meydanlarda, meclislerde, sohbetlerde yaşayalım ‘bekleyiş’i. İçilen
sularda ‘bekleyiş’i yudumlamak, yürünülen yollarda ‘bekleyiş’i adımlamak,
kitaplarda ‘bekleyişi’ okumak. Coşmak ‘bekleyiş’le, kıyam etmek zulüm
karşısında ‘bekleyiş’le. Sahuru, iftarı ‘bekleyiş’le yapmak, Arafat’ta ‘bekleyiş’le
beklemek, salâha ve felâha ‘bekleyiş’le koşmak.
Aşkla kardeşlerim, aşkla
yaşayalım “intizâr”ı. Böyle çıkacak karanlıklar aydınlığa…