Bin sekizyüzlü yıllarda iyiden iyiye gün ışığına çıkan ve devlet nezdinde kabul gören yabancılaşma İslam'dan uzaklaşma olarak tezahür eden yanıyla etkisinden bir şey kaybetmeden bu günlere kadar geldi. Bu son iki yüz yıl içinde açılacak parantez sadece Sultan Abdülhamit için olabilir. Sultan Abdülhamit ideallerini paylaşan bir aydın kitlesinden mahrum olmasına rağmen otuz yıl kadar bir süre yabancılaşmayı tamamen durduramasa bile bir öze dönüş hamlesi için elinde bulunan imkânları sonuna değin kullanmayı denemiştir. O'nun devri dış borç rakamlarının mütevazi bir seviyeye indiği, siyasi kontrolü sağlayacak demiryolu gibi yatırımların çoğaldığı yeni bir nesil yeni bir çehre için farklı düzeylerde pek çok okul faaliyetlerinin başlatıldığı, bağımsızlığın ve toprak bütünlüğünün korunması yolunda batılı devletler karşısında usta politikaların sergilendiği bir dönemdir. O'nun dönemi için yapılagelen istibdat türü ithamlar bir önyargı, bir aldatmaca, dahası geçmişi gelecek nesiller nezdinde karartma gayretinden başka bir şey değildir. Abdülhamit Han devrini istibdat devri diye anmak Sultanın beslendiği kaynaklara hakarettir. Sultan Abdülhamit'i devirenler ve karalayanlar bugünde kendi menfaatleri aleyhine yapılan her hamleyi karalamaktan ve bunlarla mücadeleden geri kalmamaktadırlar. İttihat ve Terakki zihniyeti koca devleti Anadolu bozkırlarına sıkıştırmayı başarmış ve sayısız şehit kanının üzerine utanmadan yeniden çöreklenerek aynı zorbalığına devam etmektedir.
Abdülhamit devrinde İslam Ümmetine nüfuz edemeyenler, Siyonist faaliyetlerine zemin bulamayanlar Sultanı hal edince yerli işbirlikçileri olan İttihat ve Terakki - ağırlıklı Sebataist bir yapılanma idi- eliyle Osmanlı Devletini tarumar ettiler. Yeni kurulan Türkiye Devletinde de kısa sürede ipleri ellerine geçiren bu zorba zihniyet halka rağmen memleketi sömürmekte ve bu topraklar babalarından mirasmış gibi davranmaktadırlar.
Osmanlı Devleti'nin son döneminde bir geçiş dönemine ait olan pek çok vasfı bir arada görmek mümkündür. Cumhuriyet'le bir bütünlüğe bir dokunulmazlığa kavuşan müesseselerin çoğu Osmanlının son döneminde temellenmiştir. Son dönemde isimleri rahmet ve saygıyla anılması gereken Abdülhamit Han ve Sultan Mehmet Vahidüddin devletin olağan üstü şartlarla karşı karşıya kaldığı bir devirde tahta oturmuşlardır. Sultan Mehmet devletin başına geldiğinde İttihatçı zihniyetin ülkeyi soktuğu dünya harbi bitmiş İttihatçı hainler ise hiç birisi ortada bulunmadığı işgal altındaki memlekete padişah olmuştu. Sultan Hamit'in huzur ve barış içerisinde yönettiği koca devlette on sene iktidar olan ihanet çetesi devleti tarumar etmiş ve Emperyalist güçlerin eline teslim etmişlerdir. Sultan Mehmet bu sıkıntılı günleri atlatmak ve halkının bağımsızlığa kavuşması için olanca mücadeleyi verdi. Anadolu hareketinin muvaffakiyeti için kendisini hep tehlikeye siper etti ve sonuçta bu sultan da aynı çevrelerin emelleri için hain damgası yedi.
Bugün de ülkemiz benzer çalkantılardan geçiyor. Kuruluşundan bugüne ipleri elinde bulunduranlar, halkın canıyla, malıyla küllerinden dirilttiği ülkeyi halka rağmen yönetenler, Müslümanların kendi etinden tırnağından arttırarak Anadolu'daki mücadelenin başarısı için gönderdikleri paraların üzerinde oturan Cumhuriyetin Halka rağmen partilileri, ellerinden imtiyazlarının ağır ağır yok olmasına tahammül edemiyorlar. Erbakan hoca çok büyük bir hata etti. Halk kendisine tam yetki vermeden bu statükocuların altından halıyı birden çekmeye kalkıştı ve 28 Şubat. Bugün millet daha bilinçli ve Laiklik adına, Kemalizm adına savaş tamtamları çalanların aslında iktidardan ve adını koymadıkları saltanatlarından mahrum olma derdinde olduklarını biliyor. Farklı ideolojilerin borazanlığını yapan statüko aydınları ellerinden saltanatları kaymaya başlayınca hepsi bir noktada birleşebildiler. Çıkar-Menfaat davası. Salon aydını beyaz Türkler Anadolu evlatlarının ülkesini sahiplenmesine dayanamadı ve şu an ağır sara krizi geçiriyor. AKP bu bağlamda bir dönüm noktasıdır. Ülke ya özgürlükçü, demokrat, muasır medeniyet seviyesinin üzerinde seyrine devam edecek ya da otuzların ağırlıklarıyla beyaz Türklerin sömürü madeni olarak bir üçüncü dünya devleti vasfına bürünecektir. Bu satırların yazarı da dâhil AKP ye destek verenlerin bir kısmı tasvip ettiğimiz için "akpli" olduğumuz için yanında yer almıyoruz. Saymaya kalkınca her açıdan türlü eksiklerine, türlü hatalarına rağmen AKP'nin yanında oluyoruz. Çünkü şu noktada onların alternatifi yok. Adamlara İslamcı dediler. Keşke İslamcı olsalardı da bende mücahitleri olsaydım. Dünü istibdat, ihanet yaftalarıyla karalayanlar, bugünü de İslamcı diye karalıyorlar.
Kemalist desem, Ulusalcı desem, statükocu desem ne fark eder. Halk düşmanları ellerindekini yavaş yavaş yitiriyorlar ve kuyrukları tutuştuğu için de ortalığı toz duman ediyorlar. BİLAL ATIŞ/ Bakırköy
b.atis73@gmail.com