İstanbul Bahçelievler Necip Fazıl Kısakürek konferans salonunda Abdulbaki Gölpınarlı anısına ithaf edilen “Uluslararası İmam Ali (as) ve Nehcü’l Belağa Sempozyumu” düzenlendi.
Kevser organizasyon düzenleme kurulunun El Mustafa Üniversitesi işbirliğiyle organizasyonunu üstlendiği sempozyum, internet üzerinden yayın yapan www.mihrap.tv tarafından da canlı olarak yayınlanmasına rağmen büyük bir katılımla oldukça ilgi topladı.
Saat 14.00’deki program Ali Turan hocanın Kuran tilavetiyle açıldı. Hemen ardından programın açılış konuşmasını yapmak üzere Sempozyum Düzenleme Kurulu Başkanı ve EHLADER Genel Sekreteri Kadir Akaras kürsüye davet edildi.
Akaras, Türkiye’de bugüne kadar Nehcü’l Belağa’nın üç ayrı tercümesinin yapıldığını ve bunun ilkinin merhum Abdulbaki Gölpınarlı’ya ait olduğunu söyleyerek söze başladı. Merhum Gölpınarlı’nın, İmam Ali’nin (as) hutbeleri, mektupları ve özlü sözlerinden oluşan Nehcü’l Belağa’nın tercümesi üzerinde çalışırken oldukça titiz davrandığını, diğer iki tercümenin de çok önemli olduklarını, ancak maalesef pek de ilmi olmadıklarını açıkladı. Akaras ayrıca İslam Alimlerinden oluşan bir ekibin uzun zamandır eserin yeni bir tercümesi üzerinde çalıştığını ve son tercüme çalışmasının birkaç ay içinde basıma hazır hale geleceğinin müjdesini verdi.
Daha sonra Nehcü’l Belağa’nın tanıtımının yanı sıra, İslam âlimlerinin bu eser hakkındaki görüşlerinin sunulduğu slayt gösterimi yapıldı. Bu gösterimin ardından, Ayetullah el Uzma Cevad Amuli’nin sempozyumu düzenleyenler, gerekse izleyenler için verdiği mesaj yine görsel olarak sunuldu. Ayetullah el Uzma Cevad Amuli Nehcü’l Belağa’nın İmam Ali’nin (as) yol gösterici öğütlerinden oluşan kitabı olduğunu, bu kitapta ilahi mesajların bulunduğunu, İmam Ali’nin (as) bu mesajları kıyamete kadar karanlıktan kurtulmak isteyecek insanlara iletilsin diye verdiğini söyledi.
Sempozyumun ilk konuşmacısı olarak Prof. Dr. Hüseyin Hatemi söz aldı. Hatemi, derin iç çekişlerle üstadım diye zikrettiği Abdulbaki Gölpınarlı’nın vefat haberini yurt dışındayken aldığını belirttiği duygusal cümlelerle söze başladı. Hatemi, Emirel Müminin sıfatının sadece İmam Ali’ye (as) ait olduğunu ifade ettikten sonra müminler olarak adlandırılanların ise onun aziz evlatları olduğunu söyledi. O mübarek imamlardan her birinin mümin olarak zirvede olduklarını ve İmam Ali’nin de (as) hem onların hem de tüm müminlerin emiri olduğunu sözlerine ekledi.
Fatiha suresinde sözü edilen “nimet verilenler”in de masum imamlar olduklarını anlatan Hatemi ilerleyen dakikalarda vahdet konusuna değindi. Vahdetin ancak İmam Ali’nin (as) kayıtsız şartsız velayetinde gerçekleşebileceğini, eğer ümmet birleşecek, vahdet gerçekleşecekse bunun başka yolu olmadığını, çünkü Allah’ın emri olan bir seçimin pazarlık konusu yapılamayacağını, zira İmam Ali’de (as) pazarlık olmayacağının altını çizdi.
Biz yüce Peygamberimizin vefatından sadece 25 yıl sonra İmam Ali’ye (as) minberde lanet okutanların adı anılırken rahmet okuyanlarla vahdet yapamayız, çünkü Allah resulü (saa) şöyle buyurmuştur: “Ali’ye söven bana sövmüştür!” İşte bunun için eğer vahdet istiyorsak İmam Ali’de (as) birleşmemiz gerekmektedir, dedi.
Daha sonra kürsüye Azerbaycan İnsan Hakları Derneği Başkanı İlgar İbrahimoğlu çıktı: İbrahimoğlu İmam Ali’nin (as) hayatının hiçbir evresinde ifrat ve tefrite yer vermediğini söyledikten sonra yaklaşan Hocalı katliamının yıldönümü nedeniyle Türkiye’nin Azerbaycan’a verdiği destekten ötürü teşekkür ederek sözlerini bitirdi.
Programın bundan sonraki bölümü iki ayrı oturum şeklinde gerçekleşti. Moderatörlüğünü değerli Ehlibeyt alimi Musa Aydın hocanın yaptığı birinci oturumun ilk konuşmasını İran İslam Cumhuriyeti Necü’l Belağa Vakfı Başkanı Ayetullah Cemaleddin Din Perver yaptı.
Din Perver konuşmasına İmam Ali’nin (as) Nehcü’l Belağa’da vahdete önemine binaen çokça vurgu yaptığını, bizlerin de bunu göz önünde bulundurarak diğer din kardeşlerimizle vahdet içinde yaşamamız gerektiğini, İslam dininde toplumsal vahdetin çok önemli olduğunu, toplu olarak birbirimizi hoş görmemiz ve toplumsal vahdeti sağlamak için çalışmamız gerektiğini söyledi. İmam Ali’nin (as) vahdet bilincinin yaşanmış en büyük örneği olduğunu belirtti.
Daha sonra makale yarışmasında birinci olan eserin sahibi Veysel Nargül’e söz verildi. Nargül İmam Ali’nin (as) savaş sırasındaki taktikleri adlı makalesinin bir bölümünü konuklara okudu.
Daha sonra Prof. Dr. Süleyman Uludağ sözü alarak İmam Ali (as) ve irfan adlı çalışmasını okudu. Uludağ, İmam Ali’nin (as) kalbini işaret edip, burada o kadar çok bilgi var, fakat onu taşıyacak insan yoktur, sözünü hatırlatıp konuşmasına son verdi.
Uludağ’ın ardından sözü EHLADER Genel Başkanı Hasan Kanaatlı aldı. Kanaatlı’nın konuşması Necü’l Belağa’da yöneticilerin ahlakı üzerineydi. Yöneticilerin halk içinde ayrımcılık yapmaması gerektiğini, İmam Ali’nin (as) buna Nehcü’l Belağa’da çokça vurgu yaptığını ve kendisinin de adaletsizliğin kurbanı olduğunu söyledi.
Ardından araştırmacı yazar Mehdi Aksu’ya söz verildi. Aksu da İslam’da devlet yöneticilerinin nasıl olması gerektiği hakkındaki makalesinin bir bölümünü sundu. Aksu’nun sunduğu bölüm İmam Ali’nin (as) sadık dostu ve komutanı Malik Eşter’e yazdığı emirnamesi ile ilgiliydi.
Mehdi Aksu’nun konuşmasını bitirmesiyle birinci oturumun sonuna gelindi. Bu oturum ilköğretim öğrencisi Zehra Cert’in İmam Ali (as) ile ilgili okuduğu şiiriyle son buldu.
Kısa bir aradan sonra ikinci oturuma geçildi. İkinci oturumun moderatörlüğünü El Mustafa Üniversitesi Türkiye Temsilcisi Dr. Resul Abdullahi yaptı. Abdullahi ilk sözü Cem Vakfı Alevi-İslam Din Hizmetleri Başkanı Ali Yüce’ye verdi. Ali Yüce kısaca İmam Ali’nin Allah’ın yeryüzüne sarkıttığı ipi olduğunu vurgulayıp, emeği geçenlere teşekkür ederek sözü tekrar Dr. Resul Abdullahi’ye verdi.
Dr. Resul Abdullahi, Nehcü’l Belağa’nın Kur’an gibi “mehcur” bırakıldığından yakınıp, eserin Almanca, İngilizce ve Fransızcaya çevrilip, bazı Avrupa ülkelerinde ders olarak okutulduğunu, fakat İslam ülkelerinde Kur’an nasıl bir kenara itilmişse Nehcü’l Belağa’nın da Müslümanların hayatından çıkarıldığını söyledi.
Moderatörlüğünü Dr. Abdullahi’nin yaptığı oturumun ilk konuşmasını Bakır-ul Ulum Üniversitesi Rektörü Dr. Muhammed Cevad Eresta yaptı. Eresta konuşmasında İmam Ali’nin (as) devlet yönetimindeki kudret ve hâkimiyetine işaret etti. Eresta İmam Ali’nin (as) Malik Eşter’i Mısıra vali tayin ettiğinde ona söylediği sözlerden bir kısmını aktardı.
Daha sonra Iğdır İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Şadi Eren söz alarak şunları söyledi: Ben branş olarak tefsirciyim. Uzmanlık alanım olması hesabiyle gönül rahatlığıyla Nehcü’l Belağa’nın tam anlamıyla bir Kur’an tefsiri olduğunu söyleyebilirim dedi.
Eren’den sonra araştırmacı yazar Abdullah Turan’a söz verilerek makalesini okuması istendi. Fakat Turan zamanın kısıtlı olmasından dolayı misafirlerin makalesini bizzat alarak mütalaa etmelerini rica etti.
Daha sonra Yardımcı Doçent Doktor Şahin Ahmetoğlu söz alarak Peygamberimizle (saa) İmam Ali (as) arasındaki kardeşliğe vurgu yaptı.
Hemen ardından son konuşmacı olarak araştırmacı yazar Arslan Başaran’a söz verildi. Başaran İmam Ali’nin (as) Allah resulüne (saa) tam teslimiyet gösterdiğini, onun yolundan ve sünnetinde başka bir yol izlemediğini söyledi.
Sempozyumun sonunda konuklara merhum Abdulbaki Gölpınarlı’nın oğlu Yüksel Gölpınarlı ile yapılan röportaj izletildi. Program emeği geçen aydın ve alimlere plaket takdimiyle son buldu.
Sempozyuma gönderilen yirmiden fazla makale içinden Iğdır Üniversitasi İlahiyat Fakültesinden Yrd. Doç. Dr. Veysel Nargül birincilik, Iğdır Ehlibeyt alimlerinden Arslan Başaran ikincilik, İstanbul Ehlibeyt alimlerinden Yusuf Tazegün üçüncülük ödüllerine layık görüldüler.
Makalelerin tam metni daha sonra Kevser yayınları tarafından kitaplaştırılacaktır.
RAST HABER - EHLADER



.JPG)

.JPG)



.JPG)


.JPG)


.JPG)
.JPG)

.JPG)
.JPG)
.JPG)
.JPG)
.JPG)

.JPG)

.JPG)


.JPG)




.JPG)
