İnternet andıcı iddianamesinde sanık İlker Başbuğ’un Kara Kuvvetleri Komutanı olduğu dönemden itibaren darbe yapmayı planladığı, Genelkurmay Başkanı olduğu dönemde ise elinde olmayan sebeplerle kadroyu oluşturamadığı için planı hayata geçiremediği ifade edildi.
İddianamede; Başbuğ’un Ergenekon sanığı Mustafa Levent Göktaş'tan elde edilen 'bilgi notu' isimli belge içerisinde yer alan hususları inkar etmesine karşın, söz konusu belgenin Genelkurmay Başkanlığı tarafından kabul edildiği kaydedildi.
N.Y.'ın Başbuğ’a danışmanlık yaptığı ve Başbuğ’un Anayasa Mahkemesi üyeleriyle görüştüğünü doğrulaması hususları birlikte değerlendirildiğinde, sanık Başbuğ’un henüz Kara Kuvvetleri Komutanı iken halkın demokratik yollarla seçtiği AK Parti
hükümetini yasa dışı yollarla devirmeyi planladığı anlatılan iddianamede, “Ancak şüpheli Ufuk Akkaya'dan çıkan belgede yer aldığı üzere de bu eylem planına uygun kadroyu Genelkurmay Başkanlığı döneminde elinde olmayan sebeplerle oluşturamadığı için hayata geçiremediği anlaşılmıştır.” denildi.
Ergenekon sanığı Göktaş’tan elde edilen belgede 367 krizinin perde arkasına yönelik notlar yer alıyordu. Buna göre, dönemin Genelkurmay İstihbarat Şube Müdürü Albay Turgut Ak'ın hazırladığı bilgi notunda, Başbuğ, Anavatan lideri Erkan Mumcu'ya danışmanı Nuran Yıldız aracılığıyla şu mesajı gönderdi: "Anayasa Mahkemesi'yle konuştuk, AKP'yi kapatacaklar. Erdoğan, Gül ya da Arınç seçilirse TSK müdahale edecek. Size yeni oluşum sözü veriyoruz."
'Başbuğ ile Iğsız arasında askeri hiyerarşi dışında örgütsel hiyerarşi var'
İnternet andıcı iddianamesinde, ıslak imzalı belge ortaya çıktığında davanın tutuklu sanığı emekli 1. Ordu Komutanı Hasan Iğsız’ın askeri hiyerarşi dışına çıkarak yurt dışında bulunan İlker Başbuğ’u aradığı belirtildi. Iğsız’ın Başbuğ’a vekalet eden eski Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner’i araması gerekirken Başbuğ’u aramasının örgütsel bağı gösterdiği vurgulandı.
İddianamede, internet andıcı davası sanıklarından emekli Orgeneral Hasan Iğsız ile Başbuğ arasında örgütsel hiyerarşi olduğu belirtildi. İddianamede, “12 Haziran 2009’da İrtica ile Mücadele Eylem Planı deşifre olduğunda, İlker Başbuğ yurt dışındaydı. Genelkurmay Başkanlığı’na dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Işık Koşaner vekalet ediyordu. 'İrtica ile Mücadele Eylem Planı Belgesi' ile ilgili soruşturma açılıp açılmaması noktasında dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı Hasan Iğsız’ın Genelkurmay Başkan Vekili Işık Koşaner’i değil yurt dışındaki İlker Başbuğ’u telefonla arayarak ondan emir aldığı ve sonrasında konu ile ilgili soruşturma açıldığı anlaşılmıştır. Genelkurmay Başkanı’nın yasal temsilcisi Kara Kuvvetleri Komutanı Işık Koşaner’den doğrudan emir alarak soruşturma açabilecekken Hasan Iğsız’ın yurt dışında bulunan İlker Başbuğ’u arayarak onay alması ve bu yolla resmi hiyerarşi dışında hareket etmesi, askeri hiyerarşi dışında örgütsel hiyerarşinin bir göstergesidir. Yine bu durum karargahta yürütülen tüm benzer faaliyetlerin İlker Başbuğ’un kontrolünde gerçekleştiğini de göstermektedir.” denildi.
Başbuğ’un yaptığı basın açıklamasında, 'İrtica ile Mücadele Eylem Planı' adlı belge için ‘kağıt parçası’ tabirini kullanarak belgeyi itibarsızlaştırma çabası ve tüm bu süreçte Başbuğ’un Genelkurmay Başkanı olması bütün halinde değerlendirildiğinin belirtildiği iddianamede, “İrticayla Mücadele Eylem Planı’nın taslak halinde İlker Başbuğ’a sunulduktan sonra şüphelinin bilgisi dahilinde ve sanık Hasan Iğsız’ın kontrolünde Dursun Çiçek tarafından hazırlandığı anlaşılmıştır.” denildi.