Geçtiğimiz gün ABD basınında Türkiye dahil bir dizi ülkede insansız hava araçları ve özel birlikler için ABD'nin yeni üsler kuracağı yazıldı. Haber henüz resmi kaynaklar tarafından doğrulanmadı ancak Obama yönetimin açıkladığı yeni askeri doktrin Türkiye'de yeni bir üssün kurulmasının muhtemel olduğunu ortaya koyuyor.
10 Ocak 2012 günü ABD Başkanı Barack Obama “ABD’nin küresel liderliğini devam ettirmek: 21. yüzyılın savunma öncelikleri” başlıklı ülkenin yeni askeri doktrinini ortaya koyan bir belgeyi kamuoyuna açıklamıştı. Savunma Bakanı, CIA Başkanı ve ordudan üst düzey generalleri de yanına alarak kameraların karşısına geçen Obama, başta Doğu Asya ve Pasifik olmak üzere tüm dünyada askeri güçlerini arttıracaklarını açıklarken, Çin'i de doğrudan hedef göstermekten çekinmemişti. Açıklamada dikkat çeken noktalardan biri Obama'nın, askeri harcamalarda kısıntıya gitme kararlarına rağmen 'ABD'nin askeri bütçesinin her zaman kendilerini takip eden ilk 10 ülkenin askeri bütçelerinin toplamından daha fazla olacağını' ilan etmesiydi. Açıklamada dikkat çekici noktalardan bir diğeri ise ABD'nin asker sayısını azaltırken insansız savaş uçağı ve özel kuvvetlere bağlı personel sayısını ciddi bir biçimde arttıracağının duyurulması olmuştu. Bu nokta, ülkemizi de yakından ilgilendiriyor ve üzerinde durmayı fazlasıyla hak ediyor...
ABD ordusu özel operasyonlara yoğunlaşacak
Uluslararası basında bütçe kısıntısına gidileceği konuşulsa da ABD Savunma Bakanlığı'nın 2012 bütçesi tam 676 milyar dolar olarak belirlendi. Bunun 118 milyar doları Afganistan ve Irak operasyonları için ayrıldı. Bu bütçe dışında tam 19 milyar dolar ordu için kullanılmak üzere yürütülen atom enerjisi araştırmalarına ayrılmış durumda. Önümüzdeki 12 yıl içinde yaklaşık 400 milyar dolarlık bir kesinti olacağı belirtilse de önümüzdeki yıllar için öngörülen rakamlar, ABD'nin açık ara farkla silahlanmaya en çok kaynak ayıran ülke olmaya önümüzdeki dönemde de devam edeceğini gösteriyor. Yeni askeri üsler, yeni uçak gemileri, yeni geliştirilen F-35 savaş uçakları, yeni füze sistemleri ABD askeri gücünün parçası olacak.
Ancak, Obama tarafından kamuoyuna açıklanan yeni askeri doktrin çerçevesinde ABD ordusunun dünyanın dört bir yanındaki askeri varlığı arttırılırken, özel operasyonlara yoğunlaşacak şekilde ordusunu yeniden yapılandırılması öngörülüyor. Ordunun konvansiyonel savaş gücüne bağlı askerlerin sayısı 570 binden 490 bine düşürüleceği belirtilirken, özel kuvvetlere bağlı asker ve insansız hava aracı sayısının ciddi biçimde arttırılması öngörülüyor.
Özel birlikler ve insansız hava araçlarının sayısında rekor artış
Özel operasyonlara yoğunlaşma stratejisi çerçevesinde Özel Operasyonlar Komutanlığı'na (SOCOM) bağlı asker sayısının 2015 yılına kadar şu anki 63 bin 750'den 70 bine çıkarılması hedefleniyor. 2007 yılında bu rakamın yaklaşık 40 bin olduğu hatırlanırsa son yıllardaki artışın boyutu daha da dikkat çekici hale geliyor.
Son yıllarda dikkat çeken insansız hava araçlarının sayısının da birkaç yıl içerisinde yüzde 30 oranında arttırılacağı açıklanmış bulunuyor. Füze bulunduran bu uçaklar ile ABD halihazırda Afganistan, Pakistan, Libya, Somali, Yemen ve Irak'ta saldırılar düzenliyor. ABD'nin bu ülkelerde yaptığı ve şu ana kadar binlerce sivilin ölümüne neden olmuş olan operasyonlara gösterdiği gerekçe ise 'uluslararası terörizm ile savaş'. Ancak az sonra değineceğimiz üzere, bu gerekçe önümüzdeki dönem farklılaşacak. Özellikle 'Arap Baharı' ile birlikte tanık olduğumuz gerçeklik farklı bir yönteme işaret ediyor.
Çok önemli bir diğer nokta ABD özel kuvvetlerine bağlı askerlerin bulunduğu ülke sayısı 2009'da 60 iken, bu sayının 2011 yılı itibariyle 120'ye çıkmış olması. Bu veri, insansız hava araçlarının son yıllardaki artan operasyonları ile birlikte düşünüldüğünde, 10 Ocak 2012'de Obama tarafından kamuoyuna duyurulan yeni askeri doktrin için son yıllarda ciddi bir hazırlık yapıldığı ve zaten ABD'nin ciddi biçimde bu doktrini uygulamaya başladığı anlaşılıyor.
Kontrgerilla ordusu kuruluyor
Yeni askeri doktrinin yukarıda dikkat çektiğimiz noktaları akla doğal olarak 'kontrgerilla' kavramını getiriyor. ABD'nin gerek gördüğü her ülkede uluslararası hukuku hiçe sayarak yapacağı 'özel operasyonlar', sadece bizim değil emperyalist merkezlere akıl verecek bir çizgide yayıncılık yapan önemli site World Politics Review'un da aklına 'kontrgerilla' kavramını getirmiş. WPR'nin sitesinde 24 Ocak 2012 tarihinde Post-Kontrgerilla Çağında Kontrgerilla başlıklı bir rapor yayınlandı.
Raporda, Soğuk Savaş döneminde özellikle sol güçlere karşı girişilen kontrgerilla faaliyetlerinin değerlendirmesi yapıldıktan sonra ABD'nin önümüzdeki dönemde tekrar kontrgerilla faaliyetlerine ağırlık vermesi tavsiye ediliyor. Dünyanın her yerinde istikrarsızlığın artacağı, ABD'nin kendi çıkarlarını koruması için sürekli askeri operasyonlar düzenlemek zorunda olacağı belirtiliyor ve bunun için de kontrgerilla birliklerinin kullanılması gerektiği raporda açık açık tavsiye ediliyor. Özellikle 11 Eylül 2001 sonrasında ABD'nin kontrgerilla birliklerini 'uluslararası teröre' karşı önemli düzeyde kullandığının belirtildiği raporda, Irak ve Afganistan savaşlarının bir eleştirisi yapılıyor. Konvansiyonel savaş gücü ile, ülkeler işgal edilerek hem istenilen başarının elde edilemediği hem ciddi bir meşruiyet sorunu yaşandığı hem de işgal sırasında ölen ABD askerlerinin ABD toplumunda da tepkilere neden olduğu belirtiliyor. Bu sorunlardan kurtulmak için ise iki şey öneriliyor: Birincisi müdahale edilen ülkelerde 'işbirlikçi' bulmaya daha fazla önem verilmesi, ikincisi ise özel operasyonlar yapacak kontrgerilla birliklerine ağırlık verilmesi. İşbirlikçi bulunmasına raporda sıkça dikkat çekiliyor, aksi durumda savaşılan güçlerin o ülke halkı gözünde prestijini ve meşruiyetini arttırdığının altı çiziliyor.
Yazılanlar akla hemen 'Arap Baharı'nı, özellikle de Libya'da Kaddafi iktidarının nasıl devrildiğini getiriyor. Bilindiği gibi, ABD, İngiltere ve Fransa özel birliklerinin Libyalı muhaliflere askeri eğitim verdiği ortaya çıkmıştı. Libya'ya NATO müdahalesi başlamadan aylar önce bu ülkelerin özel birliklerinin Libya'ya ayak bastığı, muhaliflere askeri eğitim verdiği, askeri teçhizat sağladığı gerçeği uluslararası basına yansımıştı. NATO uçakları havadan Kaddafi güçlerini bombalarken, Batılı özel birliklerin desteği ile muhalifler karadan Trablus'a doğru ilerlemişti.
Batılı özel birliklerin desteği askeri eğitim ve lojistik ile sınırlı kalmamış, Kaddafi'nin karargahı Bab el Aziziye'yi ele geçiren güçler arasında bizzat Batılı özel birliklerin de bulunduğu ortaya çıkmıştı.
Tam da yukarıda bahsedildiği gibi, ülke içinde işbirlikçiler yaratılmış, askeri eğitim verilmiş, NATO uçakları bombardıman düzenlemiş, Batılı özel birlikler de işbirlikçilerle birlikte savaşmıştı. Şimdi de Suriye'de benzer bir planın uygulanmaya çalışıldığı artık hemen herkes tarafından biliniyor.
Kontgerilla kime karşı savaşacak?
11 Eylül 2001'in ardından gerçekleştirilen Afganistan ve Irak işgallerinde gerekçe olarak sıkça 'uluslararası terörizm ile mücadele' söylemi dillendirilmişti. 10 Ocak 2012'de yeni askeri doktrini kamuoyuna açıkladığı sırada ABD Başkanı Obama, herhangi bir demagojiye bile gerek görmeden amaçlarını tarif etti: 'Serbest ticaretin sorunsuz yürümesi ve malların uluslarlarası pazarlara açılabilmesinin garanti altına alınması.'
Obama tarafından dillendirilen bu ifade, kontrgerilla birliklerinin amacının açık biçimde emperyalist-kapitalist sistemi koruyacağının da itirafı anlamına geliyor.
Ünlü finans spekülatörü George Soros'un geçtiğimiz günlerde Newsweek dergisine verdiği röportajda, önümüzdeki yıllarda sınıf mücadelelerinin ve kitlesel ayaklanmaların olabileceğine işaret ederek kapitalistleri ve burjuva iktidarları uyarması hatırlandığında, ABD devletinin tüm dünya için gerekli hazırlıkları yapmakta olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.
ABD'nin yaşanan ekonomik bunalıma paralel biçimde artan emperyalist rekabeti de düşünerek böylesi bir askeri doktrin hazırladığı açık. Halihazırda Afrika ve Orta Doğu'da birçok ülkede askeri operasyonlar düzenleyen ABD'nin, Suriye ve İran'a dönük de ciddi bir askeri hazırlık içerisinde olduğu, önümüzdeki dönemde Rusya ve Çin ile de gerginliği daha da arttıracak hamleler yapacağı tahmin ediliyor. Bu durum, artan emperyalist rekabet ortamında yukarıda bahsetmiş olduğumuz özel birlikleri ve insansız savaş uçaklarına önemli misyonlar yüklenildiğini gösteriyor.
Türkiye'ye kurulacağı yazılan üs sadece dış ülkeleri mi tehdit edecek?
26 Ocak 2012 tarihinde Amerikan Wall Street Journal gazetesinde yer alan 'Daha fazla insansız hava aracı, daha az asker' (More drones, fewer troops) başlıklı haberde ABD ordusunun özel operasyonlara yoğunlaşacak biçimde yeniden yapılandırılmasına ilişkin bilgiler verildi. Aynı haberde Avustralya, Filipinler ve Ürdün'ün yanı sıra Türkiye'ye de insansız hava araçları ve özel birlikler için yeni bir askeri üs kurulacağı ve bu üssün de Irak sınırına yakın bir yerde olacağı yazıldı. Haberde kaynak olarak, isimleri belirtilmeyen üst düzey devlet yetkilileri gösterildi. Haberdeki üs iddiası henüz ABD ve Türkiye resmi makamları tarafından doğrulanmadı ancak yukarıda bahsettiğimiz askeri doktrin çerçevesinde Türkiye'de böyle bir üs kurulması olasılığı oldukça yüksek.
Böylesi bir üssün, haberde belirtildiği şekilde sadece komşu ülkelere operasyon için kullanılmayacağı söylenebilir. İran, Irak ve Suriye'ye dönük operasyonlar için kullanılacağı kesin ancak bu üste üslenecek olan kontrgerilla birliklerinin Türkiye içerisinde de operasyonlar düzenlememesi beklemek için hiçbir neden bulunmuyor. Birincisi ABD bu operasyonlar için uluslararası hukuku hiçe sayıyor, ikincisi amaç açık biçimde kapitalizmi korumak olarak tarif ediliyor ve üçüncüsü 120 ülkede faaliyet gösterildiği zaten açıklanmış durumda. ABD'nin Türkiye'deki çıkarlarını korumak, Türkiye'ye dönük planlarını uygulamak, burjuva iktidarına dönük olası tehlikelere karşı hazırlık yapmak gibi gerekçelerle kontrgerilla birliklerinin Türkiye içinde de faaliyet göstermesini isteyeceğini tahmin edebiliriz.
Yazılanlar sınırsız bir güce mi işaret ediyor?
ABD'nin emperyalist kapitalist sistem içindeki liderliğini ve tek tek ülkelerdeki çıkarlarını korumak için büyük bir askeri yığınak yaptığı ortada. Ancak askeri yığınak yanında asgari bir meşruiyet sağlamak ve başarı için tek tek ülkelerde işbirlikçi yaratmak, hatta tek tek ülkelerdeki kitlesel protestoları bile maniple etmeye çalışmak zorunda olduklarını da göstermiş durumdalar.
Bu gerçekler, şekilsiz-örgütsüz hareketlenmelerle değil ancak büyük bir örgütlü güçle bahsedilen askeri yığınağın etkisinin kırılabileceğini ortaya koyuyor.
(soL