Hollywood yapımlarında Amerikalı askerlerin güç ve yetenekleri ile ilgili abartmalar o kadar inanılmaz boyutta ki bu tür eserleri ancak Hollywood'un hayali kahramanları ile kıyaslayabiliriz. Tabi eserin yapımcıları senaryoda Amerikalı askerleri mazlum göstermek ve onları birer hamaset kahramanı yapmak için ellerinden gelen tüm gayreti sarf ettikleri ve Amerikalı askerlerin Irak'ta adeta canını feda etmek için bulunduğunu empoze etmek için çalıştığı da gözlerden kaçmıyor.
Bir kaç hafta önce 2011 yılının son günlerine doğru Amerikalı askerler Irak'tan çekildikten sonra bu savaşın kayıpları hakkında ilginç bir rapor yayınlandı. Raporda yer alan veriler, Amerika'nın Irak'ı işgal ettiği 9 yıl boyunca hiç bir başarı sağlayamadığını ortaya koyuyor. 4500 Amerikalı askerin ölümü, 32 bin askerin yaralanması, işgal sürecinde 800 milyar dolar harcanması ve yine 100 bin Iraklının hayatını kaybetmesi, raporda yer alana bazı verileri oluşturuyor.
11 Eylül 2001 olaylarından sonra Amerika'nın dönem başkanı George Bush Afganistan'a saldırdı ve bu savaş henüz sonuçlanmadan Irak, Amerikalı askerlerce işgal uğradı. Ancak bu savaşların hiç birinde, dünyaya demokrasi ihraç etme ve yeni bir dünya düzeni kurma hayalini yaşayan Amerikalı yetkililerin hayalleri asla gerçekleşmedi ve sadece Irak ve Afganistan milletleri bu savaşlar için ağır bedeller ödemek zorunda kaldı.
Bu süre içerisinde yaşanan facialar ve cinayetlerin hiç biri Amerikalı yetkilileri nutuklarına veya sloganlarına yansımadı ve Amerika medyası, sadece Washington yönetiminin dünyanın çeşitli bölgelerinde işlediği hukuksuzluğu ve cinayetleri haklı göstermeye çalıştı.
Amerika'da Hollywood dünyasını da, ürettiği eserlerle Amerikalı yetkililerin kamuoyuna yutturmaya çalıştığı yalanları bezeyen ve Amerikalı devlet adamları ile etkin bir araç olarak kullanılan bir sektördür.
Hollywood eserlerinin en önemli özelliği, bu eserlerde kullandığı senaryonun Amerika medyasının haber ağının Amerika savaşlarından verdiği haberlerle tıpa tıp örtüşmesidir.
Araştırmalar Amerika diplomasi kurumunun şimdiye kadar film yapımcılığı üzerinde büyük yatırımlar yaptığını ve böylece Amerika'nın başka ülkelere verdiği zararları örtbas ederek kamuoyunun tepkisini engellediğini gösteriyor. Çünkü Hollywood sineması teknik ve muhatap açıdan geniş imkanlara sahiptir ve Washington'un istediği şekilde savaşlardan en ideal görüntüleri verebilir. Nitekim şimdiye kadara Vietnam, Afganistan ve Irak savaşlarından sunulan görüntülerde Amerikalı askerler çok ince tekniklerle işledikleri cinayetlerden aklanıyor.
Irak 2003 yılında işgale uğradı ve uzun süre hakkında hiç bir eser yapılmayan 11 Eylül 2001 olaylarının aksine kısa bir süre sonra Hollywood bu savaş için harekete geçti.
Irak savaşı ile ilgili hazırlanan eserlerde dikkat çeken bir konu, Amerika sineması ve Hollywood'un Irak işgaline yönelik yaklaşımıdır. Amerika'nın siyasi ve medya çevrelerinden büyük destek gören bu eserler, Amerikalı askerlerden gerçek dışı ve hamasetvari bir imaj sergiliyor ve esas itibarı ile Amerika'nın işgalci ve sultacı huyu göz ardı ediliyor.
Bu konuya açıklık getirmek için 2010 yılında Oscar ödülü kazanan Thr Hurt Locker filminde yapılan propagandaya bir göz atmak istiyoruz.
Teknik açıdan büyük sıkıntılar yaşayan bu eser, savaştan somut ve açık bir öykü içermiyor ve daha çok Amerikalı askerleri birer kahraman yapmakla uğraşıyor, öyle ki filmin bazı sahnelerinde seyirci, siyasi veya savaş konulu bir filmin yerine, örümcek adam gibi hayal ürünü bir filmi seyrettiğini düşünmeye başlıyor.
The Hurt Locker gibi eserlerde Amerikalı askerlerin güç ve yetenekleri ile ilgili abartmalar o kadar inanılmaz boyutta ki bu tür eserleri ancak Hollywood'un hayali kahramanları ile kıyaslayabiliriz. Tabi eserin yapımcıları senaryoda Amerikalı askerleri mazlum göstermek ve onları birer hamaset kahramanı yapmak için ellerinden gelen tüm gayreti sarf ettikleri ve Amerikalı askerlerin Irak'ta adeta canını feda etmek için bulunduğunu empoze etmek için çalıştığı da gözlerden kaçmıyor.
Kuşkusuz bu eser, gerçeklerler karşılaştırma bakımından söyleyebilecek bir tek sözü bile bulunmuyor ve sadece çok sayıda ödül desteği ve gişe rekorları ile sinema sektöründe gündeme gelebildi.
Öte yandan eserin Amerika yönetimi Irak savaşı yüzünden şiddetle eleştirildiği bir sırada ekranlara yansıması da dikkatlerden kaçmadı.
Irak savaşı ile ilgili hayali kahramanların üretildiği eserlere paralel olarak bir de In The Valley of Elah gibi Irak savaşının Amerikalı askerlerin aileleri üzerindeki etkisini ele alan eserler de yapılmıştır.
Bu eserin iki yönü söz konusudur, şöyle ki bir yandan savaşı kınamaktan dem vurur, ancak öte yandan Amerikalı askerleri mazlum göstermeye çalışıyor. Eserde, savaş ve sürdürülmesi kınansa bile, savaşı başlatanlara hiç dokunulmuyor ve savaşı sürdürme hakları saklı kalıyor.
Green Zone adlı eserlerde ise Irak savaşından daha mantıklı bir tablo sunuluyor. Gerçi bu eserin de kahramanı, gerçeklerin peşinden giden bir Amerikalıdır, ama yine de Irak halkının katledilmesi ve Amerikalı askerlerin cinayetleri ile ilgili bazı görüntüleri de seyircilerine sunuyor. Eserde Irak'ta kitle imha silahı yalanı masaya yatırılıyor.
Eserin kahramanı ile birlikte Irak'ı gezmek ve Amerikalı askerler sebebiyet verdiği faciaların bir kısmını izlemek, bu filmi savaş sineması sektöründe kabul gören bir eser haline getirdiği anlaşılıyor.
Öte yandan sinema filmlerinin yanı sıra Irak savaşı hakkında çok sayıda belgesel de hazırlandı ki bunların en ünlüsü Michael Moore'un yaptığı "Parçalanmış Irak" belgeselidir.
Irak belgeselleri bazı gerçekleri açıkça beyan ettiği için Amerikalı devlet adamları ve bu ülkenin medya kurumlarının sert tepkisi ile karşılaşıyor.
Moore, Parçalanmış Irak hakkında şöyle diyor: Ben sadece Amerika'nın dayattığı savaşın Irak milletinin başına neler getirdiğini göstermeye çalıştım. Belgeselde gördüğümüz insanların çoğu savaşta yer almıyor. Bu eser Irak'ta bulunan Amerikalılardan ziyade, Irak halkı ve boğuştukları sorunlarla ilgilidir.
Moore ayrıca Amerika'nın Irak'ta izlediği politikanın bu ülkede tefrikaya ve bölücülüğe sebep olduğunu ve Amerikalı askerlerin bu ülkeden çekilmesi, sorunun çözümüne katkı sağlayabileceğini vurguluyor.
Genel bir bakışta, belgesellerin insanları savaş gerçekleri ile tanıştırmakta önemli rol ifa ettiği, ancak Hollywood sineması bu bağlamda hiç bir şey yapmadığı söylenebilir.
"Benim ülkem, benim ülkem" adlı belgeselin yapımcısı savaş karşıtı Lora Portiash şöyle anlatıyor:
Bu belgeseli yapmaya karar verdiğimde, Amerikalı askerlerin Iraklıları hiçe saymasının yarattığı ümitsizlik noktasından başlamak istedim, ancak daha sonra çatışmanın her iki tarafının siyasi görüşlerini irdelemek ve işgalciliği eleştirmekle başlamaya karar verdim.
Sayıları çok az olan Portiash ve ona benzer belgeselciler, kısmen de olsa Amerikalı askerlerin işgal ettikleri ülkelerde halka karşı militarist ruhunu görüntülemeye çalışıyor. İnkar edilmesi mümkün olmayan bu gerçek bir çok gazeteci yazar ve uzman tarafından da dile getiriliyor. Nitekim Amerikalı sosyolog Micheal Schwarts bir yazısında Irak'ta şiddet ve katliamı anlatıyor. Makalenin başlığı ise çok ilginç: Amerika her ay on bin Iraklı mı öldürüyor? Yoksa daha fazla mı?
Bu tür ifşaatların ardından Amerikalı yapımcı Brain D. Palma 2007 yılında Redacted adında belgesel benzeri bir eser yapmaya ve Irak'ta İslam ve Müslümanlara karşı radikal ve ırkçı yaklaşımları ifşa etmeye karar verdi.
Operasyonun adı: Hollywood adında bir kitap yazan David Rob, Hollywood'un Pentagon'un istekleri doğrultusunda senaryoları değiştirdiğini, savaş suçları ile ilgili hoş olmayan meseleleri sildiğini ve Amerika'da bu konuda kendi kendine sansürleyen bir akım oluşturduğunu yazıyor.
Irak'taki Amerikalı askerlerin görüşlerini yansıtan bu kitap, Hollywood sinemasının gerçeklerini tüm çıplaklığı ile gözler önüne seriyor. Irak'tan geri dönen bazı Amerikalı askerler Hollywood'un savaş filmlerini eleştiriyor ve bu eserlerin hiç biri savaşın acı gerçeklerini yansıtmadığını vurguluyor.
Gerçekte Irak savaşına yakından şahit olanların dilinden bu gerçekleri duymak, Hollywood filmlerinin sadece geçici bir reçete olduğunu ve hiç bir zaman savaş kurbanı olanların acılarına merhem bile olamayacağını gösteriyor.
2003 yılından itibaren Irak savaşında yer alan Amerikalı üst düzey subaylardan Jeff Englehart, Hollywood sinemasının sahtekarlığından duyduğu nefreti dile getirerek şöyle diyor: Keşke insanlar Irak'ta neler olup bittiğini öğrenseydi. Özgürlük, insan haklarını savunma adına yapılan Hollywood'un savaş filmleri gerçeklerin yerine muhataplarına bir dizi yalan yutturuyor. Unutmamak gerekir ki Irak, Hollywood'un şatafatlı dünyasında tamamen propagandasal bir yaklaşımla ele alınan ve Amerika'nın savaş çığırtkanlığından doğan faciaları kamuoyundan silmeye çalışan beyaz saray yöneticileri ve siyonist dostlarının bencilliklerini küçücük bir örneğidir.
İRİB