Ehlibeyt Alimleri Derneği Genel Başkanı Hasan Kanaatlı Diyanet işleri Başkanlığının "Mele" ya da "Molla" açılımıyla ilgili kamuoyunda günlerdir tartışılan konuyla ilgili EHLİBEYT NEFESİ DERGİSİ’ne şöyle bir röportaj verdi:
SORU: Sayın hocam Diyanet işlerinin Caferi alimleri kendine bağlama düşüncesi ne zaman başladı?
CEVAP: BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Diyanet İşleri Başkanlığının Türkiye Caferilerini kontrol altında tutmak için Caferi alimlerini Diyanet'e bağlama düşüncesi ne şimdiki başkana ve ne de AK parti hükümetine ait bir düşünce değildir.Bu düşünce 30 yıldan fazladır,daha doğrusu İmam Humeyni'nin(r) inkılabı gerçekleştirmesinden hemen sonra devletin gündemine alınan bir programdır.Zira ben o dönemde(yani inkılabın ilk yıllarında)askerliğimi henüz yeni bitirmiş ve Kars İmam hatip Lisesine de dışarıdan sınavlara girip yeni diplomamı almıştım ki,(o dönemde İran'da okuyup Türkiye'ye gelen alimlerin sayısının çok az olmasına rağmen) Kars Müftüsü harekete geçmiş ve Emniyetin de sıkıştırmasıyla beni memuriyete almaya çalışmışlardı,fakat mektebimizin böyle bir şeye müsaade etmediğini bildiğim için benim öyle bir memuriyeti kabul etmem dinimi dinara satmam olurdu.
SORU: Peki neden ve hangi gerekçelerden dolayı kabul etmediniz, biraz açarmısınız ?
CEVAP :Kanaatim odur ki,biz Caferi alimleri devlete memur olamamayla ilgili fıkhımızı ve inancımızı yeterince devlet yetkililerine açıklamış değilizdir.Türkiye'deki yetkin ve etkin alimlerimizden oluşan bir temas grubu heyetinin oluşturulup Devlet bakanlığına ve Diyanet işleri Başkanlığına gönderilmesi ve onlara bizim itikadımızın Devletten memuriyet kabulüne engel teşkil eden gerekçelerini şöyle izah etmesi gerekir.
Bizim inancımıza göre;
1- "Cemaat ile Allah arasında aracılık yapan bir imamın(alimin) devlet tarafından atama ile değil, onun arkasında namaz kılan mümin halk tarafından tayin ile olması gerekir, zira devletin atamada imamın adalet, takva ve helalzadelik gibi iman kriterlerine bakmadığı(çünkü laik bir yönetimde buna bakılamaz ve yasalara aykırıdır,) mümin halk tarafından ise adalet ve imanında şüphe edilmeyecek nitelikteki bir imamın(alimin)arkasında rahat namaz kılınacağı,hem vicdani hem de fıkhımızın konusudur. Bizim fıkhımızda : “imam fasık ta olsa uyulur” hükmü yoktur.
2- Halka imamlık yapan bir din aliminin, en yüce bir makam olan din’i temsil ettiği için, o din’in yüce hükümlerini özgürce ve Allah'tan gayri hiç kimseden çekinmeden halka anlatması gerekir ( Onlar,Allah’ın mesajını iletir,O’ndan korkarlar ve O’ndan başka kimseden korkmazlar.Ahzab/39) Diyanete bağlı olduğu taktirde ise kendinden üstte, resmi sistemin oluşturduğu bir çok makam ve amirlerin bulunduğu, böylece de dinin ve din adamının bağımsız AMİR olamadığı, bundan dolayı da üst makamlardan yetki verilmediği taktirde resmi yönetim tarafından dinin helalının haram ve de haramının helal edildiğinde dahi resmi din adamının kanunlara karşı gelmek olur kaygısıyla konuya müdahale edilemediğinin ve zamanın geçmesiyle de halk tarafından (Allah korusun)inanç zafiyetinin oluştuğunu İslam tarihinde defalarca tecrübe etmişizdir.
3- Fıkhi açıdan da (diğer Devlet memurları değil !) "dini hizmet namına"müminlerin önüne geçen din adamlarının yiyeceğinin ve de giyeceğinin helal olmasına dikkat etmeleri gerektiği,devlete ait bütçede ise helallar ile haramların karışık olduğundan(örneğin laik devletin mali sisteminde yalnızca gelirleri artırmak anlayışı bulunduğundan devlet, genelevlerinden,bar ve pavyonlardan,birahane ve kumarhanelerden vergi almaktadır) Caferi fıkhının buna müsaade etmediğinin (tabiî ki diğer mezhepler de buna müsaade etmezler) iyi bir şekilde izah edilmesi gerekir.
4- Cenabı Hakk tüm Müslümanların ortak değeri olan Kur’an’ Kerim’de müminlerin Allah’a olan vazifelerini belirlemenin yanında topluma ve biri birine karşı vazifelerini de belirlemiştir, manevi boyutlarla ilgili sınırları tayin ettiği gibi,maddi boyutlarla ilgili sınırları da koymuştur.Toplumun zenginlerinin kazançları üzerinde yoksulların hakkı olduğunu beyan buyurduğu gibi,dini müesseselerin,medreselerin,talebelerin ve o müesseselerde hizmet veren alim ve imamların da hakkını ihmal etmemiştir.HUMUS ve ZEKAT hükmünü her Müslüman çok iyi bilmekte ve her yıl büyük bir aşk ve iman huzuru içerisinde yerine getirmektedir.Böylesine arı,duru,berrak ve tertemiz İlahi haktan yararlanmak var iken,neden şüpheli şeylerden istifade edelim ki? Toparlayacak olursak bizim devlete şunu çok iyi,net ve açıkça söylememiz lazım:1- " Din amirdir,temsilcisi asla memur olamaz" ve Allah'tan başka hiç kimseden emir alamaz (elbette dini konularda) 2-Bizler(yani din adamları) helal ile haramın karışık olduğu sofraya el uzatamayız 3-Mezhep imamınız Ebu Hanife'yi yeniden inceleyiniz,eğer o Emevi ve de Abbasiler'den bırakın üçüncü -beşinci sıradan memurluğu,Halifeden hemen sonraki sırada yer alan Baş Kadılığı kabul etmişse,bizde gelip size küçük bir memur olacağız!
SORU :Hocam bazılarının ortaya attıkları şöyle bir iddia vardır,”efenim biz gittik,Müçtehitlerimize sorduk ve onlardan Diyanete memur olmanın hiç bir sakıncası olmadığına dair fetva aldık veya aynı şahısların iddia ettiklerine göre İmam Hasan veya İmam Hüseyin de Muaviye’den maaş almışlardır,böyle bir şey var mıdır ?