Avrupa Ehlibeyt Alimleri Birliği yayınladığı bir bildiri ile Başbakan yardımcısı Bekir Bozdağ’ın “mele” ve “mollalara” Diyanet bünyesinde kadro verilmesine dair önerisini kökten reddederek, bunun Şia’nın temel ilkeleri ve alimlerinin tarihsel duruşuyla bağdaşmadığını vurguladı.
Avrupa Ehlibeyt Alimleri Birliği’nin sitemize ulaşan bildirisini aynen yayınlıyoruz:
Bismillahirrahmanirrahim
“Onlar Allah’ın mesajlarını iletir, O’ndan korkarlar ve O’ndan başka kimseden korkmazlar. Hesap gören olarak Allah yeter.” Ahzab/ 39
Başbakan Yardımcısı sayın Bekir Bozdağ’ın, doğu ve güneydoğu anadoludaki kadro açığı olan illere kadro tayin etme ve “mele” diye tanınan din alimlerini diyanetin bünyesine katmayla ilgili konuşmasında Caferi/Şii alimlerine yönelik söylediklerini kınıyor ve değerli halkımıza bazı hususları hatırlatmayı kendimize bir vazife biliyoruz.
Öncelikle, başbakan yardımcısı Bozdağ, Caferi/Şii alimleri için söylediği: “Başkaları tarafından kontrol edilmeleri de böylece önlenecek” cümlesiyle Caferi/Şii alimlere bakış açılarını istemeseler de dile getirmiş oldular. Bu düşüncelerini dile getirerek Cafer/Şii alimlerine hakaret etmiştir ve çıkıp özür dilemesi gerekir. Caferi/Şii alimleri hiç kimsenin kontrolünde değildir ve kimse onları kontrolüne alıp onlara kendi görüşlerini dikte etme gücüne sahip de değildir. Sayın başbakan yardımcısı öncekiler gibi büyük bir gaf yapmıştır.
Bütün toplumumuzu bilgilerine sunarız;
1-Türkiyeli Caferilerin/Şiilerin yaşadığı hiçbir bölgede kadro açığı yoktur ve Caferilerin hiçbirinin Diyanet’ten alim talebi olmamıştır. Dolayısıyla Diyanet’in, doğu illerindeki alim açığı ve “melelerle” ilgili sorununu Caferi/Şiiler camiasına çekmesini yadırgıyoruz.
2- Caferi/Şii alimler tarih boyunce Emevi ve Abbasi saltanatları ve Osmanlı imparatorluğu döneminde bütün zorluk ve işkencelere, olumsuzluk ve imkansızlıklara rağmen ne isteyerek, ne de zorla mevcut sistemlere bağlanmamışlardır. Ve bilinmelidir ki Caferi/Şii alimlerini kimse kontrolüne alamaz. Caferi/Şii camiasının kontrolü Allah’ın (c.c), Resulü’nün (s.a.a) ve O’nun son hücceti hz.Mehdi’nin (a.f.) elindedir.
3- Toplumda sözü dinlenen, saygınlığı olan, sözleri insanları durduran veya harekete geçiren alimler Peygamberin varisi olan ve Hidayet önderlerinin takipcisi olan alimlerdir. Hiç bir koşulda zillete boyun eğmeyen ve Kerbela kıyamını gerçekleştiren İmam Hüseyn’in (a.s) takipçileridir. Onlar dünyevi çıkarlar için asla mektebe hiyanet etmezler.
4- Caferi/Şii alimleri tarih boyunca bağımsız olduklarından dolayı izzetli yaşamış ve bağımlılıkla gelecek zillete boyun eğmemişlerdir. Kendilerine “emir sahibi” olarak Allah’ı, Peygamberini ve hidayet önderlerini seçmişlerdir.
5- Allah’a tevekkül edip ekonomik sorunlarını halka dayanarak çözen Caferi/Şii alimleri Hz.Ali’nin(a.s) arkasında namaz kılıp Muaviye sofrasında oturanlardan değillerdir. Değerli Ehlibeyt dostlarının asırlardır alimlerine sahip çıkıp onların her türlü ihtiyaçlarını gidermeleri, Caferi/Şii alimlerin mevcut sistemlerin kapısında saray alimi olmalarını engellemiş ve onlar aç kalmayı alçalmaya tercih etmişlerdir.
6- Caferi/Şii alimlerinin Diyanete bağlanmamasının sebebi, asimile olma korkusu, hukuki eşitsizlikten dolayı haklarının elinden alınma korkusu değildir. Bütün haklarının verileceğine dair güvence verilse ve kanun düzenlemesiyle özerk bir yapıya kavuşturulsa dahi devlete bağlı bir kurumun içinde yer alma, direkt veya dolaylı olarak devlete bağlı olmanın caiz olmaması mektebin temel ilkelerindendir.
7- Diyanet’te kadrolu olmamanın, vatan sevgisi, bayrak sevgisi ile hiçbir alkası yoktur. Herkes bilmektedir ki vatan sevgisini bağrında en fazla barındıran bizim camiamızdır. Bu konu inanç özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilmelidir. Farklı bir mezhebe sahip olan Caferi/Şiiler kendi fıkhi/itikadi öğretileri doğrultusunda hareket etmek kararlığındadırlar.
8- Bazı çevreler, toplumun faydasına sandıkları bazı dünyevi menfaatlar için bu gibi teklifleri fırsat bilip olumlu görüş belirtebilirler ama bu Şii meketebinin görüşü değil, onların kişisel tercihleridir.
9- Dinin siyasetten ayrı olduğunu savunan, laiklikle yönetilen bir devlette hükümetin din işlerine karışmasını, hatta dini siyasetin emrine sokmasını anlamak mümkün değildir. Dolaysıyla Caferi/Şii alimleri siyasi otoritenin kontrolüne girmeye teşvik etmek, Caferi/Şii mektebinin ilkeleriyle bağdaşmamaktadır.
10- Biz inanmaktayız ki, hem halkımız hem de basiretli aydın kesim daima alimlerinin yanında olacak ve onlarla omuz omuza mektebin ilkelerinden taviz vermeden en güzel bir şekilde tebliğ edeceklerdir.
Avrupa Ehlibeyt Alimleri olarak buna benzer teklifleri daha önce de sunan bazı yetkililere belirttiğimiz gibi tekrar altını çiziyoruz ki, bu gibi düşünce ve önerileri Şii camiasının vahdet ve birliğine zarar vereceği ve mektebin ilkeleriyle bağdaşmadığı için kesinlikle onaylamıyoruz.
Avrupa Ehlibeyt Alimler Birliği
RAST HABER - AVRUPA