İslam inkılabı rehberi: Dünya sinemasının zirvesi, Hollywood’dur.
Peki ama bu sanat makinesi ne kadar beşeri ahlaka, insanların maneviyatına, insanlara ümit vermeye yardımcı oluyor? Bu sorunun cevabında hatta sıfır bile diyemeyiz, öyle ki gerçekte sıfırın altındadır. Yani Hollywood, beşeriyetin ahlaki, fikri ve yücelişinin temellerini tahrip ediyor.
Başta dini toplumlar olmak üzere başka ülkelere yönelik kültürel saldırılarda sürekli tartışılan konulardan biri, toplumda uygunsuz sayılan ahlak dışı konuları normalmiş gibi gösterme meselesidir. Bu süreçte özellikle görsel medya gibi güçlü araçlar, ahlaki rezaletleri ve ayıp sayılan konuları çok normalmiş gibi gösterir ve hatta bu ayıbın yarattığı utancı kırarak insanlar bu tür çirkin ve ahlak dışı amelleri işlemeye teşvik edilir. Kuşkusuz ahlak dışı amellerin çirkinliklerini örtmek için en uygun yöntem, görsel medyanın kandırıcı dilidir.
Geçtiğimiz günlerde İslam inkılabı rehberi Ayetullah Seyyid Ali Hamanei, kirmanşah eyaletinin önde gelen seçkin insanlarına hitaben yaptığı konuşmada, medyanın tesiri üzerinde durdu ve kültürel saldırının sadece İran milletini değil, gerçekte beşeriyetin tüm kuşaklarını hedef aldığını vurguladı.
Ayetullah Hamanei konuşmasında bilim ve sanatın, ancak beşeriyetin yücelmesine hizmet ettiği sürece yararlı olduğunu, aksi takdirde hiç bir yararı olmadığını vurguladı. Ayetullah Hamanei bu konuya şöyle açıklık getirdi: Bunun bir örneği sinema sanatıdır. Dünya sinemasının zirvesi, Hollywood’dur. Peki ama bu sanat makinesi ne kadar beşeri ahlaka, insanların maneviyatına, insanlara ümit vermeye yardımcı oluyor? Bu sorunun cevabında hatta sıfır bile diyemeyiz, öyle ki gerçekte sıfırın altındadır. Yani Hollywood, beşeriyetin ahlaki, fikri ve yücelişinin temellerini tahrip ediyor.
Batı’da ve özellikle Hollywood sinemasının ürünlerine bakıldığında, İslam inkılabı rehberinin bu sözlerinin ne denli gerçekleri yansıttığı ve insanların Hollywood sinemasına daha temkinli yaklaşması gerektiği ortaya çıkar.
Biz de bu fırsatı değerlendirerek film ve sinema silahı ile bazı ahlaki bozuklukların propagandasının yapılmasına örnekler sunmaya çalışacağız.
Hollywood ailevi yaşamda ihanetin propagandasını yapan en güçlü araçlardan biridir ve eğer bu sektörün ürünlerini şöyle bir gözden geçirecek olursak, bu gerçeği daha iyi anlarız.
Belki birçoklarınız ünlü Titanic filmini seyretmişsinizdir. Filmin öyküsü bir ihanetin etrafında dönüyor ve romantik senaryosu söz konusu ihanetin üzerinde kurgulanıyor. Yapımcı hatta ihanetten fevkalade cazip efektler sunarak seyircinin duygularını tahrik etmeye ve seyircide ihanetin her zaman kötü olmadığı inancını oluşturmaya çalışıyor.
Gerçi bu eser Batı medyasının geniş çaplı reklamları ile iyi satış yaptı, lakin az sayıda insan, filmin esas konusu üzerinde odaklandı. Hollywood sinemasının ürünü olan bu film, çirkin ihanet amelini cazip bir amel gibi gösteren bir eserdi.
Titanic’ten bir süre sonra da Vefasız adlı eser ekrana girdi. Bu filmde de kadın çok kez eşine ihanet ediyor. Bu eser de muhatabına ihanet etmenin sıradan ve hatta haklı bir amelmiş gibi sunuluyor. İşin ilginç noktası filmin sonunda ihanet eden kadının kocası, eşini affetmesidir ki bu da, seyircinin kafasında bir çok soru işareti oluşturuyor.
Hollywood sineması ailevi yaşamda ihaneti sadece romantik veya melodram eserlerde işlemiyor, aynı zamanda bir çok aksiyon ve komedi eserlerde de bu çaba göze çarpıyor. Merhum veya Sorumsuz gibi eserlerde de yapımcılar açık bir şekilde ihaneti sıradan bir konuymuş gibi göstermeye çalışıyor.
Öte yandan birçok Hollywood eserinde ahlaki sapkınlıklar ve utanç verici durumların normal gösterilmesinin yanı sıra, sözcüklerin manasının değiştirilmesi üzerinde de çalışıyor. Bu çabaya örnek olarak Kaybeden veya Esas Günah adlı eserleri gösterebiliriz. Kaybeden adlı eserde aşk sözcüğü çok kez ihanet sözcüğü yerine kullanılıyor ve laubali ilişkiler, eş seçmenin ön hazırlığı gibi gösteriliyor. Esas Günah adlı eserde de evlilik, yalan dolan üzerine kuruluyor ve erkek durumu anladığı halde yine bu evliliği sürdürüyor ve kadının yaptıklarından memnuniyet bile duyarken, onunla eşlik ediyor.
Hollywood insani ahlak ve fıtrata aykırı tüm çalışmalarının yanı sıra, son yıllarda insanların kültürüne, beşeri inançlarla asla bağdaşmayan bazı konuları sokmaya çalışıyor. Bu çirkin konulardan biri, Hollywood eserlerinde mahremle cinsel ilişki kurma meselesini yaygınlaştırmaktır. Nitekim bir çok eserde, bu çirkin ilişkilere bazı örneklere rastlıyoruz. Örneğin Hasar adlı eserde tüm çabalar bu tür çirkin ve ahlak dışı ilişkilerden romantik bir görüntü sunmak ve duygusal açıdan haklı göstermek üzerine odaklanıyor.
Yine Hollywood’un bir başka çabası, eşcinselliği yaygınlaştırma çabasıdır. Aynı cinsten olan insanların ilişki kurabileceğinin propagandası, Batı dünyasının sosyal alanlarında yapılması ve bu ilişkiyi desteklemek için yasalar çıkarılmasının yanı sıra, Hollywood sineması da ağır bir şekilde bu konu üzerinde çalışıyor. Bu tarzda yıkıcı bir dalga, 1991 yılında Oliver Stone’un The Doors adlı eseri ile başladı. Bu film kendinden her türlü ahlak dışı sapkın davranış sergileyen ünlü bir rock şarkıcının öyküsüdür. Eserde şarkıcıdan rock kralı olarak söz ediliyor, ama bu kral sürekli alkollüdür ve dengesiz haldeyken olmadık çirkin amellerde bulunmaktadır. Bu eser çeşitli bahanelere dayanarak serseri bir insanın yaşamından mideleri bulandıran bir imaj sunmaya ve bunun yaratıcılık ve sanat için gerekli olduğunu empoze etmeye çalışıyor.
Bu film ekran edildikten sonra haber kanalları, eşcinselliği savunan bazı insanları görüş bildirmeye davet etti ve bu zümre de bu sapkın ameli halk arasında doğal bir şeymiş gibi tanıtmaya çalıştı.
Ancak Hollywood’un sapkın eşcinsellere tam desteği 2008 yılında Milk adlı filmle gerçekleşti. Gerçek bir öykü üzerine kurgulanan bir film, eşcinsellerin desteği ile siyaset dünyasında başarılı olan Milk adında birinin öyküsünü anlatıyor. Bunun dışında Brokeback Mountain ve yine son zamanlarda ekranlarda seyirci ile buluşan Black Swan adlı eserler de bir nevi eşcinselliği meşru göstermeye çalıştı.
Öte yandan aşırı derecede uyuşturucu madde kullanımını gösteren Hollywood’un yığınla eserine bakıldığında bu sektörün ne denli kirli olduğu daha da iyi anlaşılıyor.
AIDS gibi hastalıkları tetikleyecek tehlikeli cinsel ilişkileri içerin eserlerin sayısı o kadar fazladır ki saymakla bitmez zaten. Ancak ne var ki Hollywood sineması dünya camiasının itirazlarına hiç aldırmadan müptezel eserleri yapmaya ve satmaya devam ediyor.
Peki ama, acaba bunca sapkınlığı ve insaniyet ve ahlakı hedef alan konuları işleyen Hollywood’un kendisi bu sapkınlıklardan bağımsız mıdır?
Gerçek şu ki bu karmaşık ve aynı zamanda hasta düzen, kendi içinde türlü sapkınlıklara, üstelik daha da fazla ve daha da şiddetli bir şekilde şahit oluyor ve aslında bu sektörde çalışanlar, kendi sapkınlıklarını ve deneyimlerini eser halinde topluma sunuyor.
Uyuşturucu mafyası, kadın ticareti yapan çeteler ve hepsinin Amerikalı politikacılarla bağlantıları, Hollywood’u sıradan büyük bir sinema sektörü olmanın çok ötesine taşımış ve kendi düzeninin içinde ve dışında bireysel ve sosyal sapkınlıklarda önemli rol ifa eden bir düzen haline getirmiştir. Nitekim Hollywood’da birçok kadın ve erkek sanatçı, ahlak dışı sahnelerde veya filmlerde rol aldığı için AIDS gibi hastalıklara yakalanmış ve hatta hayatını kaybetmiştir. Fakat maalesef hâla bir çok insan şöhret ve servet uğruna bu rezalete katlanıyor.
Amerikalı tarih uzmanı Stephan Counter şöyle diyor:
Hollywood şimdi sapkın insanların ilişkilerini olumlu gösteren eserleri yapmayı başarıyor. Oysa gerçek böyle değil ve bu tür insanların bir çok sorunu söz konusudur. Eğer durum böyle devam ederse kültür sahasında öyle bir hareket başlayacaktır ki, sonucu bütün herkesi kapsar.
Aslında Amerikalı uzman bir çok medya uzmanının uyardığı ciddi bir konuya temas ediyor. Hollywood’u cazip hale getiren insan kültürü karşıtı propagandalar gerçekte insanların ilişki modelini değiştirmiş ve sonuçta fesat ve fuhuş’u yaygınlaştırmıştır.
Günümüzde Hollywood eserleri dünyanın bir çok yerinde rahatlıkla ekran ediliyor ve bu tür görüntülerine çocuklar ve gençlerle buluşması, onları kendi asil kültürü ile çelişkiye sürüklüyor. Bu çelişki tabi ki bir nevi şaşkınlığın ve toplumda ahlaki konuların yaygınlaşmasının başlangıcı olabilir.
Amerika’nın şimdiki durumunu anlatan World Tribune gazetesi yazarı Jeffery Kahner şöyle diyor: Sanki Roma imparatorluğunun son döneminde hakim olan şartlara geri dönmüşüz, Fesat, ahlaki çöküş, zevk ve gevşek manevi inançlar!