|
İslami Uyanış Sürecinin Temel İlkeleri
Bismillahirrahmanirrahim,
Allah'ın selam, rahmet ve bereketi üzerinize olsun...
Alemlerin Rabbine hamdolsun, salat ve selam efendimiz Muhammed ve onun doğru, pak ve seçkin izleyicileri üzerine olsun...
'Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla,
Ey Peygamber, Allah'tan sakın, kafirlere ve münafıklara itaat etme. Şüphesiz Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Ve sana Rabbinden vahyedilene uy. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızı haber alandır.
Allah'a tevekkül et; vekil olarak Allah yeter.' (Ahzab 1-3)
Değerli konuklar ve muhterem delegelere hoşgeldiniz diyorum. Bizleri burada bir araya getiren, İslami uyanıştır. Yani, İslam ümmetindeki dinamizm ve bilinç ile şu anda bölge halkları arasında büyük bir değişime yol açan ve bölge ve uluslararası sahnelere egemen olan şeytanların asla hesaplayamayacağı kıyamlar ve devrimler ile emperyalist ve despot rejimlerin surlarını yıkan ve muhafız güçlerini mağlup eden dev ayaklanmalar.
Hiç kuşkusuz, büyük sosyal değişimler daima tarihi uygarlıklar ve tecrübelere dayanan bir arka plana sahiptir. İslam dünyasındaki son olayların arka planında da geçtiğimiz 150 yılda Mısır, Irak, İran, Hindistan ile Asya ve Afrika'daki diğer ülkelerde kendisini gösteren büyük cihad ve fikir adamları ile İslami akımlar yatmaktadır.
1950 ve 60'lı yıllarda kimi ülkelerde meydana gelen olaylar genellikle materyalist düşünceler ve ideolojilere yönelen rejimlerin kurulmasına yol açtı ve doğal olarak bir süre sonra Batı'nın emperyalist ve sömürücü güçlerinin tuzağına düşüldü. Bu durum, şu anda İslam dünyasında kendini gösteren genel ve derin düşüncelerin şekillenmesinde önemli payı olan ibret verici bir ders idi.
İran'da büyük İslam İnkılabı'nın meydana gelişi ve İmam Humeyni'nin deyimiyle kanın kılıca galebe çalmasıyla kalıcı, güçlü, cesur ve ilerici bir İslam Cumhuriyeti kuruldu ve günümüzdeki İslami uyanış sürecinde önemli etkiler uyandırdı. İslam İnkılabının etkileri, İslam dünyasının mevcut durumunu irdeleyen tarihi tahlillerde özgün bir yer tutacaktır.
Kısacası, şu anda İslam dünyasında yükselen hakikatler, tarihi kökleri ile sosyal ve fikri arka planından kopuk olaylar değildir ki düşmanlar ya da yüzeysel düşünen kimseler bu dalgayı geçici ve yüzeysel bir olay olarak niteleyip, saptırıcı ya da düşmanca analizleriyle milletlerin gönlündeki umut meşalesini söndürebilsinler.
Ben bu kardeşçe sohbetimde üç nokta üzerinde durmak istiyorum:
1- Bu kıyamlar ve devrimlerin kimliğine genel bir bakış,
2- Hareketin önündeki tehlikeler ve zararlar,
3- Zarar ve tehlikeleri önleyebilecek çareler.
1-İlk konuda, bana kalırsa bu devrimlerdeki en önemli faktör halkın eylem, mücadele ve cihad sahnesinde yalnızca gönülleri, iman ve iradeleri ile değil, fiziki olarak da yer almasıdır. Bu asil hareketler ile bir grup asker ya da bir silahlı mücadele çekirdeğinin halkın ilgisiz bakışları ya da kabulüne rağmen gerçekleştirdiği faaliyetler arasında büyük farklılıklar vardır.
1950 ve 60'lı yıllarda kimi Afrika ve Asya ülkelerinde devrimlerin ağır yükünü halkın çeşitli tabakaları ya da ülkenin her yanına mensup gençler yerine ihtilalci odaklar ya da silahlı küçük çekirdekler omuzlamışlardı. Onlar kendi kendilerine kararlar aldılar ve onu uyguladılar. Kendilerinden sonraki kuşak, çeşitli nedenlerle yollarını değiştirdiklerinde de devrimler kendi aleyhlerine döndü ve düşman yeniden bu ülkelerde egemen oldu. Bu durum, gelişmelerin halk kitlelerinin omuzlarında yönlendiği süreçten tamamen farklıdır. Ruh ve bedenleriyle sahneye çıkan, cihad ve fedakarlıkla düşmanı sahneden kovalayan işte bu halktır.
Burada sloganları düzenleyen, hedefleri belirleyen, düşmanı tanımlayıp takip eden işte bu halktır. Bu halk ideal bir gelecek çizmekte ve uzlaşmacılar ile düşmanın uşaklarının herhangi bir sapmasına, düşmanla uzlaşılmasına ve hareket çizgisinin değiştirilmesine izin vermemektedir.
Halk hareketlerinde devrimin gecikmesi mümkündür. Ancak, bu devrim yüzeysellik ve istikrarsızlıktan uzaktır. Allah'ın kelamındaki güzel ağacı andırmaktadır: 'Görmedin mi ki, Allah nasıl bir örnek vermiştir: Güzel bir söz, güzel bir ağaç gibidir ki, onun kökü sabit, dalı ise göktedir. (İbrahim-24)
Ben kahraman Mısır halkının Tahrir Meydanı'ndaki şanlı varlığını televizyondan izlediğimde bu devrimin zafere ereceğine emin oldum. Bir hakikati belirtmek zorundayım: İslam İnkılabı'nın zaferi ve İslam nizamının İran'da kurulmasından sonra Doğu ve Batı'lı materyalist yönetimler arasında büyük bir deprem ve müslüman halklar arasında da büyük bir heyecan yaşandı. Biz, her yerden daha önce Mısır'da bir kıyam yaşanması beklentisinde idik. Bu ülkede cihadın geçmişi, aydınların varlığı ve nice büyük mücahid ve mütefekkir şahsiyetlerin yetişmiş olması, gönlümüzdeki bu beklentiyi tetiklemekteydi. Ancak, Mısır'dan net bir ses yükselmiyordu. O zaman gönlümde Mısır halkına hitaben Ebu Firas'ın şu şiirini fısıldamaktaydım: 'İsyankar gözyaşlarına itaat etmeyerek sabırla direndiğini görmekteyim / Nasıl oluyor da aşkın buyrukları karşısında eğilmiyorsun ?' Mısır halkını Tahrir Meydanı ve Mısır şehirlerinin diğer meydanlarında gördüğümde ise cevabımı işittim. Mısır halkı yine aynı kalp diliyle bana şunu söylemekteydi: 'Kuşkusuz ben de vurgunum ve yanıp tutuşmaktayım / Ancak sırrımı açığa vurmak bana yakışmaz'. Bu kutsal sır, yani kıyamın amacı ve azmi giderek Mısır halkının zihniyetinde kıvamını buldu, şekil kazandı ve uygun bir tarihi anda da muhteşem bir şekilde ortaya çıktı.
Tunus, Yemen, Libya ve Bahreyn de aynen böyledir. 'Onlardan kimi de beklemektedir. Onlar hiç bir değiştirme ile (sözlerini) değiştirmediler.' (Ahzab-23)
Böylesine devrimlerde, ilkeler, değerler ve hedefler, gruplar ve partilerin daha önce oluşturdukları manifestolarda değil; sahnedeki halk bireylerinin zihninde, gönlünde ve iradesinde yazılmakta ve onların sloganları ve davranışları olarak vurgulanmaktadır.
Bu değerlendirme ışığında bölgede, Mısır'da ve diğer ülkelerdeki mevcut devrimlerin temel ilkelerini açık ve net bir şekilde teşhis etmek mümkündür:
• Tarih boyunca kokuşmuş diktatörlükler ve Amerika ile Batı'nın siyasal sultası altında kırılıp çiğnenen ulusal haysiyet ve onurun ihyası ve yenilenmesi.
• Halkın derin inancı ve tarihi bağlılığını yansıtan İslam sancağının dalgalandırılması ve yalnızca İslam şeriati sayesinde kazanılabilecek adalet, psikolojik güvenlik ve ilerlemeye ulaşılması.
• İki asırdır bu ülkelerdeki halklara en büyük kayıp, hasar ve aşağılamayı dayatan Amerika ve Avrupa'nın sulta ve nüfuzu karşısında dikilmek.
• Sömürücülerin bölge ülkelerinin sırtına bir hançer gibi sapladığı, şeytani sultasını sürdürebilme aracına dönüştürdüğü ve bir milleti tarihi topraklarından söküp attığı gasıp siyonist rejimle mücadele.
Hiç kuşkusuz, bölgedeki devrimlerin dayandığı ya da arzuladığı bu ilkeler ve ülküler, Amerika, Batı ve siyonizmin beğenisini kazanmamaktadır ve onlar bu hakikati inkar için olanca çabalarını göstermektedirler. Ancak bu inkar, gerçeği değiştiremeyecektir.
Bu devrimlerin halka dayanması, hareketin kimliğinin biçimlenmesindeki en önemli faktördür. Olanca güçleri ve yöntemleriyle bu ülkelerdeki zalim, uşak ve kokuşmuş yöneticileri korumaya çalışan ve yalnızca, halkın kıyamı ve azminin geriye onlar için hiç bir ümit ışığı bırakmadığında onları destekten vazgeçen yabancı güçlerin bu devrimlerin zaferinde paylarının bulunduğunu iddiaya hakları yoktur. Libya gibi bir yerde de Amerika ve Nato'nun başvurduğu müdahele, hakikati tersyüz etmeye yetmeyecektir. Nato'nun Libya'ya müdahelesinin yol açtığı kayıplar, telafisi mümkün olmayan boyutlara ulaşmıştır. Amerika ve Nato'nun müdahelesi olmasaydı, halkın biraz geç de olsa zafer kazanması ve bütün bu alt yapı tesislerinin tahribi ve masum kadın ve çocukların katlinin önlenmesi mümkündü. Bu durumda, yıllarca Kazzafi'ye eşlik eden düşmanların bu mazlum ve savaş felaketzedesi ülkeye müdahelede bulunma hakkına sahip oldukları iddiası ilginçtir.
Halk ve halkın bağrından çıkan elitler, bu devrimlerin asıl sahipleri olup, onu korumak, gelecekteki çizgisini belirlemek ve onu geliştirmekle yükümlüdür ve inşaallah öyle de olacaktır.
2-Zararlar ve tehlikeler konusuna gelince... Önce şunu vurgulamalıyım ki, tehlike var ancak ondan korunma yolu da var. Tehlikeye dikkat etmek halkları korkutmamalıdır. Bırakınız düşmanlarınız sizden korksun ve şunu biliniz ki: 'Hiç şüphesiz, şeytanın hileli-düzeni pek zayıftır.' (Nisa-76) Allahu teala Asr-ı Saadet'teki bir grup mücahid hakkında şöyle buyurmaktadır: 'Onlar, kendilerine insanlar: 'Size karşı insanlar toplandılar, artık onlardan korkun' dedikleri halde, (buna rağmen) imanları artanlar ve: 'Allah bize yeter, O ne güzel vekildir' diyenlerdir. Bundan dolayı, kendilerine hiç bir kötülük dokunmadan bir bolluk (fazl) ve Allah'tan bir nimetle geri döndüler. Onlar, Allah'ın rızasına uydular. Allah, büyük fazl (ve ihsan) sahibidir.' (Al-i İmran-173 ve 174)
Tehlikeleri tanımak ve böylece onlarla karşılaşıldığında hayret ve kuşkuya düşmeyip, çareleri tesbit etmek gerekir.
Biz, İslam İnkılabı'nın zaferinden sonra bu tür tehlikelerle karşılaştık ve onları tanıyıp tecrübe edindik ve Allah'ın izni, İmam Humeyni'nin rehberliği ve halkımızın sağduyusu ve fedakarlığı sayesinde bu tehlikelerin arasından ekseriya selametle geçtik. Elbette düşmanın entrikaları ve halkın yılmaz azmi hala sürmektedir.
Ben bu tehlikeleri ikiye ayırmaktayım: Bizzat içimizde kökleri olan ve kendi zaaflarımızdan kaynaklananlar ve düşmanın direkt olarak planladığı tehlikeler.
Birinci grup şu tür konulardan ibaret: Uşak, fasid ve diktatör yöneticinin düşüşüyle birlikte işin bittiğini sanmak. Zafer duygusuyla rehavete kapılmak ve arkasından da arzular ve azimlerin gevşeyip azalması ilk tehlikedir. Bu tehlike şahısların ele geçirilen ganimetten daha fazla pay kapma sevdasıyla daha da korkunç hale gelecektir.
Uhud savaşında belirli bir boğazı korumakta olan müslümanların ganimet yüzünden müslümanların yenilgisine yol açmaları ve mücahidlerin Allah tarafından eleştirilmesi hadisesi asla unutulmaması gereken sembolik bir örnektir. Emperyalistlerin heybetli görüşü karşısında korkuya kapılmak ve Amerika ile diğer müdaheleci güçlerden çekinmek, kaçınılması gereken bir başka tehlikedir. Cesur elitler ve gençler bu tür korkuları kalplerinden söküp atmalıdırlar. Düşmana güvenip, onların tebessümleri, vaadleri ve desteklerinin tuzağına düşmek de özellikle öncü ve elitlerin dikkat etmesi gereken bir başka büyük tehlikedir. Düşman farklı kisvelere bürünse de sahip olduğu özelliklere dikkat ederek onu tanımak gerekir. Milleti ve devrimi, kimi yerlerde dostluk ve yardım maskesinin ardında saklanan düşmanın komplolarından korumak gerekir. Bu sayfanın arka yüzünde ise gurura kapılmak ve düşmanı gafil sanmak vardır. Cesareti, tedbirle harmanlamak gerekir. Şeytan, cin ve ins karşısında varlığımızdaki tüm ilahi birikimleri devreye sokmak zorundayız. Ayrılık ve gayrılıkların oluşturulması, inkılapçıların birbirlerine düşürülmesi ve mücadele cephesinin arkasına sızılması ise yine dikkatle kaçınılması gereken büyük belalardandır.
İkinci grupta yer alan tehlikeleri bu bölgede yaşayan halklar çeşitli olaylarda genellikle tecrübe ettiler. Birinci tehlike, Amerika ve Batı'ya bağımlı unsurların iş başına getirilmesidir. Batı, kendisine bağımlı piyonlarının kaçınılmaz düşüşünden sonra sistemin özünü ve temel güç manivelalarını korumaya çalışmakta ve bu bedenin üzerine bir başka baş koymaya çabalamaktadır. Amaç, bu vasıtayla kendi sultasının hala sürdürülmesidir. Bu durum, tüm çaba ve mücahedelerin heder olması anlamına gelmektedir. Bu aşamada eğer halkın direnişi ve uyanıklığıyla karşılaşırlarsa, halkın ve hareketin önüne çeşitli saptırıcı alternatifler koymaya çalışacaklardır. Bu senaryo, İslam ülkelerini bir kez daha kültürel, siyasal ve ekonomik açıdan Batı'ya bağımlılık tuzağına düşürebilecek devlet modelleri ile yeni anayasa teklifleri olabilir ve sonunda inkılapçılar arasına sızma ya da güvenilemeyecek bir akımın finanse edilerek medyalarla palazlandırılması ve hatta inkılaptaki asil akımların marjinalleştirilmesine yol açabilir. İşte bu durum, Batı sultasının geri dönüşü, modernize edilmiş ve devrim ilkelerinde yabancı Batı'lı modellerin sağlama alınması ve sonunda duruma egemen olunması anlamına gelmektedir.
Eğer bu taktik de sonuç alamazsa geçmiş tecrübeler bize şunu hatırlatmaktadır ki işte o zaman kaos, terörizm, çeşitli dinler ya da kavimler, kabileler, partiler ve hatta milletler ve devletler arasında savaşlar çıkartılacak ve ekonomik abluka ve ambargoların yanısıra milli sermayeler bloke edilecek ve medyaların çok yönlü propaganda hücumuna tanık olunacak demektir. Bütün bunların hedefi, halkın yorgun ve umutsuz hale gelmesine ve devrimcilerin pişmanlığına yol açmaktır. Düşman bu şartlar altında devrimi yıkmanın mümkün ve daha kolay olabileceğini hesaplamaktadır. Etkili ve salih şahsiyetlerin suikasde kurban gitmesi ya da kimilerinin karalanması ile bazı zayıf unsurların satın alınması da uygar ve ahlaklı olduğunu iddia eden Batı'lı güçlerin başvurduğu sıradan yöntemlerden bazılarıdır.
İslami İran'da inkılabın eline geçen casusluk yuvası belgelerinde Amerika Birleşik Devletleri rejiminin bütün bu komploları büyük bir dikkat içerisinde İran milleti için planlamış olduğu açıkça görülmüştür. Onlar için, gerici ve despot yönetimleri yeniden işbaşına getirmek ve devrimci ülkelerde uşak yönetimlerin oluşmasını sağlamak bütün bu çirkin yöntemleri meşru sayan temel bir ilkedir.
3-Konuşmamın son bölümünde İran'daki objektif tecrübelerimiz ve başka ülkeler hakkındaki dakik araştırmalarımızın ışığında sizlerin görüşünüz, teşhisiniz ve seçiminiz için kimi tavsiyelerde bulunacağım. Hiç kuşkusuz çeşitli milletler ve ülkelerin tüm konulardaki şartları aynı değildir; ancak hemen hepsi için yararlı olabilecek benzerlikler söz konusu olabilir.
İlk sözümüz şudur ki, Allah'a tevekkül, Kur'an'da zikrolunan ilahi zafer vaadlerine güven ve hüsnü zanla bakmak ve akıl, azim ve cesaretle bütün bu problemlerin üstesinden gelmek mümkündür ve bu engeller üzerinden zaferle geçilebilir. Elbette sizlerin başkoyduğunuz eylem çok büyük ve kader belirleyicidir. Bu yüzden büyük zahmetlere katlanmaktan çekinmemek gerekir. Mü'minlerin Emiri Ali aleyhisselam şöyle buyurmuştur: 'Hiç kuşkusuz, Allah zamanın zalimlerine bir mühlet tanı¬yıp, rahatlık ve bolluk vermeden onları helak etmemiştir. Ümmetlerden hiç biri darlık ve sıkıntı çekmeden, belaya düşmeden Allah (kırılan) kemiklerini kaynaştırmamış, onarmamıştır. Karşı karşıya olduğunuz ve geride bıraktığı¬nız sıkıntı ve zorluklarda sizler için ibretler vardır.'
Önemli bir tavsiye de şudur: Kendinizi daima meydanda bilmelisiniz: 'Şu halde boş kaldığın zaman, durmaksızın (dua ve ibadetle) yorulmaya devam et.' (İnşirah-7) Daima Allah'ı size yardıma hazır bilmelisiniz: 'Ve yalnızca Rabbine rağbet et.' (İnşirah-8) Zaferler bizi gurur ve gaflete düşürmesin: 'Allah'ın yardımı ve fetih geldiği zaman, ve insanların Allah'ın dinine dalga dalga girdiklerini gördüğünde, hemen Rabbini hamd ile tesbih et.' (Nasr-1, 2 ve 3) Bunlar, mü'min bir milletin hakiki dayanaklarıdır.
Bir başka tavsiye devrim ilkelerinin sürekli olarak yeniden okunmasıdır. İlkeler ve sloganlar sürekli olarak denetlenmeli ve İslam'ın temelleri ve değişmez boyutlarıyla karşılaştırılmalıdır. Bağımsızlık, özgürlük, adalet istemi, sömürü ve despotizm karşısında teslim olmamak; kavim, ırk ve mezheb farklılıklarını reddetmek, siyonizme açıkça karşı çıkmak. Bunlar İslam ülkelerindeki günümüz kurtuluş hareketlerinin temel ilkeleridir ve hepsi de İslam ve Kur'an'dan kaynaklanmaktadır.
İlkelerinizi kağıt üzerine kaydediniz; asaletinizi yüksek bir duyarlılıkla muhafaza ediniz; gelecekteki sisteminizin ilkelerini düşmanlarınızın belirlemesine izin vermeyiniz. İslam ilkelerinin geçici çıkarlar karşısında kurban edilmesine müsade etmeyiniz. Devrimlerdeki sapmalar, ilkeler ve hedeflerdeki sapmalardan başlar. Amerika, Nato ve uzun zamandır topraklarınızı aralarında paylaşıp yağmalayan İngiltere, Fransa ve İtalya gibi cinayetkar rejimlere güvenmeyiniz. Onlara sui zanla bakınız ve tebessümlerine inanmayınız. Bu tebessümler ve verilen sözlerin arkasında entrika ve ihanet yatmaktadır. Çözüm yollarınızı bizzat kendiniz bereketli İslam kaynaklarından devşiriniz. Yabancıların reçetelerini kendilerine iade ediniz.
Yine önemli bir başka tavsiye de mezheb, kavim, ırk, kabile ve sınır ihtilaflarından kaçınmaktır. Farklılıkları resmen kabul ediniz ve kontrol altında tutunuz. İslam mezhebleri arasındaki anlaşma, kurtuluş anahtarıdır. Mezhebi tefrika ateşini onu bunu tekfir ederek körükleyenler kendileri bilmese de şeytanın amelesi ve uşağıdırlar.
Sizin büyük ve temel eyleminiz bir sistem oluşturmaktır. Bu, karmaşık ve çetin bir iştir. Laik, batı liberalizmi, aşırı nasyonalizm ya da marksist sol eğilimlerin size dayatılmasına izin vermeyiniz.
Doğu'nun solcu kampı yıkılmıştır ve batı bloku da yalnızca şiddet, savaş ve komplo üzerinde ayaktadır ve hayırlı bir akıbete uğrayacağı sanılmamaktadır. Zamanın ilerlemesi onların aleyhine ve İslam'ın yararınadır.
Tek bir bütün halindeki İslam ümmetinin kurulması, yepyeni bir İslam uygarlığının oluşturulması ve din, akıl, bilim ve ahlak üzerinde nihai hedefi de biçimlendirmeliyiz.
Filistin'in siyonistlerin hırçın pençelerinden kurtarılması büyük bir hedeftir. Balkan, Kafkas ve batı Asya ülkeleri seksen yıldan sonra eski Sovyetler Birliği'nin pençesinden kurtuldular; mazlum Filistin niçin yetmiş yıllık zalim siyonizmin esaretinden kurtulmasın ?
İslam ülkelerinin günümüz kuşağı böylesine büyük eylemler başarma potansiyeline sahiptir. Günümüzün genç nesli, önceki nesillerinin iftihar vesilesidir. Bir arap şairinin belirttiği gibi:
'Söylediler Ebu's-Sahar'ın Şeyban sülalesinden geldiğini / Belirttim onlara nasıl olup da Şeyban'ın ondan geldiğini.
Evlatlarının onuru yüzünden nice atalar vardır adı anılan / Adnan gibi büyüklük ve onurunu Allah Resulü'nden kazanan.'
Genç kuşağa güvenelim, onlardaki özgüven duygusunu canlandıralım, onların yaşlıların tecrübelerinden yararlanmalarını sağlayalım.
Burada iki önemli nokta söz konusudur:
Önce şunu belirtmek gerekir ki, devrim yapmış olan ve kurtulan milletlerin en önemli isteklerinden biri halkın ve iradesinin ülke yönetiminde rol ifa etmesidir. Bu milletler İslam'a inanmaktadırlar; demek ki demokratik bir İslami sistemi arzulamaktalar. Yani, yöneticiler halkın oyuyla seçilmektedir ve toplumda egemen olan değerler ve ilkeler İslam şeriatine dayanmaktadır. Bu yönetim biçimi farklı şartlar uyarınca ülkeden ülkeye farklı şekillere bürünebilir. Ancak, büyük bir duyarlılıkla bu sistemin liberal demokrasiden farklı olduğuna dikkat edilmelidir. Batı'nın laik demokrasisi ya da bazı durumlarda din karşıtı demokrasilerinin, ülke yönetiminde temel İslami değerler ve çizgileri gözeten İslam demokrasisiyle herhangi bir ilişkisi yoktur.
İkinci nokta da şudur ki, İslamcılığın kaba softalık, fanatik ve cahilane taassuplarla karıştırılmaması gerekir. Bu iki olgu arasındaki sınırlar kalın çizgilerle ortaya konulmalıdır. Ekseriya körükörüne şiddete de dayanan mezhebi aşırılıklar, geri kalmışlığa ya da inkılabın yüce hedeflerinden uzaklaşılmasına yol açmakta olup, bu unsur halkın kopması ve sonuçta da inkılabın yenilgisine neden olacaktır.
Özetleyeyim: İslami uyanıştan sözetmek soyut, muğlak, te'vil ve tefsir edilebilecek bir kavramdan sözetmek değildir; somut ve duyumsanabilir bir dış gerçekliğe değinmek demektir. Bu uyanış, ortamı doldurmuş, büyük devrimler ve kıyamlara yol açmış ve düşman cephesindeki tehlikeli piyonların devrilmesine ve sahneyi terketmesine yol açmış bulunmaktadır. Buna rağmen sahne henüz sallanmaktadır ve bir sonuca ve biçimlenmeye ihtiyaç duymaktadır. Sohbetin başlangıcında geçen ayetler şu hassas ve kader belirleyici dönemde ve her zaman için yeterli ve etkili bir proğramı vurgulamaktadır. Resul-ü Ekrem sallallahu aleyhi ve alih'e hitab olunsa da aslında biz hepimiz onun muhatabıyız ve ona uymakla mükellefiz. Bu ayetlerde, olanca yükseklik ve genişliğiyle ilk tavsiyeyi 'takva' oluşturmaktadır. Daha sonra da kafirler ve münafıklardan yüz çevirmek ve ilahi vahyi izlemek ve nihayet, Allahu tealaya tevekkül ve güven...
Bu ayetleri bir kez daha gözden geçirelim:'Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla,
Ey Peygamber, Allah'tan sakın, kafirlere ve münafıklara itaat etme. Şüphesiz Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Ve sana Rabbinden vahyedilene uy. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızı haber alandır.
Allah'a tevekkül et; vekil olarak Allah yeter.' (Ahzab 1-3)
Allah'ın selam ve rahmeti üzerinize olsun...
turkish.khamenei.ir
|