Türkiye'nin Irak coğrafyasındaki erişiminin artmasına paralel olarak THY'nin uçuş hatlarını birbiri ardına açması Türkiye'yi Irak'a, Irak'ı ise dünyaya bağlıyor. Yeni hattın açılış programına katılacak davetlilerle buluşmak için erkenden kalktığımda sabah ezanı okunuyordu. Havaalanında buluşup yola çıktığımız saat, aynı zamanda Atatürk havalimanının en yoğun trafiğinin olduğu sabah saatleriydi. Türkiye'nin herhangi bir şehrine kalkan uçaklarla aynı zamanda Necef'e yöneldik.
Necef'e iniyoruz
Necef'in zihnimde yaptığı çağrışımlar, Irak'ın son otuz yıllık trajedisinin içinde güneyde bir yerlerde Şii grupların kendi aralarındaki rekabetine sahne olan önemli bir şehir olması ve Ayetullah Sistani ile eş anlamlı. Üç saate yakın bir yolculuktan sonra inişe doğru aşağı baktığımda, sarı bir toz bulutu içinde toprak damlı evler ve nehir dikkatimi çekti.
Havaalanında yeni hattın açılışı dolayısıyla THY Yöneticileri, Türkiye'nin Bağdat Büyükelçisi, Necef Eyalet Meclis başkanı ve vali yardımcısının katılımı ile bir tören yapıldı ve pasta kesildi. Orta ölçekli bir Anadolu şehrinin havaalanı kadar bir büyüklükte olan "Uluslararası Necef Havaalanı" bir mini fırın olarak da adlandırılabilir, kısa sürede beni pişirmeyi başardı.
Davetliler arasında bulunan üniversite hocam ve aynı zamanda bir gazetenin köşe yazarı "çok yazık, buralar çok yoksul, umarım öğlen güzel bir yemek yeriz de güzel hatırası kalır" dedi. Durumu abartmak ve naif yaklaşımını psikolojik olarak çökertmek için "Hocam, burada bir canlı bombanın hedefi olma riski, Taksim'de sarışın bir turistin tacize uğrama riskinden daha yüksek" dedim. Tören bittikten sonra davetliler otobüslerle şehri gezmeye giderken ben Vali ve Eyalet Meclis Başkanını ziyarete giden gruba katıldım.
Amerikalıların bombaladığı Vilayet binası
Eskisi Amerikalılar tarafından bombalanmış, yenisi inşa halinde olan geçici Vilayet binasında en başta yoğun bir güvenlik dikkati çekiyor. Güvenlik konularından çok fazla anlamayan, askerliğini de yazıcı olarak yapmış benim bile dikkatimden kaçmayan detaylar vardı. Binanın dış girişinde biraz daha eğitimli ama sıcaktan bunalmış görevliler bizi içeri aldılar, binanın iç kapısında ise tip olarak zabıtaya benzeyen, göbekli, ellerine sopa yerine silah verilmiş bir karşılama mangası dikkatimi çekti. Kahvede pişti oynamak yerine arkadaşlara iş çıkarıldığını düşündüm. Merdivenlerin başında daha iyi giyinmiş, ciddi duran, bizdeki özel harekât elemanlarını çağrıştıran iki asker silahlarını önde çatışma pozisyonunda tutuyordu, yanlarından geçtik. Valinin kapısında kulaklarında kablolu telsizleri olan büyük bir sivil koruma ordusunu da geçtikten sonra valinin kabul odasına alındık. Valiye vermek için getirdiğimiz şık çini hediye güvenlik kontrolü için alındı ama içinde dizüstü bilgisayar ve fotoğraf makinesi olan kocaman çantamla içeriye geçip oturdum. Vali ile tanıştık, görüştük, Türkiye'ye beş altı defa geldiğini öğrendik. Genç, Amerika da eğitim almış Vali'nin İranlılarla arasının pek iyi olmadığını da sonra öğrendik, çokça suikast girişimine muhatap olmuş, en son iki hafta önce konvoyundaki iki araba parçalanmış. Hareketli bir coğrafya buna derim.
Meclis Başkanı Şii din adamı. Mütebessim yüzlü, sevimli, hafif göbekli, biraz Nasrallah'a benzeyen, Türkiye'ye birçok defa gelmiş, şehrin sorunlarına çok hakim birisi. Her şeyin yeni baştan inşa edilmesi gerektiğini söyledi. Yollar, çocuklar için parklar, her gün gelen 4500 ziyaretçi için oteller, alışveriş merkezleri, konutlar... Kısaca harabe durumundaki bir şehri yeni baştan kurmak gerekiyor. Bunun için de Türk firmalarının gelip iş üstlenmesini istiyorlar. Şimdiden 4-5 firma şehrin altyapı işlerini üstlenmiş. Görüşme sırasında dikkatimi çeken bir şey de, sonradan toplantı odasına gelenlerin selam verip merhabalaştıktan sonra bir koltuğa oturmalarıydı. Köy odasının samimi havası da diyebiliriz.
Necef artık İstanbul'a yakın
Türkiye şimdiye kadar Kuzey Irak ile iş yaparken bundan sonra Güney Irak’ta iş yapmaya hazırlanıyor. Türkiye'ye karşı bu kadar büyük bir hoşgörü olmasının çeşitli sebepleri var. Ancak Başbakan Erdoğan'ın Mart ayında kalabalık bir heyetle Necef'te Hz. Ali türbesini ziyareti, ziyaretten sonra çarşı içinde yürüyerek Ayetullah Sistani'nin evine gitmesi inanılmaz büyük bir etki yaratmış. Türkiye'nin komplekssiz bir şekilde Şiilerle ilişki kurmasının çok büyük sonuçları olmuş.
Ziyaretlerden sonra öğle yemeğinde Vali'nin misafiri olduk. Dışarıdaki toz ve hengâmenin tam tersine çok temiz ve düzenli bir lokantada öğle yemeği yedik. Sabahleyin beraber olduğumuz grup da sonradan aynı lokantaya geldi. Biz biraz acele ederek yemekten sonra Hz. Ali'nin türbesine yöneldik. Küçük grubumuz kendi içinde yeniden organize oldu, ben Valinin tahsis ettiği koruma aracına bindim. Çok akıcı bir İngilizce konuşan mihmandarla tanıştım. Erdoğan'ın ziyaretinde kendisinin de çalıştığını, her detayı tam sekiz gün boyunca planladıklarını, Türkiye'nin Basra konsolosu ile beraber hazırlıkları yaptıklarını, her detayı planladıklarını ve ziyaretin çok başarılı geçtiğini anlattı. Daha Türkiye'ye gelmemiş ama İstanbul ile ilgili çok şeyler duymuş.
Hz. Ali'nin türbesinde
Güvenlik noktalarını hızlıca aşarak Hz. Ali türbesine ulaştık. Kubbesi altın suyu ile kaplı türbe ışıl ışıl. Çoğunluğu İran'dan ve Irak'ın diğer şehirlerinden gelen ziyaretçiler çadırların altında dinleniyor. Cami kompleksinin kapısında mütebessim bir rehber bize eşlik etmeye başladı. Önce türbeyi ziyaret ettik, Fatiha okuduk, sonra caminin içine girip öğle namazı kıldık. Avluda su püskürten vantilatörler etrafı serinletmeye çalışıyor. Türbenin kendisi göz kamaştırıcı süslemelere sahip. Küçük küçük kubbelerle geniş bir alanı kaplayan caminin iç süslemeleri de oldukça güzel. Herkes huşu içinde dua ediyor, Kur'an okuyor ve Türkiye'de bize garip gelen ama bu coğrafyada gayet anlamlı olacak şekilde uzanarak dinleniyor. Rahat rahat fotoğraf çekiyoruz. Bizim bir heyetin parçası olduğumuzu düşünen bir genç de cemaatle namaz kılan grubumuzu sürekli fotoğrafladı. Dışarı çıkıp havaalanına hemen gitmek isterken rehberimiz bize çay ısmarlamadan bırakmayacağını söyledi. Caminin geniş oturma odasına geçip ikram edilen çayı da içtik. Çay için teşekkür edip, bizim küçük gruptakilerden sadece iki kişi havaalanına gideceğimiz için ayrıldık, diğer beş kişi devriye aracının arkasına takılıp şehirdeki otellerine gittiler. Geç kaldığımızı düşünerek iki kişi bir hummer cipe bindik. Geç kaldığımızı söylemekle soföre off-road ralli yapma fırsatı da verdik. Şoförün araba kullanma tarzı ünivesitedeki bir etkinliğimizi hatırlattı. Bir grup Yunan öğrenciyi üniversitede misafir etmiş ve sonrasında da minibüse bindirmiştik. Öğrenciler minibüsü gaz- fren coşku ile araç kullanan şoförden tırsmış bir şekilde yere çökmüş ve minibüsün içindeki demirlere sıkı sıkıya sarılmışlardı. Kırık dökük yollardan uçarak gitmeye çalışan cipin içinde de ben aynı Yunanlar gibi bir yerlere sıkı bir şekilde tutunmaya çalıştım. Nihayet telefonla diğer gruptakilere ulaştığımızda onların havaalanında değil de Küfe camisinde olduğunu öğrendik, biz de sakin bir şekilde gitmeye başadık.
Dönüş yolu
Irak demek aynı zamanda asayişin berkemal olmaması demek olduğu için her yerde güvenlik kontrolü var. Ana gruptan ayrıldığımız için havaalanında güvenlik noktasına takıldık. İlk güvenlik noktasında resmi heyetin parçası olduğumuzu söyleyince önümüze bir koruma aracı verildi, son noktada araçtan inmemiz gerektiği söylendi, arabada çantalarımıza dokunulmadı ama bizim x-ray cihazından geçmemiz gerektiği söylendi, neyse ki görevlilerle konuşarak görece hızlı geçtik.
Havaalanına diğer grubun da gelmesi ile beraber 5.30 gibi uçağa bindik ve İstanbul'a dönüşe geçtik. Akşam ezanı vaktinde şehre geri döndük. Gaziantep, Diyarbakır, Trabzon, Kayseri'ye nasıl sabah gidip akşam gelmek mümkünse biz de sabah Necef'e gidip apayrı bir dünyayı gördük ve akşam vakti çok şeyler öğrenerek geri döndük. Ortadoğu'nun İstanbul'a, İstanbul'dan ise dünyaya bağlanması sadece iş açısından önemli değil, aynı zamanda kültürel olarak büyük bir bölgesel bütünleşme için de anlamlı ve önemli.











Mustafa Mente -dünyabizim.com