Adı Şemseddin Muhammed.. Lakabı "Hace".. 1317'de İran'ın ünlü tarih ve kültür kenti "Şiraz" da doğdu.. 1390 yılında, doğduğu; adını ondan aldığı ve adını ona vererek ölümsüzleştirdiği Şiraz'da hakkın rahmetine kavuştu. Türbesi Şiraz'ın "Hafızıye" semtinde, ölümsüz "Rind" kişiliğinin yaşayan bir abidesi olarak bir "Mektep" , bir "Ocak" gibi çevresini hâlâ aydınlatmaktadır.
Yahya Kemal BEYATLI'nın aşağıdaki deyişleri, Hafız'ın bugün de yaşayan bir kişilik olarak çevresine ışık saçmaya devam ettiğini ifade eden taze bir belge niteliğindedir.
"Hafız'ın kabri olan bahçede bir gül varmış;
Yeniden her gün açarmış kanayan rengiyle
Gece bülbül ağaran vakte kadar ağlarmış,
Eski Şiraz'ı hayal ettiren ahengiyle..
Ölüm asude bahar ülkesidir bir rinde
Gönlü her yerde buhurdan gibi yıllarca tüter
Ve serin serviler altında kalan kabrinde
Her seher bir gül açar, her gece bir bülbül öter.."
Okuyucularımın bu dizeleri zihin dünyalarına bir renk ve zenginlik katmak üzere hafızalarına almalarını ve yoruldukça bir dinlence olarak tekrarlamalarını dilerdim..
HACE, HAFIZ VE BİLGE
"Hace" unvanından anlıyoruz ki Hafız, seçkin bir ailenin iyi eğitim görmüş bir çocuğudur. Babası Bahaeddin, Kuhpaye'den Şiraz'a gelmiş bir soylu; annesi ise Kazerun'lu tanınmış bir ailenin kızıdır.
"Hafız" sıfatı, O'nun Kur'an-ı Kerim'i hafızasında taşıdığını ifade eder. Kur'an'ı küçük yaşta hıfzetmiş; "Tefsir" ve "Gramer" eğitimi almıştır. Kur'an-ı Kerim'i çeşitli kıratlara göre okuyacak kadar kıraat ilmine vakıf olmuştur.
Hafız-ı Şirazi Zemahşeri'nin "el-Keşşaf" ını; Sekkaki'nin "Miftahu'l Ulum" unu; Mutarrizi'nin "el-Misbah" ını; Urmevi'nin "Mefatihu'l-Envar" ını; Abudiddin el İnci'nin "el-Mevafık" ını okumuş; Kıvamüddin Ebü'l-Beka b. Mahmud-i İsfahani'den "Kıraat" ve "Fıkıh" tahsil etmiştir.
Hafız'ın herhangi bir tarikata intisabettiği hakkında bir bilgi bulunmamakta ise de, şiir ve deyişlerinde "Tasavvuf" renk ve zenginlikleri mevcuttur. Nitekim Şemseddin Abdullah-ı Şirazi, İmad-ı Fakih-i Kirmani, Seyyid Şerif el-Cürcani gibi ünlü tasavvuf üstadlarından yararlandığı, tezkere kayıtlarında geçmektedir
Aynı kayıtlardan, Hafız-ı Şirazi'nin, Nimetüllah-ı Veli, Hace Ebü'l-Vefa el-Bağdadi, Kemal-i Hucendi vb. şeyhlerle görüşmeler yaptığı da anlaşılmaktadır
Bu ilimler yanında, döneminin edebiyat kültürünü ihata etmiş; Arap ve Fars edebiyatında derinleşmiştir.
Hafız'ın bazı bilgin ve tasavvuf erbabı gibi döneminin kalender-meşrep gelenek ve moda akımının etkisiyle şiirler yazdığı bir vakıa ise de, bu "Rind" kişilik O'nun "Bilge" şahsiyetini hiçbir zaman ortadan kaldırmamıştır. Nitekim, şiir-edebiyat ve kültür şehri Şiraz'ın sosyal yapısını bozacak kadar ileri giden bu kültürel yozlaşmadan rahatsız olduğu; bu gerekçe ile Şiraz'ı terk ettiği; doğduğu şehre ancak bu sefahat dönemine kanlı bir şekilde son verildikten sonra geri döndüğü bilinmektedir.
TİMUR İLE BİR HATIRA
Hafız, Şiraz'ın bu inişli-çıkışlı sosyal-siyasi kargaşasından etkilenmiş; maddi açıdan sıkıntıya düştüğü zamanlar olmuştur. Fakat, maddi müzayaka içerisinde iken bile sahip olduğu dil ve ruh zenginliği ile bu sıkıntıları aşmasını bilmiştir.
O'nun Şiraz'ı kanlı bir şekilde işgal eden Timur ile tatsız bir şekilde karşılaşması ve herkesin başı alınırken O'nun bu karşılaşmadan sonra Timur nezdinde ikram ve ikbale ulaşması buna örnektir:
Timur, Şiraz halkına altından kalkamayacakları yeni vergiler salmış; vergilerini ödemeyenleri ağır şekilde cezalandırmaktadır. Hafız da kendine salınan vergiyi ödeyemeyenlerdendir. İfadesi alınırken bu imkansızlığı söylediğinde, vergi ya da yargı memurları O'nun dillerde dolaşan şu cömert ve rindane deyişini yüzüne vurmuşlardır:
" Eger an Türk-i Şirazi bedest ared dil-i mara
Behal-i hinduyeş bahşem, Semerkand'ü Buharara".
( Eğer o Şirazlı Türk güzeli gönlümüzü tutsak ederse;
Yanağındaki siyah ben için Semerkant'ı da, Buhara'yı da bağışlardım..)
Yaşlı ve ulu çınar Hafız, Timur'un huzuruna da aynı gerekçeyle çıkarılır ve tenkil hükmü istenir. Hafız'ın halk arasında dolaşan kalenderane deyişi, Timur'a ulaşmış ve O'nun da dilindedir:
"Sen ki sevgilisinin yüzündeki bir ben için Semerkant ve Buhara'yı bağışlayacak bir kerim adamsın ey Rind!.. Ya nice yoksulluktan söz eder ve saldığımız vergiyi ödemezsin?!."
Hafız'ın Timur Han'a cevabı, O'nun hoşnutluğunu kazanmaya yetecek belagattadır:
"İşte ey Han'ım, bu ölçüsüz cömertliğimiz yüzünden bu hallere düştük!."
"Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı" deyişi, bu "Bilgelik" için söylenmiş olmalı
SAN'ATI
Şirazlı Hafız, "Doğu kültürü" nün en lirik şairlerinden biridir. O'ndan önce "Gazel" , hemen daima "Aşk, şarap" gibi dar bir çerçevede işlenirken, Hafız Gazel'e "Tasavvuf" ve "Hikmet" gibi bilgelikler; yeni renk ve boyutlar katmıştır.
Hafız, gazel başta olmak üzere mesnevi, kıt'a, rubai, kaside, müfred, muamma, muhammes ve terkip tarzında şiirler yazmış; bütün bu tarzların en kalıcı örneklerini vermiştir.
Herkes/ve kesim kendini O'nda bulmuş; O'nun deyişleri hem "Tasavvuf" a mesafeli "Zahir ehli" nin ve ulemasının; hem "Tasavvuf ehli" nin gönül dili olmuştur. Bir yandan rindane tavırlarıyla yedi iklimi çevresinde toplayan bir bütünleştirici kişilik olurken, diğer yandan, "Şeriat" a güçlü bağlarla irtibatlı bir mektep ve ocaktır. Bu sebeple hem "Sufi Meclisleri" nin vazgeçilmezi, hem de Padişah sofralarının ve "Sohbet meclisleri"nin sürekli konuğudur.
Hafız-ı Şirazi'yi döneminin şair ve yazarlarından ayıran özellik, san'atını alacağı maddi ikramlar ve elde edeceği ikballer için kullanmamasıdır. Bazı vezir, han ve hakanlara övgü tarzında yazdığı gazeller ve birkaç kaside varsa da, bunların maddi bir beklenti ile ilgisi yoktur ve döneminin devlet ricaline bir gönül adamının samimi iltifatlarıdır.
Hafız"ı Batılı şair ve düşünce adamlarından ayıran özellik, O"nun "Doğu kültürü" nün metafizik bakış derinliğine sahip olmasıdır. Nitekim Abdülbaki GÖLPINARLI, Prof. Brown"a atfen Hafız"ı Dante ile mukayese eder ve aynen şöyle der:
"Dante kendi felsefesine bağlıdır ve kainatı kendi döneminin görgü seviyesinde değerlendirir. Hafız"ın kainat görüşü ise daha derin ve geniştir. O"nun görüşü, kendisinden sonraki asırların fikir vadilerine kadar nüfuz eder (A.Gölpınarlı: Hafız Divanı, M.E.B. İstanbul l988, Önsöz”.)
"Hafız Divanı" nın kendinden sonra gelen "şair" ler tarafından taklit edilmesinin; çok çeşitli şerhlere tabi tutulmasının; sadece İran"da değil, bir edebiyat dili olarak Farsça"nın geçerli olduğu bölgeler başta olmak üzere bütün edebiyat dünyasında elden düşürülmemesinin sebepleri arasında, O"nun, insani değerlerin ortak sözcüsü olarak kabul görmesi gerçeği bulunmaktadır.
Hafız, şiir ve deyişleriyle hem bir "Gönül adamı" dır, hem şen-şakrak bir sohbet adamı.. "Dil" i gönlüne, "Gönül" ü yaratanına bağlı kişiliği ile ortak bir şiir anlayışının doğmasına vesile olmuştur.
GÖNÜL DİLİ´Nİ HZ. ALİ"DEN ALDI
Hafız-ı Şirazi hakkında dilden dile ve tevatürle gelen bir kıssa, O"nun gönül dilinin Hz. Ali´nin (as) himmetiyle açıldığını göstermektedir.
Kıssa şudur:
Hafız bir Kadir Gecesi vakti, "Baba Kuhi" diye anılan Abdullah İbni Hafif"in merkadinde ibadetle meşgulken yorgun düşer ve uyuyakalır. Bahtlı mekanda uyur-uyanıkken, yakaza halinde Hz. Ali"yi görür. İlmin kapısı Hz. Ali Efendimiz O"na himmetinden Cennet nimetleri sunar. Uyandığında, Hafız artık himmet altında başka bir kişiliktir ve artık dili çözülmüştür.
Hafız Divanı"nda bu olay şöyle anlatılır:
"Dün gece seher vakti, beni gamdan kurtardılar
O gece karanlığında bana can suyunu içirdiler
Ne mübarek seherdi o seher; ne kutlu geceydi o gece
Ki bana bu yepyeni beraeti ihsan ettiler
Artık yüzümü, sevgilinin güzellik aynasından ayırmam;
Çünkü o aynada bana sevgilinin zat cilvesi göründü.."
Bu olaydan sonra halk müfekkiresi Hafız"ı "Himmet altında" bir kişi olarak gördü; şiir ve deyişlerini, kendilerine de bir ilham kaynağı olarak değerlendirdi.. "Hafız Divanı" nın "Lisanü"l-Gayb (gayb aleminin dili)" olarak anılmasının bir sebebi de, O"nun Hz. Ali Efendimiz ile olan bu manevi irtibatıdır.
TEBYAN