Seyyid Hasan Nasrullah’tan Hizbullah ve Lübnan’a dair bilinmeyenler
Ortadoğu’nun ve hatta dünyanın en saygın ve popüler isimlerinden birisi olan Hizbullah Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrullah, dün gece televizyonda Lübnan’a dair son gelişmeleri tahlil etti.
Hizbullah’ın yayın kuruluşu olan El Menar televizyonunda yaptığı konuşmada Seyyid Hasan Nasrullah şöyle dedi; “Bu gece, son günlerde Filistin, Gazze ve Suriye’de cereyan eden olaylardan ziyade ya da uzun bir süredir Bahreyn, Yemen ve Libya’da vuku bulan gelişmelerin dışında bir konuya değinmek istiyorum. Lübnan’ın iç ve dış meseleleri hakkında sizlerle konuşmak istiyorum.”
Lübnan’ın Al Ahbar gazetesinde yayınlanan Wikileaks belgelerini değerlendiren Nasrullah, 2004-08 yılları arasında Lübnan’da Amerikan büyükelçiliği yapan Jeffrey D. Feltman’ın imzaladığı ve gönderdiği belgeleri incelediklerini özellikle de Saad el Hariri ve Lübnan’ın kilit isimleri hakkında olanları değerlendirdiklerini dile getirdi.
Seyyid Hasan Nasrullah şöyle dedi; “Dönemin Amerikan büyükelçisi Jeffrey D. Feltman’ın imzasının bulunduğu ya da kendi izlenimlerinin olduğu bu belgelerin sıhhati hakkında kesinlikle doğrudur diyemeyiz ve tamamını da inkâr edemeyiz. Zaten biz de bu belgeleri iki kısma ayırdık; az da olsa içlerinde bulunan 8 Martçılar hakkındaki belgeler ve ikinci kısım ise belgelerin genelini oluşturan 14 Martçılar hakkında olanlar. 8 Martçılar’a ait olan ve her ne kadar az da olsa şişirilmek istenen, bizler ve yakın çevremiz ile alakalı belgeleri kapsayan bölüm. Bunun içerisinde Emel hareketi, Ulusal Özgürlük Hareketi ve Dürzü lider üstat Velid Canbolad ile alakalı ara bozmak ve Hizbullah’ı kötülemek için ortaya atılan iddialar.”
Wikileaks belgeleri ve diğerlerini bu şekilde kategorilendiren Nasrullah sözlerinin devamında; “Bunları birilerinin gönlü olsun diye değil gerçekler tarih sayfalarına yazılsın diye anlatıyorum. 2006 yılında 33 gün süren Hizbullah-İsrail savaşı sırasında Lübnan parlamento başkanı olan Nebih Berri ile her gün fikir alış verişinde bulunur ve gelişmeleri ortak aldığımız kararlar doğrultusunda icra ederdik. Değerli kardeşim Nebih Berri, her zaman gerek şehitlerimizin akan o yüce kanını, gerekse de Lübnan’ı koruma adına gece gündüz didinmekteydi. Hizbullah’ı ve mücahitleri her daim korumaya çalışırdı. Amaç Lübnan’ın zafere ulaşmasıydı. Abartmış olmayayım ve olsam da yeridir; Nebih Berri’nin o üstün çabası olmasaydı şimdilerde bu elde ettiğimiz siyasi otoriteye belki de asla ulaşamayacaktık. Belki şu anda başka bir konumda olacaktık. Anlatmak istediğim, bu 33 gün savaşında ben de her ne kadar siyasi açıdan merkezden uzak olmasam da Nebih Berri işin siyasi yönünü takip etti ve ben de cephede savaşı yönettim ve elbette Berri de hem benimle birebir diyalog halindeydi hem de bizimle beraber cephede bulunan Emel Hareketi mensubu kardeşlerimizle. Sözün özü işin siyasi boyutunu, Amerikalılarla ve diğer unsurlarla siyasi mücadele ve müzakerat Berri ile vatan savunması da bizim sorumluluğumuzdaydı. Bunun dışında ne zikrediliyorsa, ister Wikileaks belgelerinde olsun isterse de muhaliflerin ortaya attığı iddialar olsun hiçbiri gerçekleri yansıtmamaktadır. Ve şu anda bu dediklerimi de Wikileaks belgeleri onaylıyor ama onaylamasa da bizler için bir sorun teşkil etmiyor.” dedi.
Hizbullah Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrullah daha sonra sözlerine şöyle devam etti; “Bu çetin geçen savaş sırasında kadın-erkek birçok Emel Hareketi mücahidimiz şehit olmuş ve bu yolda hiçbir sorumluluktan kaçınmamışlardır. Ve hala da hem yandaşları hem de yöneticileri son derece samimi ve ihlâslı insanlardır. Zaten bunun aksi olsaydı o muhteşem zaferi elde edemezdik.”
Lübnan içerisinde ortaya çıkarılmak istenen tefrikalara da değinin Seyyid Nasrullah şu konuya vurgu yaptı; “Gerçek şu ki; birçok kişi ve grup şu anda Hizbullah’ın bulunduğu konumdan oldukça rahatsız ve kardeşimiz Emel Hareketiyle aramızda bir ayrılık olsun peşindeler (aynı Hamas ve El Fetih gibi). Zaten bunu da yayınlanan Wikileaks belgelerinde oldukça rahat bir şekilde müşahede edebilirsiniz. Unutulmamalıdır ki; bizler hepimiz aynı İmamın, aynı mektebin, aynı düşüncenin çocuklarıyız. Ve pek tabi bu gücü, bu birlikteliği kıskanıp, çekemeyenler de olacaktır.”
Ulusal Özgürlük Hareketi ve bu hareketin lideri Mişel Aun ile de Hizbullah’ın arasının açılmak istendiğine da değinen Nasrullah; “Savaş dönemi ve sonrasında bu grubun da bizlere olan yaklaşımları oldukça bariz bir şekilde ortadadır. Biz onlarla, onlar da bizimle oldukça iyi ilişkiler içerisindeyiz, herhangi bir ihtilafi konumuz olmadı ve tüm bu anlatılanlar ara bozmaktan başka hiçbir amaç gütmemektedir.” dedi.
Dürzü lider Velid Canbolad hakkında da yorum yapan Nasrullah; “Wikileaks belgelerinin aksine bizler Profesör Velid Canbolad’ı oldukça iyi tanımaktayız. Zaten Sayın Canbolad’ın da kendisi daha önceki konumunun farklılığını bizlere defalarca izah etmiş ve şu yakın tarihte de Hizbullah’la aynı kulvarda olduğunu alenen beyan etmiştir. Öyleyse mademki birinci ağızlar bunları söylüyor, diğerlerine de susmak düşer.” dedi.
Hizbullahın yayın kanadının da neler olduğunu anlatan Seyyid, şunlara değindi; “Lübnan’da oldukça yanlış telakki edilen bir konu da Wikileaks belgelerinin yayınlandığı Al Ahbar gazetesinin Hizbullah’a bağlı olduğu ve Hasan Nasrullah’ın kontrolünde olduğudur. Şimdi sizlere soruyorum; İran ve Suriye gibi iki müttefikimiz aleyhinde durmadan yazı dizileri hazırlayan, Hamas ve İslami Cihad hakkında aralıksız yerici makaleler yayınlayan bir gazetenin bizim kontrolümüzde olması akla, mantığa uyar mı? Din karşıtı içerikler içeren bir gazetenin bize mal edilmesi sizce ne derece doğrudur? Bunları iyi tahlil etmek gerekir.
Bizlerden birebir haber almak ve bizlerin gerçek ve öz olarak ne dediğimizi bilmek isteyenler Hizbullah’ın yayın kuruluşları olan Nur Radyo, El Menar televizyon kanalı ve Hizbullah internet web sayfasıdır. Bunlar bizim ama Lübnan içinde ve dışında yayın yapan bir radyo, televizyon ve gazeteye bizler kesinlikle karışmayız ve onlara şu haberi ver diye baskı yapmayız.”
Öte yandan Al Ahbar gazetesine bizzat müracaat ettiklerini ve 2006 savaşına dair belgelere de ulaşabilirlerse memnun olacaklarını dile getiren Hasan Nasrullah sözlerine şöyle devam etti; “2006 sene 33 gün savaşına dair belgelere ulaşabilirlerse memnun olacağımızı söyledik ve onlar da bizlere bu belgelere ulaştıklarına dair olumlu haberler verdiler. Ama her ne kadar bizzat Hizbullah yetkililerinin müracaat etmelerine rağmen bu belgeler bizlere verilmedi ve bizler de sizler gibi yarın ve ertesi gün bu gazete 2006 yılına dair ne yayınlayacak, bizim aleyhimize mi yoksa lehimize mi bilemiyoruz yalnızca takip ediyoruz.”
14 Martçılar hakkında da konuşan Hizbullah Genel Sekreteri konuyla ilgili olarak şunları beyan etti; “Bu belgelerde yayınlananların zaten birçoğu onlar tarafından inkar edilmediği gibi hatta bazıları beklenenin aksine teyit de edildi. 14 Martçıların da hiç çekinmeden açıkladığı gerçekler olan; 2005 yılında Suriye askerlerinin sınır dışı edilmesini sağlamaları, Hizbullah’ın silahsızlaştırılmasına dair çabaları, onu bir başına ve yalnız bırakma konusundaki hedeflerini zaten kendileri de dile getiriyorlar. Onların asıl endişesi; Hizbullah’tan tam manasıyla nasıl kurtulacağız yönünde ve yine bu konu da Al Ahbar’ın yayınladığı belgelerde bir bir geçmekte.”
Nasrullah; İran’la dostane ilişkiler içerisinde olmaktan iftihar ediyoruz
Saad el Hariri bizleri İran’la içli dışlı olmakla suçlamakta. Elbette şunu dile getirmek zorundayım. Ben İran sözcüsü değilim ama İran’la dostane ilişkiler içerisinde olmaktan, Suriye ile ve birçok ülke ile iyi ilişkiler içerisinde bulunmaktan oldukça mutlu ve huzurluyuz. diyen Seyyid, her zaman bizlerle olan ve bize ellerinden geldiğince yardım eden İran’ı savunmak ve bunca atılan iftiraları bertaraf edip, gerçekleri dillendirmek bizim boynumuzda bir borçtur dedi.
Saad el Hariri’nin iddia ettiği gibi İran Lübnan içerisinde buhran ve krize yol açıyor açıklamalarının gerçekten şaşılacak sözler olduğunu dile getiren Hasan Nasrullah sözlerine şöyle devam etti; “Hariri İsrail’i suçlayacağına kalmış Tahran hükümetini suçlamakta. Oldukça gülünç laflar bunlar. Bu söylenenler de yayınlanan belgeler üzerinden yansıyan sözlerdir. 33 gün savaşında bizim arkamızda duran ve her daim bize yardım eden İran’dı. O olmasaydı biz bu işin için biraz zor çıkardık. Elbette Katar’ı da yardımlarından ötürü göz ardı edemeyiz.”
Son dönemlerde Hasan Nasrullah’ın ve Hizbullah’ın diğer ülkelerin iç meselelerine karışyır yönündeki haberleri ve yorumları değerlendiren Hasan Nasrullah bu konu hakkında da; “Bahreyn meselesine gelince, oradaki problem mezhepsel değil tamamen demokrasiden yoksun gelişen bir olaydır. Hizbullah’ı Bahreyn içişlerine karışmakla suçluyorlar. Bu oldukça anlamsız bir söylemdir. Bizler Müslümanlara karşı olan vazifemizi yerine getiriyor ve bir ülkenin iç siyasetine karışmıyoruz.” dedi.
Konuşmasının sonlarında Saad el Hariri hükümetine yüklenen Hasan Nasrullah şöyle dedi;
“Hariri hükümeti diktatör Arap rejimlerini destekliyor. Onun, bölge halklarını desteklemesi gerekiyor ve bu işi biz yaptığımız zaman da sizler diğer ülkelerin iç meselelerine karışıyorsunuz diyor.”
Bu yakınlarda yıkılan rejimlerin tekrar Siyonist rejim ile kapalı kapılar ardında yeni anlaşmalar imzaladığına da değinen Seyyid; “Az kaldı göreceksiniz, o belgeler açıklanacak ve rezillği göreceksiniz.” dedi.
Lübnan’da en kısa zamanda hükümetin kurulmasına da değinen Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrullah; “Bizler Hizbullah kanadı olarak, Lübnan hükümetinin kurulmasını herkesten çok istiyoruz. Hatırlanacağı üzere hükümeti kurmak için yetkilerin verildiği zaman hemen ortaya mezhepsel ve nasyonal etkenler atıldı ve bu işin olmamasına dair her şey denendi. Bizler Necib Mikati’nin hükümeti en kısa zamanda kurması taraftarıyız.” dedi.
Son olarak da kendilerinin şehadet aşığı olduğunu dile getiren Seyyid Hasan Nasrullah şöyle dedi; “Bugün Arap dünyasında bazı şahsiyetler İsrail ve düşmanların birebir hedefleri arasındadır ve ben de onlardan birisiyim ve bu bizim için bir gurur kaynağıdır. Bizler şehadet âşıklarıyız. Bizim hayatta kalmamız bazılarının oldukça gücüne gidiyor bunu da oldukça iyi biliyoruz.”
RAST HABER