İlkbaharda gönül istemlerimiz özgürlüğümüz gibi…
İlkbaharda sevda, sevgi, aşk kendi demokrasimiz anlayışında…
Ve her kesin kendisi olabilmesiyse…
Kendimiz ve karşımızdakinin farkındalıklarına saygılı olmalıyız…
İlkbaharın güzelliklerini paylaşarak yaşamalıyız. Zira ilkbaharın güzelliği ruhumuzun kendi sorguladıklarının noktalandığı yerdeki zamanın irdelenmesinde geçmişimizin tutsağı olmadan geçmişimizle barışık geleceğimize odaklanmamız bize yakışan olacaktır ilkbaharda…
Ötüken bozkırlarından esen,çimen kokusu
Hoş geldin Ey Nevruz,bize bahar getirdin
Şenliklerle bölündü,kışın derin uykusu
Hoş geldin Ey Nevruz,bize bahar getirdin
Duman duman çiçek açmış ağaçlar
El ele çocuklar,halay çekmeye başlar
Şırıl şırıl dereler, cıvıl cıvıl kuşlar
Hoş geldin Ey Nevruz bize bahar getirdin
Yaylalar şenlenir,koyun kuzu meleşir
uzun bacak leylekler,bacalarda eğleşir
Yanık yüzlü bacılar,yareniyle söyleşir
Hoş geldin Ey Nevruz,bize bahar getirdin
Kimi uzun kimi bodur,kimi yayvan ağaçlar
Desen desen işlenmiş,halı gibi yamaçlar
Dostluktur, kardeşliktir, bütün amaçlar
Hoş geldin Ey Nevruz,bize bahar getirdin
Gelin omuz omuza,Nevruzu kutlayalım
Halay çekip el ele,Oynayıp hoplayalım
Çıkıp dağlar başına,Kardelen toplayalım
Hoş geldin Ey Nevruz,bize bahar getirdin
İçinde yaşadığımız zamanın ruhunu yakalamak mutluluktur. Zamanın bu niceliği ve niteliğini kayda değer olmayan sorgulamalarla kendimizi meşgul edecek her farklı bakışta mutsuzluk getirmemelidir. Hâlbuki dingin ruhumuzun bireysel ve gönülsel güzelliklerinin nedenlerine inilerek ilkbahar sevdasını yaşamak baharın ilk gonca gülünü dalından koparmadan koklamak hep bir yaşam başlangıcı güzelliğini yaşamak gibi olmalıdır.
İlkbaharla ilgili söylenecek yazılacak çok tanımlar olmasına karşın tek öncelik bu ilkbaharı tadında yaşamaktır. Sevdanın, sevginin ve Aşkın yaşanır sürecini durdurmama özeni içinde olmalıyız. Yakında yeşeren dallarında güller tüm güzellikleriyle açacaktır. İlkbahar sevdası ve hayatı hak etmedeki problemin sevdasal, aşksal, sevgisel gönülsel ve beyinsel duruştaki yalın değerleri ışıltılı gül bahçelerinden insan mutluluğu adına gerçek gönüllerinin ortak bahçelerine aksın istemi dileğimizdir.
Canlanır topraklar çayır çimen
Yeşillenip de gelince ilkbahar
Börtü böcek hareketlenir hemen
Yeşillenip de gelince ilkbahar
Açar mis kokulu güzel çiçekler
Rengarenk menekşeler gelincikler
Pır pır uçuşur minik kelebekler
Yeşillenip de gelince ilkbahar
Kırları süsler sarı papatyalar
Güzelim kardelenlerle navruzlar
Vızıldayarak gezinir arılar
Yeşillenip de gelince ilkbahar
Karıncalar sıra sıra dizilir
Uzaklardan leylekler de gelir
Ağaç dikilir, bağ bahçe gezilir
Yeşillenip de gelince ilkbahar
Çağıldayarak akınca dereler
Yatağına sıgmaz coşar nehirler
Yeniden şenlenir dağlar tepeler
Yeşillenip de gelince ilkbahar
Koyunlar kuzular meleşir gezer
İnsan aşık olur türküler dizer
İsmail ilkbaharı da çok sever
Yeşillenip de gelince ilkbahar
Cennet müjdesini almış Müslüman hayret kıyamına kalkar, sevinç rükusuna eğilir ve şükür secdesine nasıl giderse; tabiat da ayni şevki yaşar. Canlanan her zerre zikre geçer.Çiçeklerin de bir dili olduğunu ve her an zikir halinde olduklarını söyler büyüklerimiz. Çimenler üzerinde eda edilen namaz sonralarında dedelerimizin dilinde dökülen şükür ve tefekkür “âmin”lerinden öğrendik. Bildik ki her şeyin sahibi O’dur. Çiçeği yaratmış olan, baharı var eden , Cennet’i de halk eden O’ dur. Kısa zaman öncesine kadar kurumuş çalılara, dallara yeniden “Hayy” ismiyle diriliş emri veren de O’dur. Tefekkür ehli bir Müslümanın ; “Bunca güzelliği görüp de hâlâ seni tanımayanlar, bilmeyenler var mıdır acaba?” sorusunu her daim kendi kendine sorduğu , hayret makamında kendinden geçtiği bir mevsimdir bahar…
Bunca güzellik karşısında akıl ötelere varamamanın acizliği içinde kalarak şaşkınlık ve hayretinin ağırlığını taşıyamadığı için gözlerle paylaşır, bu muhteşem tablo karşısında gizleyemediği hayretini. Sonra akıl kendine gelerek, gözlere: “Nasıl ki her resmin bir ressamı varsa gördüğün bu muhteşem tablonun da bir sanatkârı, bir ressamı var. Hiçbir şey kendi kendine olamayacağı gibi, bu âlem ve içindeki değişimler de kendi kendine olmuyor, bir idare eden, bir yöneten var. Sen, gördüğün bu nakışlardan Nakkaş’ına yönel! O’nu düşün! Bil ki, bunca güzelliği gözler önüne seren sanatkâr, kendini tanıtmak ve bildirmek için bütün bunları gerçekleştiriyor. Gölgelerden hakikate yönel, sen solmayan, ebedi bir baharın taliplisi ol.”
Bahar mevsimi tefekkürün de mevsimi aynı zamanda. Gözlere parmağını sokarcasına, “seyret ve düşün” diyor, her bir çiçek, ağaç ve üzerine basıp geçtiğimiz toprak. O ki bizleri Rabbimize yaklaştıracak en güzel ibadet şekillerinden biridir. Öyleyse kalbimizdeki pası bahar yağmurlarıyla yıkamaya çalışarak, gözlerimizdeki kalın perdeyi ılık rüzgârlarla uzaklara savurarak, eşya ve varlıkları “gönül gözü”yle seyrederek kâinatı ve nesnelerin varlık sebebini anlama çabası içinde, Allah Tealâ’nın eşyadaki tecellilerini okumaya ve onlardaki hikmeti kavramaya gayret etmede baharı bir vesile yapalım. Unutmayalım ki, “Bir saat tefekkür etmek, bir sene ibadetten daha hayırlıdır.”
Bu güzel ibadet için her zaman fırsat var fakat bahar mevsimi, kör olan gözleri, sağır olan kulakları, katılaşmaya yüz tutmuş yürekleri bile halden hale çevirmeye yetiyor. İnat edip kaçmadıkça, gözlerimizi yummayıp, kulaklarımızı tıkamadıkça kokusu, rengi, sesi,bütün güzelliğiyle bizi bu güzel dünyanın içine çağırıyor. “Düşünmez misiniz? Akletmez misiniz? Yaşadığınız kâinata bakıp fikretmez misiniz?” Onun için Kur'ân'da: “Göklerde ve yerde ne varsa, hepsini size O verdi. Şüphe yok ki bunda iyi düşünecek kimseler için ibretler vardır." buyrulmaktadır.
Bahar cezbeye tutulmuş bir derviş, sofi gibidir. Bütün halleri ile Rabbin birliğini haykırır. Lisana gelir, Bilal-i Habeşi olur adeta; Allahu Ekber, Allahu Ekber der. Bahar mevsiminde çiçeklerle süslenen beyazlıklarla kendinden geçen erik ağaçlarının bir dili olduğunu görürsünüz. İşte Tabiat kitabını bir ucundan böyle okumaya başlayınca imanınız kemale ermeye başlamıştır
irib.ir