Tunus’ta yaşanan son gelişmeler ve halkın sokaklara dökülüp çeyrek asırlık “Zeynel Abidin b. Ali”nin diktatörlüğüne son vermesinin ardından şu anda dünya gözlerini bu ülkeye çevirmiş durumda.
Burada, Tunus’ta yaşayan Şiaların durumu hakkında kısa bir rapor sunacağız:
Tunus’un Genel Yapısı
Tunus cumhuriyeti Kuzey Afrika'da, Akdeniz'e kıyısı olan bir Arap İslam ülkesidir. Batısında Cezayir, doğusunda Libya ve Akdeniz, Kuzeyinde de Akdeniz yer alır. Ülkenin güney kısmını Büyük Sahra Çölü kaplar. Yüzölçümü 163.610 metre kare olan ülkenin nüfusu 11 milyon civarındadır.
1881 yılında Fransa tarafından işgal edilerek Fransa’nın sömürüsü altına girdi. İkinci dünya savaşının başlamasıyla Alman ordusu Kuzey Afrika’daki ittihat güçlerini takviye etmek için Tunus’a askeri birlikler indirdi. 1943 yılında Alman orduları Tunus’tan geri çekilmek zorunda kaldı ve ittifak güçleri burada kontrolü ele geçirdi. Bu ülke 1965 yılında yapılan Paris anlaşmasıyla istiklaline kavuşarak bağımsızlığını kazandı.
Tunus ülkesi, 24 şehirden oluşmakta ve “Zambere”, “Karkane” ve “Carbe” adlarında üç önemli adaya sahiptir.
Tunus’ta Şialığın Tarihi
Şia’nın Tunus’taki varlığı İslam’ın ilk yıllarına uzanmaktadır; hatta hicri ikinci asırda Fas’ta kurulan “İdrisiye” hükümeti ile Mısır ve Tunus’ta kurulan “Fatımi” devletinden de eskidir.
Tunus’un asıl sakinleri Ehl-i Beyt bağlıları olan“Berberiler” idi. Bu bağlılık o kadar fazlaydı ki Kerbela faciasının ardından onlar tarafından bugünkü Tunus’ta kanlı kıyamlardan biri gerçekleştirildi. Ümeyye oğulları Medine’de yaptıkları “Herre katliamına” (en kısa zamanda Herre katliamı hakkında bir araştırma sunacağız) benzer bir katliamı da Tunus’ta yaptılar.
Şiaların Kurduğu Fatımî Devleti
Fatımi devletinin ilk halifesi “Ubeydullah el- Mehdi” kendisini “Muhammed b. İsmail b. Cafer Sadık’ın (a.s)” neslinden ve Hz. Fatıma’nın (s.a) zürriyetinden olduğunu söylemiştir. O, 103 yılında İskenderiye’yi işgal ederek Mısır’ı fethetme düşüncesi olduğunu ortaya koymuş ve Fatımi devletinin temellerini 803 miladi yılında Tunus’ta atmış ve sonraları bu devlet Mısır’a kadar uzanmıştır.
Karanlık Sömürü Ve Zorbalık Dönemi
Yeni dönemde bu ülkeyi Fransa sömürüsü altına almıştır. Bu sömürü 1956 yılına kadar devam etmiştir. Ama maalesef bağımsızlıktan sonra da “İslam dini, devlet düzeni ve halkın yaşamından tam olarak soyutlandı.” Bu siyaset düzenine, İran’daki birinci Pehlevi dönemide olduğu gibi “Habib Burgiba” tarafından devem edildi.
1987 yılında “Zeynel Abidin b. Ali” kudreti eline geçirdi. Bin Ali, dinin hayat sahnesinden tam anlamıyla silinmesinin kendi diktatörlüğü için iyi bir sonuç doğurmayacağını anladığı için dini faaliyetlere nispi olarak izin verdi. Örnek olarak Tunus’un İslami çehresini yansıtan “Zeytuniye Üniversitesi”ne yeni bir imaj kazandırdı. Kur’an radyosu kurdu. Kur’ansal faaliyetlere (Kur’an’ın ezberlenmesi ve kıraatine) yardımda bulundu. Hatta İslâm’ın zahiri şeylerine riayet ederek (örneğin hacca gitmesi) kendisini bu şekilde halka göstermeye çalışırdı.
İslami mezhepler
Tunus’u yönetenlerin tarih boyunca ki siyasetleri; bu ülkede “Maliki” mezhebinden başka bir mezhebin yayılmamasına yönelik olmuştur. Bundan dolayı Tunus halkının mezhebinin çoğunluğunu malikiler oluşturur. Bu ülkede maliki mezhebinin haricinde “Şia”, “Hanefi” ve “Abazi” (havaricin kalıntıları olan mezhep) mezhepleri de bulunmaktadır.
Bu ülkedeki lâik rejim yönetimlerinin getirisi şu olmuştur ki ülkedeki bazı Müslümanların – Din ve Kur’an’a oldukça bağlı olmalarına rağmen- dine bakış açıları sekülerdir. Örneğin başörtüsü ve hicabın Müslümanlığın bir cüzü olmadığını ve onlar için hicapsız olarak açık bir şekilde dolaşmak gayet normal bir durumdur. Ama şimdi öyle bir durum oluştu ki tarihin yeniden canlandırılması ve Fatımiler gibi bir konuma gelmeyi arzulamaktadırlar.
Çağımız Tunus’unda Şia
Diğer Afrika ülkelerinde olduğu gibi Tunus’ta da üç çeşit “Ehl-i Beyt sevgisi” vardır:
-
Eski Şialar
-
Yeni Şia olanlar (müstebsirler)
-
Ehl-i Beyt’e sevgi besleyen ve bağlı olan Ehli Sünnet
Tunus Müslümanlarının çoğunluğu akide olarak Ehl-i Beyt’e oldukça bağlıdır, amel olarak da Malik ibni Enes’e bağlıdırlar. –ki fıkhi olarak Şia’ya en yakın mezheplerden biridir- bundan dolayı Tunus halkının hepsini Şialıklarından habersiz Şia olarak adlandırabiliriz!
Ehl-i Beyt’e bu bağlılığın yanında Tunus’taki yeni Şialar yani sonradan Şia olanlar. Bunlar şu anda kendilerini “Mezhebi Şialar” ve “Siyasi Şialar” olarak ikiye ayırmaktadırlar.
Siyasi Şialardan maksat: görüşleri siyasi olarak Şia mezhebine mütemayil olan kişilerdir. Mezhebi Şialardan maksat ise araştırarak ve tahkik ederek Şia olanlardır.
Aynı şekilde batı ve Asya ülkelerinde bir çok Tunuslu Şia yaşamaktadır. Bunlardan biri “İmaduddin el- Hamruni”dir. Bu şahıs Bin Ali’nin diktatörlüğü döneminde “Dünya Ehl-i Beyt Kültür Kurultayını kurdu. Aynı şekilde önemli miktarda Tunuslu, Kum İslami ilimler merkezinde ders okumaktadırlar.
Şia’nın Kalmasının Sırrı Aşura’dır
Siyah kıtada Şia’nın nişanelerinden biri Muharrem Ayı merasimleridir. Bu merasimler Tunus ve diğer Afrika ülkelerinde göze çarpmaktadır. Fatımi devletinin Tunus’ta kurulmasının ardından Şia mezhebi ve Aşura merasimleri gibi ondan kaynaklanan gelenekler bu ülkenin toplumsal ayinlerinden biri oldu. Öyle ki son zamanlara kadar Aşura günü bu ülkede resmi tatildi.
Tunus halkı – Sünni olsun Şia olsun- Muharrem Ayında evlilik ve sünnet gibi programlardan kaçınmakta ve böyle programlar düzenlememektedir. Onlar hatta yas ve ağıt meclislerinde renkli yiyeceklerden kaçınmakta ve yememektedirler. Aşura sabahı kabristanlıklara giderek yakınlarının mezarlarını ziyaret etmektedirler. Onların inancına göre tüm ölüler Aşura günü kabirlerinde hazır bulunarak yaşayan yakınlarının onları ziyarete gelmesini beklemektedirler.
Tunus halkı, Aşura akşamları kuru otlar yakarak (buna eciybe demektedirler) alevlerinin yükselmesiyle havaya ateş etmektedirler. Bununla Kerbela çocuklarının mutlu olacaklarını düşünmektedirler.
Öteki ülkelerde olduğu gibi – özellikle kapalı ve diktatörlükle yönetilen ülkelerde- kavim, mezhep ve azınlıkların sayısı dakik olarak belli değildir, Tunus’ta yaşayan Şiaların sayısına gelince (yani akide, ahkam ve muhabbet açısından Ehl-i Beyt’e (a.s) bağlı olanlar ve resmen on iki imam Şia’sı sayılanlar) şu ana kadar iki geçerli istatistik yayınlanmış durumda.
1. “Dünya Ehl-i Beyt Kurultayı”nın 2008 yılında yayınladığı istatistik:
Bu istatistiğe göre 10 milyonluk Tunus’ta yaklaşık olarak 196.000 Şia yaşamaktadır.
2. Amerikan Din ve Sosyal Hayat Enstitüsü “PEW”in 2009 yılında yayınladığı istatistik.
Bu istatistiğe göre 10.102.000 bin nüfuslu Tunus’ta yaklaşık olarak 102.000 Şia yaşamaktadır.
Tunus Şialarının Coğrafi Dağılımı
Tunus Şiaları genellikle ülkenin güneyinde “Kafsa”, “Susa”, “Mahdia” Kabise” ve ülkenin başkenti “Tunus”ta yaşamaktadırlar. Yaşadıkları ortam ve eğilimlerden kaynaklanan durumdan dolayı bazen aralarında ifrat ve tefrit görülmektedir. Ama genel olarak Tunus Şiaları sade bir yaşantıya sahiptirler. Bazı ülkelerdeki önde gelen Şiî liderlerle Şia’nın merkezi konumundaki ülkeler arasında görülen ihtilaflar bu ülkede yaşanmamaktadır.
Tunus’un Kafsa ahalisinden olan, sonradan Şia olmuş ünlü müstebsir “Doktor Seyyid Muhammed Ticani Semavi” –ülke veya ülke dışından olsun- halkın Ehl-i Beyt mezhebine eğilimine çok katkıda bulundu.
2007 Temmuz ayında haftalık “el- Vatan” dergisi –ki basçı bir yaklaşımları bulunmaktadır- “Nasıl Şia oldular ve neden…? Adında bir makale yayınladı. “Ticani”, “Mübarek Bağdaş” gibi dokuz kişinin resimlerini de dergiye koyarak “Şia’nın nasıllığı, Tunus’ta Şia mezhebinin yayılış keyfiyeti, Tunus Şialarının sorunları ve geçici nikah” gibi konuları inceleyerek Tunus Müslümanları arasında fitne çıkarmak için çaba sarf etti. Daha sonra bu dergi halktan Şia hakkındaki görüşlerini e-posta yoluyla kendilerine bildirmelerini istedi. Ama Allah’ın lütfü ve keremiyle bu komplo tutmayarak halkın bu mezhebe yönelmesine sebep oldu.
Tunus Şialarının en büyük endişesi yeni yetişen çocukları, yani yeni nesildir. Endişelerinin sebebi batı ve vahabiler tarafından öz İslam’a karşı başlatılan kültürel savaştır.
Şimdi, diktatör Bin Ali’nin devrilmesinin ardından, Tunus’taki Ehl-i Beyt taraftarlarının nasıl bir tutum takınacakları ve bu ülkenin geleceğindeki rollerine bakmak gerekir.
ABNA.İR