Kimlik bilgisi
Adı: Muhammed
Künyesi : Ebu Cafer
Lakabı : Bakır
Baba adı : Ali ibn Hüseyin
Anne adı: Fatıma bint Hasan
Doğum yeri: Medine
Doğum tarihi: 1 Recep 57.h.
Peygambere (s.a.a) olan yakınlığı: Torunu
Şehadet yılı :7 Z.Hicce 104 veya 107 h.
Şehadet yeri : Medine :
Şehadet sebebi : Emeviler'den İbrahim bin Velid'in zehirlemesi
Çocukluk dönemi
İmam Bakır (as) dört yaşına kadar Medine'de idi Muaviye'nin ölmesi ve Yezid'in baskılarının başlaması ile İmam Hüseyin ve babası ile beraber Mekke'ye ve daha sonra Kufe'ye hareket etti ve Kerbela'daki Ehlibeyt katliyamına dört yaşında şahit oldu ve daha o yaşlarda uzun yolculukların ve esaretin sıkıntılarını tattı.
İmam Bakır (a.s)’ın değerli babasının ismi İmam Zeyn’ul- Abidin (a.s), değerli annesinin ismi ise İmam Hasan (a.s)’ın kızı Fatıma’dır. Bu yüzden İmam Bakır (a.s)’a, baba ve anne tarafından, hem Haşimi, hem de Alevi demişlerdir.
İmam Sadık (a.s), İmam Bakır (a.s)’ın annesi Fatıma hakkında şöyle buyurmuştur: “O, Sıddika (doğru konuşan) biri idi. Âl-i Hasan (İmam Hasan -a.s-) evlatları arasında onun gibi bir kadın görülmemiştir.”
Hazretin en meşhur lakabı, Resulullah (s.a.a) tarafından kendisine verilen “Bakır” lakabıdır. Cabir bin Cufi, İmam Bakır’a bu lakabın verilmesinin sebebini şöyle açıklamıştır: “İnnehu bekar’el- ilme bakren” yani İmam Bakır (a.s) ilmi tam manasıyla yarıp açıklamıştır.
İmam Bakır (a.s), ömrünün üç yılını İmam Hüseyin (a.s)’ın imameti döneminde, otuz sekiz yılını da değerli babasının yanında geçirmiştir. Hicretin 95. yılında değerli babası İmam Seccad (a.s)’ın vefat etmesiyle Hazretin İmamet dönemi başlamıştır.
İmamet dönemi
Bu verimli dönem, oğlu İmam Sadık (a.s)’ın tanıklığıyla 19 yıl iki ay sürmüştür. Bu dönem Emevi halifelerinden olan Velid bin Abdulmelik (H. K. 96), Süleyman bin Abdulmelik (H. K. 101), Yezid bin Abdulmelik (H. K. 105) ve Hişam bin Abdulmelik (H. K. 125)’in hükümdarlıkları dönemine rastlamaktadır.
Bu dönem Emevi kendi aralarında ve onlarla Abbasiler arasındaki hilafet ve saltanat çekişmesi yüzünden Ehlibeyt'ten gafil olmuş ve çalışmalarına nezaret edememişlerdir, İmam Bakır (as)'da bu fırsatı değerlendirerek Ehlibeyt mektebini halka anlatmış, Kuranı ve Sünneti hakkıyla beyan etmişlerdir
Kerbela vakıasının meydana gelişi ve Ehl-i Beyt'in mazlumiyeti -ki o dönemde Ehl-i Beyt'i temsil eden dördüncü imamdı- insanlara Ehl-i Beyt'i sevdirmiş ve onlara aşık kılmıştı. Bu etkenler el ele vermiş, milleti özellikle Şia toplumunu sel gibi Medine'ye ve beşinci imamın huzurlarına akıtmıştı. Böylece beşinci imam için geçen imamların hiç birinin zamanında meydana gelmeyen İslami gerçekleri ve Ehl-i Beyt'in öğretilerini yayma imkanı ve ortamı oluştu. Beşinci imamdan nakledilen sayısız hadisler, rical kitaplarında ve fihristlerinde yazılı çeşitli İslami konular dalında o hazretin mektebinde eğitilen ve yetişen sayısız Şii bilginleri ve alimleri sözümüzün açık tanığıdır.
İmam Bakır (a.s), “Medine” şehrinde, Emeviler'in fikri ve ameli sapıklıklarına karşılık olarak asil diyaneti diriltme yolunda çok önemli çaba ve teşebbüslerde bulundu. O çabalardan bazıları, İslamî toplumda Ehl-i Beyt (a.s)’ın fikir ve görüşlerini savunup açıklayabilecek bazı fakih ve bilginler yetiştirmek olmuştur. Örneğin: Cabir bin Yezid-i Cufi, İmam Bakır (a.s)’dan yetmiş bin hadis öğrenmiştir. Zurara bin A’yen, Ebu Besir-i Muradi, Muhammed bin Muslim ve Bureyd bin Muaviye, İmam Zeyn’ul- Abidin ve İmam Bakır (a.s)’dan pek çok hadis öğrenip onları halka öğretmişlerdir. İmam Bakır (a.s) onların hakkında şöyle buyurmuştur:
”Eğer bunlar olmasaydı, kimse hidayet yolunu bulamazdı. Bunlar dinin koruyucuları, ve babamın, Allah’ın helal ve haramına olan eminleridir. Yine onlar dünya ve ahirette bize doğru yarışanlardır.”
Zikredilen şahıs ve diğer kimselerin İmam Bakır (a.s)’dan naklettikleri rivayetler, Şia fıkhının büyük bir bölümünü oluşturmaktadır.
Şehadet
Nihayet O mazlum İmam, Hişam bin Abdulmelik’in komplosuyla zehirlendi ve Hicretin 114. yılında Zilhicce ayının yedinci günü 58 yaşında iken gözlerini dünyaya kapattı. Mübarek naaşı ise, Baki mezarlığında, babası İmam Seccad (a.s) ve babasının amcası ve annesinin ceddi olan İmam Hasan (a.s)’ın kenarında toprağa verildi.
Muhammed b. Munkedir şöyle diyor: Ali b. Hüseyin'den (a.s.) daha üstün birini görmedim, hatta bir gün onun oğlu Muhammed'i (a.s.) görüp nasihat etmek isterken o bana nasihat etti.
(Tahzib-ut Tahzib, c: 9, s: 352)
Şia'nın beşinci imamı "Bâkır" lakabı meşhur olan Muhammed b. Ali b. Hüseyin'dir (a.s.). Doğumunun hicri 58 yılında olduğu söylenmiştir.[1] Yakubî O Hazretten şöyle naklediyor:
Ceddim Hüseyin (a.s.) şehid edildiği zaman ben dört yaşındaydım. O Hazretin şehid edilişini ve o gün başımızdan geçenlerin tümünü hatırlıyorum.[2]
Yakubi, İmam'ın 117 hicri yılında şehid edildiğini söylemiştir fakat şehadet yılının 114 yılı olduğu daha çok rivayet edilmiştir.[3] İmam Bâkır (a.s.), İbrahim b. Velid b. Abdül Melik tarafından zehirlenerek şehid edildi ve Baki kabristanında defnedildi.[4]
O Hazretin imamet delilleri Şia kitaplarında geniş ve detaylı bir şekilde ele alınmıştır[5] ve genel olarak imamların kendi zamanlarının zorlukları karşısındaki şiarları olan yüzüklerinin nakşı İmam Bâkır'ın yüzüğünde (Tüm izzet Allah'ındır) cümlesinden ibaret idi.[6]
Şiilerin beşinci imamı "Bâkır" lakabıyla meşhur olmuştur. "Bâkır" yaran anlamındadır. Bu terimin tevzihinde Cabir b. Yezid Cu'fi şöyle demiş:
O Hazret ilmi yarıp onun remz ve inceliklerini aydınlattı.[7]
Yakubi şöyle yazıyor:
İlmi yardığından dolayı "Bâkır" diye adlandırıldı.[8]
Muhammed b. Mükerrem de "Bâkır" kelimesi hakkında şöyle demiş:
Fazla ilim ve mala sahip olmaya "tabakkur" derler. Muhammed b. Ali b. Hüseyin b. Ali (a.s.) de ilmi yarıp onun temellerini teşhis ve ilmin dallarını temellerinden istinbat etme tarzını beyan ettiğinden dolayı ona "Bâkır" denilmiştir.[9]
Cabir b. Abdullah Ansari İmam Bâkır'ın (a.s.) fazileti hakkında bir rivayet nakletmiştir ve İbn-i Şehr Asub'un yazdığına göre bütün Medine ve Irak fahikleri bu rivayeti nakletmişler.[10] Cabir bu rivayette şöyle diyor: Resulullah (s.a.v.) bana hitap ederek şöyle dedi:
"Sen benden sonra bir müddet yaşayacak ve bana çok benzeyen ve adı benim adımdan olan bir evladımı ziyaret edeceksin. Onu gördüğünde selamımı kendisine ilet ve bu siparişini mutlaka yerine getir, müsamaha etme."
Tarih-i Yakubi'de bu hadisin devamının şöyle olduğu yazılmıştır:
"Cabir yaşlanıp ölümünün yaklaştığını görünce durmadan "Ya Bâkır! Ya Bâkır! Nerdesin?" diyordu. Nitekim bir gün O Hazreti görüp kendisini ona iletti. O Hazretin el ve ayaklarını öperek "Babası Resulullah'a (s.a.v.) benzeyene babam ve anam feda olsun. Resulullah (s.a.v.) sana selam söyledi" diyordu.[11]
Bu rivayet İmam Sadık'tan (a.s.) da nakledilmiştir ve O Hazret bu rivayetteki "Bâkır" kelimesini yüce babasına mahsus olan bir fazilet olarak nitelemiştir.[12]
Bu rivayetin Resulullah'tan (s.a.v.) nakledilmesi İmam Bâkır'ın (a.s.) bu lakapla meşhur olmasına neden oldu ve bundan sonra da O Hazretin meclisi çok sayıda Ehl-i Sünnet rivayetçi ve hadisçilerinin toplantı ve yararlanma merkezi olunca bu lakap amelen kendisini gösterdi.
Zeyd b. Ali Hişam'ın yanında iken, Hişam İmam Bâkır'ı (a.s.) bakara kelimesiyle vasıflandırmakla O Hazreti tahkir etmek isteyince Zeyd şöyle dedi:
"Peygamber onu "Bâkır-ul ilim" diye adlandırdı, sen ise bakara diye mi adlandırıyorsun? O halde Resulullah (s.a.v.) ile senin aranda mutlaka ihtilaf olmalıdır."[13]
---------------------------------------------------------------------------------------------
[1] Keşf-ül Ğumme, c: 2, s: 177, Tebriz basımı/Bihar-ul Envar, c: 46, s: 217-218.
[2] Yakubi, c: 2, s: 320.
[3] El-Marifetu vet-Tarih (el-Fesva), c: 3, s: 346/Tarih-i Ebi Zaret-id Dimaşki, c: 1, s: 294-295.
[4] El-Fusul-ul Mühimme, s: 221.
[5] İsbat-ül Hüdat, c: 5, s: 263/İsbat-ül Vasiyet, s: 142/Bihar-ul Envar, c: 46, s: 229 ve sonrası/Kâfi, c: 1, s: 305/A'lam-ul Vera, s: 260/El-Basair, c: 4, Bab: 48/el-İmamet vet-Tabsire, s: 62-63 müesseset-ül İmam-il Mehdi.
[6] Kafi, c: 2, s: 473/Hilyet-ül Evliya, c: 3, s: 186/Tarih-i Cürcan, c: 419.
[7] İlel-üş Şerayi, c: 1, s: 233.
[8] Yakubi, c: 2, s: 320.
[9] Lisan-ul Arap "Bâkır" kelimesinin izahında.
[10] Bihar-ul Envar, c: 46, s: 294.
[11] Yakubi, c: 2, s: 320/el-Muntahab min Zeyl-il Müzil (Taberi), s: 642.
[12] El-İhtisas, s: 62.
[13] Uyûn-ul Ahbar, İbn-i Kutaybe, c: 2, s: 212.
Tebyan